Kudret Sönmez ve 'boynumdaki kelebek'

Bazı köpekler bazı insanlardan asildir…
Gözlerinde iki damla yaş, hüzünle bakan bir köpek resminin önünde durdum. Bir zincir resmin önünden akıp ötekine gitmemi engelledi: İki gözü iki çeşme Hüzünlü bakan bir köpek…
Gençlik. Mersin’de geniş toprakları olan çiftçi arkadaşlarımızla toplanıp eğlendiğimiz olurdu. Özellikle bir arkadaşımın çok değer verdiğim bir köpeği vardı. Gittiğim zaman sevgiyle üzerime atlar, elimi yüzümü yalardı. Tiksinmediğim ve rahatsız olmadığım tek köpekti. Henüz dışarıda zararlı barut kokularının bizi beklemediği zamanlardı. Sonra, bir kâbus gibi çöktü 12 Eylül.
Pis teneke ve paslı metal kokusu gibi bütün ülkeye yayıldı.
Mutluluk, haz, amaç, özgürlük, yaratıcılık, aydınlık gibi insanın düşünsel evrimine katkı olacak bütün güzelliklerin içine sindi, o pis barut kokusu. Ve, soruşturmalar, yakılan yok edilen kitaplar, kaçmalar ve gözaltılar… Baskı ve işkenceler…
“Doğu dalga dalga vurdu / Taht bir yana şah bir yana
Behrengi’nin soluğunda / taht bir yana, şah bir yana…”
Aileler, arkadaşlar, dostlar, ayrı ayrı yanlara savruldular.
Bazı arkadaşlarımız, bu pis kokudan mide bulantısı olarak nasibini alırken bazıları da pis kokuyla alışık, barışık yaşamaya başladı.

Birkaç yıl sonra rüzgâr dindi ve ben, savrulmuş olmanın yarattığı tahribatları giderme kavgasına düştüm. O köpeği olan arkadaşımı ziyarete gittim. İnanılmayacak kadar soğuktu. Neredeyse “Siz kimsiniz, sizi tanıyamadım?” diyecek kadar, pis kokuyla barışık olduğunu dehşetle gördüm. Ne diyeceğimi ve hatta ne yapacağımı bilemedim. Daha iki yıl önce, şu an durduğumuz yerde birlikte şakalaşıp birkaç duble de içiyorduk. Dondum kaldım. O sırada, uzaktan köpeğin koşarak geldiğini gördüm. Üzerime öyle bir atladı ki yere yıkıldım. Sevinçten yüzümü yalıyor, kuyruğunu sallıyor… Zorla ayağa kalktım. Tanıdığıma (artık arkadaş diyemiyorum):
“Bu köpek senden asilmiş” diyebilmiştim. Başka da hiçbir şey demeden orayı terk ettim. Köpek, gelebileceği en uzak mesafeye kadar beni oynayarak sevinerek yolcu etti.
“Bazı köpekler bazı insanlardan asildir.” Bu düşüncemi hala savunurum.
Ressam Kudret Sönmez dostumun yapmış olduğu resim ilk anda bana bunları çağrıştırdı.
11 Aralık 2015 Günü açılan Ressam Kudret Sönmez ve Boynumdaki Kelebek sergisi. AÇS Sanat Galerisi’ne erken gittim. Kapının ilk girişindeydi hüzünlü köpek. Bir de zihnimden Orhan Veli’nin dizeleri geçerken dudaklarımda acı bir tebessüm oluştu.
“Garibim / Ne bir güzel var / Avutacak gönlümü / Bu şehirde, / Ne de tanıdık bir çehre;
Bir tren sesi / Duymaya göreyim / İki gözüm iki çeşme.”
Kudret dostuma sordum.
“Şüphesiz hepsi senin eserin ama en fazla sevdiğin?”
“Şu senin baktığın iki gözü iki çeşme olan köpek… Bu DAHAYKO’nun Kurucusu Güngör Örücü Hanımefendi’nin köpeği. Bu resmi yaptım ama, bakınca ayrı bir duygu kaplıyor yüreğimi.”
“Hepsi bir kenara da neden köpek resimleri?”
“Bunun da benim için hikâyesi var elbette. Bundan önce ‘Gözcükler’ Adlı resim sergisinde sergilenen bir çalışmam tahmin ettiğimden fazla ilgi gördü. O bir köpek resmiydi. Tabi bundan mutlu oldum. Bu olay köpek resimlerine yoğunlaşmama neden oldu. Sadakati, koşulsuz sevgiyi, hayvan sevgisi gibi birçok temel duyguyu da yansıtmış oluyoruz.”
“Neden Boynumdaki Kelebek? Ben duvarlarda (pır pır eden sizin yüreğinizden başka) kelebeği çağrıştıran hiçbir şey göremiyorum”
“İzin verişeniz, bu sorunuzu 2012 yılında okuyucularımla paylaşmış olduğum bir yazıyla anlatmak istiyorum…”
“Lütfen Buyurun”
“Bu gün Yine Bayram başlıklı bir yazımdı. Yazının son bölümünde boynumdaki kelebek ile ilgili konuyu şöyle anlatmıştım.
…Bayramlara dair yazılacak ne çok şey var(mış)… Haaa! Şimdi aklıma geldi; içimdeki gökyüzünde yıllardır uçuşan o ukde…
Boynumda bir kelebeğim olmadı benim…
Yani bir papyon kravat takmadım hiç… Ne bayramımda, ne düğünümde, ne de ayrılığımda; iki beyaz yakamın arasına bir kelebek konmadı.
Parasızlık desen, değil… Zamansızlık desen, belki… Savsaklama desen, kesinlikle…
Desenize:
Ne de çok boşlamışsın hayatı… Bir kelebeğin yirmi dört saatini…
Boynuna saramamışsın. Aslına bakarsanız hâlâ titreşiyor…
Yutkunma yerimde kımıl kımıl bir duygu demeti…
Papyonunu bekliyor...”


Değerli okuyucu, Bugün Yine Bayram başlıklı yazıyı, Sayın Kudret Sönmez bana ulaştırma nezaketinde bulundu. Çok etkileyici ve duygu yüklü bir yazıydı. O yazıda geçen ““Sokakta artmaya başlayan akran çığlıklarına karışan maytap, mantar ve diğer patlayıcı sesleri… Dışarıda, zararsız (!) bir barut kokusu bizi beklerdi.” Cümlesi bu gün bile bana ilham kaynağı oldu ve girişteki “Zararlı Barut Kokusu” deyimi bu yazıdan esinlenmiştir.
DUYGULARIN RENGİ
Duygularında bir rengi olduğunu Kudret Sönmez’i tanıdıktan sonra öğrendim.
Ana renkler, doğadaki nesnelerinin birer yansımasıdır. Doğada var olan bütün nesnelerin,- insan teninden, ağaç dalına, topraktan, bulutlara kadar- rengi, bu ana renk olan yedi rengin farklı oranlarda birleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Peki ya duygularımız; acılarımız, öfke ve sevinçlerimiz bunların rengi yok mudur? İşte Sayın Kudret Sönmezden öğrenmiş duyguların rengini; işte o 8. Renktir.
Resim Sergisi’nde değerli sanatçılar ve dostlarla karşılaştım. DAHAYKO’nun Kurucu Üyesi Güngör örücü Hanımefendi, AÇS’nin Yönetim Kurulu Üyesi Tevfik Gökdemir, tanıdığım günden beri kendisini takdirle karşıladığım on parmağında on marifet Ressam Gülşen Doğan, Sanatın olduğu her yerde yerini alan Murat Dikel ve daha birçok sanatsever. Mustafa Özke, özlem giderdik. Mehmet Fuat Eşberk ile tanıştım. Dolu dolu bir insandı.
Ressam Mustafa Yıldırım’dan söz etmedim. Sayın Yıldırım canlı bir performans gerçekleştirdi ve ilgi odağı oldu.
VE TEŞEKKÜRLER…
“Ve…?”
“Ve, bu serginin oluşumuna katkı koyan, Afiş tasarımını Ahmet Ceyhan'a desteklerini esirgemeyen dostları Mustafa Selçuk Akköse, Süleyman İnkaya, Hamdi Çokçalışkan, Muzaffer Mete ve Murat Dikel’e AÇS Sanat Galerisine, sanat ve resim dostlarına teşekkür ederim.
Değerli okuyucu: Bu yazının yayınlandığı 17 Aralık, serginin son günüdür.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












