- BIST 77.898
- Altın 128,241
- Dolar 2,9840
- Euro 3,3058
- Adana : 35 °C
- İzmir : 38 °C
- Ankara : 32 °C
- Fethullah Gülen'in Papa'ya mektubu ve önerisi
- Norveç'ten Finlandiya'ya 100. yıl hediyesi: Dağ
- 15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecek
- Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaret
- Cilt bakımında arı sütü kremi faydaları ve yararları
- Hadım cezasına hukukçulardan dikkat çeken uyarı
- Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandı
- Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandı
- TEOG Türkiye birincisi Cumali Kankılıç Başkan Sözlü’yü ziyaret etti
- Adana’ya "Demokrasi Sokağı"
- Anne incir toplarken öldü, kızı sinir krizi geçirdi
- Katil zanlısı tutuklandı
- Ezgi Manlacı, Adana ASKİ'de kaldı
- Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli
- Beştepe’de kritik zirve
“Kırım’da Büyük Fitne”

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar
Türkiye’de aylardan beri süren “siyaset” tartışmaları tam “bitti” derken yeni bir gündeme taşındı. Ama bizim gündemimiz “tarih” ile sınırlı kalacak. Çukurova’da bugün binlerce Kırım ve Nogay göçmeni yaşamaktadır. Bu yüzden Kırımla ilgili bu yazımız onların ilgisini çekecektir. Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında ise 1771 yılında Kırım’da kurulan çirkin tezgahın bugün Kıbrıs’da uygulanmaya çalışıldığı endişeleri mevcut. Bu bakımdan da makalemizin geçmişten günümüze bir köprü kuracağına inanıyoruz.
Kırım Tatarları Cengiz Han soyundan gelmekteydiler. Kırım Hanlığı Osmanlı yönetimine geçtikten sonra uzun süre Osmanlı ordusunun akıncı gücü olarak hizmet verdi. Kırım’ın yöneten kişiye “Han”, veliaht şehzadesine “kalgay”, onun da vekiline “Nureddin” denilmekte ve hepsi “Giray” olarak anılmaktaydı.
Kırım atlılarının en büyük gelir kaynağı Lehistan ve Rusya/ Ukrayna içerisine yaptıkları akınlarda aldıkları ganimetlerdi. Bir defasında Moskova yakınlarına kadar akın yaparak 50.000 esir ile geri dönmüşlerdi. Aldıkları esir o kadar fazla idi ki akıncı birliğinin güvenliği bile tehlikeye atılmıştı.
1577’den sonra güçlenmeye başlayan Rus knezliği, bir taraftan askerȋ gücünü artırırken bir yandan da Kırım hanları, Kırım mirzaları arasına fitne ve fesat tohumları ekiyor ve onları bölmeye, Osmanlı’dan uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Kırım içlerine dağılmış olan Rus casusları Kırım han ailesinden gelenler arasındaki “hanlık” kavgasını körüklüyor, bir taraftan da onların gururlarını okşayarak Osmanlı’dan uzaklaştırıyorlardı.
Sürekli tekrarlanan bu sözler çoğu Kırım mirzasında pek etkili olmasa bile muhalif durumda bulunan mirzalar bu sözlere kanmaya daha yatkın durumdaydılar.
1768’de başlayan Osmanlı-Rus harbi Kırım meselesinden çıktı. Adana Beylerbeyi Karslızȃde Hasan Paşa bu savaşta Özi Kalesi muhafızı iken vefat etti. 1774’e kadar süren bu savaşta 1771 yılında Kırım başkomutanı olan İbrahim Paşa, binbir yokluk ve hıyanetten dolayı ümitsizliğe kapılmayarak çalışıp çabalıyordu. Bu vatansever general parmağındaki elmas yüzüğünü ve kıymetli eşyalarını satarak askerinin maaşlarını yetiştirmeye gayret ediyordu. Askerini Kırım’ın kilit noktası olan Ur-kapı’ya gönderen İbrahim Paşa burada ihanetin çirkin yüzünü gördü: 30.000 kişilik Rus ordusunun yanında 60.000 Nogay ve Tatar kuvveti vardı. Rusların fitnelerinden etkilenen Kırım Tatarları, Kırım Hanı Selim Giray’ı kandırarak Osmanlı askerini almadan Ur-kapısını kendi askerleri ile korumak üzere gittiler. “İki seneden beri Ruslarla olan savaşlarda, kahramanlığı biz yapıyoruz ancak nȃm Osmanlı askerinin oluyor. Bu defa biz başlı başımıza gidip düşmanla savaşacağız” diyorlardı. Ancak Rusların ağır top ateşi karşısında tutunamayan Kırım süvarileri Tuzla mevkiine çekildiler. Ruslarla birlik olan Tatarlar kale kapılarını açıp düşman askerini içeri aldılar ( 8 Temmuz 1771). Kırım’ın “kilidi” kırılmıştı. Kısa süre sonra Bahçesaray ve Kırım düşman tarafından istila edildi. Selim Giray, İstanbul’a kaçtı. Zengin, fakir herkes yollara dökülüp bulabildikleri deniz taşıtları ile kendilerini Anadolu sahillerine atmaya çalıştılar[1].
Amacımız Kırım’ın acı hikȃyesini uzun uzun anlatmak değil. Ama tarihten yeteri kadar ders almadığımızı açıkça söyleyebilirim. Tarihte, dış tahriklere kanan, bunları kendi şahsi çıkarları için uygun gören Şahin Giray[2]’lar her zaman çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır. Şimdi Kıbrıs’tan burnumuza çok kötü kokular gelmeye başlamıştır. Kıbrıs’ın Kırım’ın akıbetine uğraması söz konusudur. 1974 yılından beri kalıcı çözüme kavuşturulamayan Kıbrıs meselesi, Türk tarafın yapmış oldukları fedakȃrlığa ve Birleşmiş Milletler Kararı’na rağmen çözülememiştir. Bu meselenin çözümüne engel olanlar bir taraftan da Kıbrıs Türk halkını tahrik ederek Anavatan desteğinden mahrum bırakmaya çalışmaktadırlar. Yapılan oyun, kurulan tezgah o kadar aynıdır ki “biz bu filmi görmüştük” demekten insan kendisini alamıyor.
Umarım Kıbrıs halkı, Kırım halkından gerekli dersi almış ve başsız insan olamayacağı gibi başsız toplumun da olamayacağını görmüştür.
Çukurova’ya yerleştirilen Kırım ve Nogay Tatarlarının karşılaştıkları zorlukları bir lisans tezi olarak bir öğrencime verdim. Tez bittiği zaman onun sonuçlarını da sizlerle paylaşacağım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
- 15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı25 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- 15 Temmuz Demokrasi Saldırısı19 Temmuz 2016 Salı 06:00
- Bir Demokrasi Şehidi: Cavit Bey04 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00
- Sosyal Cinnet: Ankara Üniversitesi’nde 4 eczacı öldürüldü27 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Bir Anı: Tatar Dostlarımla Bir Cuma Namazı20 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- Gabriel Noradunkyan Efendi13 Haziran 2016 Pazartesi 06:00
- IV. Uluslararası Balkan Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nun Ardında07 Haziran 2016 Salı 06:00
- “Amid” Adı Üzerine31 Mayıs 2016 Salı 06:00
- Babasına İhanet Edenden Kime Ne Fayda Gelir23 Mayıs 2016 Pazartesi 06:00
- Bağdat’ta Bir Zorba: Bekir Subaşı16 Mayıs 2016 Pazartesi 08:54
- Bozok sempozyumu'nun ardından12 Mayıs 2016 Perşembe 06:00
- Taner TalaşNe yaptığımızın farkında mısınız?

- Doğan GülbasarFETÖ’yü sadece Erdoğan bitirirdi!

- Osman PALAMUTBilgi kirliliği ve asılsız ihbarlar

- A.Kadir TUNÇERTarihe düşen cemre!

- İrfan CANSol yanın acıyor mu Türkiye'm

- Sedat MEMİLİKüçük müdürlerin küçük kapısı

- Zekeriya SOYDANZekeriya Soydan: Şebbihalar!

- Mehmet AkdoğanOral Korurlar ve yaşam ilkeleri

- Talat ÖzyürekDemokrasi nöbetinde düşündüklerim

- Yüksel MERTMilli irade için demokrasi

- Dr. Ömer ULUÇAYDarbe teşebbüsü ve mitingler

- Mahmut KORKMAZMillet korku duvarlarını yıktı

- Tülin ERSOYÜzerimize ölü toprağı mı serpildi?

- Uğur BaşaranSözlü inandırıcılığını yitirdi

- Foto-YorumHastane çöplerini okulun önüne atıyor!

- Hasan Çevikİkinci islam

- Prof. Dr. Yılmaz KURT15 Temmuz DARBE Girişiminin BATI Ayağı

- Orhan GöktaşPKK,Ermeniler,Zerdüştler ve İslami Terör

- Arif GökçeHayatımızı ibadet kılabilmek

- Hasan Hüseyin TÜRKTopa ayağını uzatan trilyonlar istiyor

- Aziz Terziİsrail Varlığı ile İlişkilerin Normalleşmesi Üzerine

- A. Niyazi SertkalaycıPRAG bu işleri

Haber Yazılımı: CM Bilişim

.20160727090929.jpg)












