Kurban etme kurban olayım

Yahudilikten Hıristiyanlığa geçişin en belirgin özelliklerinden biri, ibadet ritüellerinde Kan’ın suya dönüşmesidir.
Yahudiliğin en belirleyici özelliği olan “sünnet”, Pagan toplumlar için itici gelmekteydi. Kan akıtmak suretiyle yapılacak bir ibadet, Pagan toplumların din adamlarınca benimsenmiyordu. (Pagan toplumunun din adamı olur mu? Diye sorduğunuzu hissediyorum… Sonra konuşuruz) Bu nedenle, Sünneti simgeleyen “Kan”, vaftiz olarak “Su”ya; Hz. İsa’nın Kan’ı “Şarab”a, ve yine Hz. İsa’nın bedeni ise “Ekmek”e dönüştü.
İnanca ait ibadet kolaylaşınca, Yahudilerin Hıristiyanlaşması da kolay oldu.
Peki İslamiyet’te Kurban suretiyle kan akıtmanın esası ne idi. Veya böyle bir esas var mıydı?
Kurban Kesmenin İslam’daki kökenleri hakkında fazla birlim yoktu. (Bunu İhsan Eliaçık ve Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ten öğrenebiliriz.) ancak kurban kesmenin antropolojik olarak kökeni arasında biraz mürekkep yutmuşluğum oldu.
Bu yazıdan dolayı hop oturup hop kalkanlar olmasın bir tarihsel süreçten söz ediyorum. Ancak yanlış bir şey görürlerse, bilimsel açıdan fikirlerini paylaşsın ben de toplumda doğrusunu öğrensin.
İnsanlığın tarihi, dinlerin tarihinden milyonlarca yıl önce başlamıştır. (Tevrat’ta Hz. Adem’in yaşını “0” kabul ederek, Hz. Musa’ya gelinceye kadar geçen süreyi hesaplamış ve Ceviz Kabuğu Programında Bayraktar Bayraktaroğlu ile yaptığım bir tartışmada kamuoyuna açıklamıştım. İlgilenenler için listeyi verebilirim) Din inancı, insan zihninin şu veya bu şekilde gelişmesi ile oluşan bir düşüncedir. Zaman içerisinde insanlar doğal olayları gözlemeye başladılar;
Güneş doğuyor her yer aydınlanıyor; güneş batınca her yer karanlığa bürünüyor. Mevsimler gelip geçiyor, toprak uyanınca bitkiler yeşeriyor, bir müddet sonra dünya soğuyor ve yapraklar kuruyor.
Kısaca anlatıyorum; bu tür doğa gözlemleri sonucu insanlar anlaşılmayan her varlığa mistik bir güç yüklemişlerdir. İlk tanrılar doğa ile ilgiliydi. En temel tanrı da güneş idi. Güneş, fırtına, yer ya da gök tanrısı vs…
Her toplum kendi inancına bu tanrılara mistik bir anlam verdi.
BİLGİ VE İNANCIN SINIRI
Ne zaman, Tanrı diye bilinen olay ve eşyaların neden ve sonuçları anlaşılınca onların Tanrılık sıfatı bitti ve nesneye dönüştüler.
Mevsimlerin nedeni anlaşılınca, Yer ve Gök Tanrıları’nın Saltanatı bitti.
Güneş’in bir gezegen olduğu ve ışık saçtığı bilince, Tanrılık Sıfatı sona erdi.
Bilginin sınırları genişledikçe, Tanrı, somut kavramlardan arındı ve soyut kavrama dönüştü.
İLK TANRILAR KADINDI
Hatta yeryüzünün ilk tanrıları kadındı. (Bir gün sünnetin antropolojik kökenlerini anlatırken bu konuya döneceğim) Tevrat, (Eski Ahit), kadın tanrıları erkekleştirmiştir.
Bu güne kadar bilimin tespit ettiği “300.00” tanrı adı vardır.
Her kabile, her toplum, her şehir kendi tanrılarını üretmiştir. Ta ki, “Teb Generali Horom-Hep, toplumları birleştirme adına tek Tanrı önerisini getirinceye kadar. Tek Tanrıyı önerdiği için General Horom-Hep, din adamları tarafından linç edilmiştir. Çünkü insanlık henüz Tek Tanrı’yı benimseyecek sürece gelmemişti; Hz. Musa’nın Tevrat’ına kadar.
HOROM-HEP’İ BİLEN VAR MIDIR?
İnsanlık, yeryüzünün bir yaratanı ve sahibi olduğu bilincine ulaşmıştı.
Yeryüzünün sahibi ve tek egemeni olan tanrı, bu dünyayı, krallar (padişah, büyücü, kabile şefi vs…) vasıtasıyla yönetiyordu. Ve bu krallar, Tanrının yer yüzündeki temsilcileri olduğu için kutsaldılar. Onların yüzüne bakılamaz, saygısızlık yapılamaz… Onlar, insanları, hayvanları, doğayı ve Tanrının sahibi olduğu her şeyi yönetiyorlardı. Bu nedenle krallar, Tanrı adına insanların kaderi ve yşamı üzerinde söz sahibiydiler. Kral bu yetkilerden bazılarını evin resisi olarak “Baba”ya devretmişti.
Böylelikle yeryüzü ve bütün insanlık, “Tanrı- Kral ve Baba” otoritesi ile yönetilir olmuştu. Hatırlayalım, Baba’da kadın ve çocuklar üzerinde yaşamlarına son verecek kadar söz sahibiydi.
Evet krallar böyleydi.
TANRININ TEMSİLCİSİ YAŞLANMAZ
Ancak, küçük ama insanlığın düşünsel evrimi bakımından çok önemli bir sorun vardı.
Tanrıyı yeryüzünde temsil eden krallar, yaşlanıyor, dişleri dökülüyor, yüzleri kırışıyor, güçsüzleşiyor… Tanrısal niteliklere sahip böyle bir değerin, bu denli güçsüzleşmesi Tanrısallığın temsil gücüne aykırı idi…
Ayrıca, öteki dünyada yeni bir yaşama başlayacak olan kralın, güçsüz bir şekilde yeni yaşama başlamasına neden olmak inanca aykırı olduğu gibi, o zamanın anlayışına göre de günahtı.
İşte değerli arkadaşlar, insanlığın ilk dönemlerinde, yöneticiler, genç iken, dini bir törenle öldürülür ve “eti ve kanı” kutsal olduğu için kabilenin ileri gelenlerince yenirdi.
Bu doymak amacıyla yemek değil, o tanrısal niteliğin küçücük bir parçada olsa kana geçmesini sağlaması idi önemli olan.
Genç kral, genç ve güçlü iken öldürüldüğü için çok şanslı sayılırdı.
(Bilim adamları bu olaya “Tanrının Öldürülmesi Ritüeli ”demektedir. Elbette ki günümüzün Kitabi Dinleri ile hiçbir ilgisi yoktur)
KURBAN OLARAK YETİŞEN İNSANLAR
Örneğin, Mısır Firavunları yaşarken Tanrı idi; Ama Hitit Kralları yaşarken insan ölünce Tanrı sayılırlardı. Bu dinsel anlayış bile Anadolu ve Mezopotamya Topraklarının ne denli gelişmiş olduğunu göstermeye yeterlidir.
Ancak zaman içinde, krallar, genç ölmek yerine kendileri için ölecek kişiler oluşturmaya başladılar. Kendileri değil de kendilerinin yerine başkalarını kurban etme dönemi başladı.
Hatta Akdeniz Adaları’nda örneğin Girit Yada Sicilya’da Çocuklar Kral adına Tanrıya kurban edilirken, Bir çok uygarlıkta genç kızlar kurban edilmekteydiler.
Bir bilgi daha, Hindistan ve Çevresindeki toplumlarda bazı yerlerde “Kurban Edilecek Gençler” yetiştirilirdi. Bu gençlere Hint dilinde “Meriah” denirdi. Bu gençler, ileride bir kral, raca ne bilim bir kabile reisi tarafından kurban edileceğini bilerek yetişirlerdi. Çok fakir aileler, çocukları daha küçükken rahiplere, Meriah olarak yetiştirilsin diye satarlardı.
Çocuklarını satıp, Meriah olarak yetişmesi ayrıcalığını ele geçiren aile, kendini inandığı tanrı katında çok makbul sayardı. Başka ailelerde bunlara imrenirdi.
“Kurban Pazarı” dediğimiz kavram Hindistan’da “Meriah Pazarı” idi…
İşte bu kurban eylemleri böylece yüz yıllarca sürdü.
Her kurbanda kurbanın kanından bir yudum, kurbanı kestiren tarafından içilirdi.
Tabi binlerce yıl süren bu gelenek, alnımıza kurban kanını sürmek suretiyle devam etti.
Tevrat’a göre ki İslam İnancı için de geçerli olan inanışa göre, insan kurban etme eylemi Hz. İbrahim ile birlikte sona ermiş ve hayvan kurban etme eylemi başlamıştır.
Hz. İbrahim’in yapmış olduğu bu eylem, insanlık için olağanüstü güzellikte bir devrimdir. Bi aydınlanma ve insanlaşmadır.
İYİLİK SEVİLİR; KÖTÜYLE İŞ YAPILIR
Dostlar; kurban neden kesilir veya kesilmez, dinsel olarak bunu anlatan onlarca, binlerce yazı okumuş veya dinlemişsinizdir.
Ben Kurban’a başka bir pencereden bakmayı sürdüreceğim.
Önce şu soruya kabaca yanıt verelim; Kurban ile Adak arasında ne fark vardır?
Güçlülük, Tanrı’nın genel niteliğidir. Tanrı öylesine güçlü ve öylesine güçlü ki, küçücük bir iradesi ile dünyayı iyiliğe boğabileceği gibi kötülüğe de boğabilir.
İyilik yapacak kadar güçlü olan Tanrı’nın kötülük yapacak kadar da gücü vardır.
Eğer insanlar Tanrı’dan gelebilecek kötülüklerden korkmasalardı ona bu denli itaat etmezlerdi.
Bir iyiliği yapması karşılığında Tanrı’ya adak sunarız. “Tanrım, çocuğum sağlıklı olsun, okusun, yolda kazaya belaya uğramasın, işim rast gitsin, sevdiğime kavuşayım, iş yerinde terfi edeyin vs…” İşte bu iyi dileklerin gerçekleşmesi halinde Tanrı’ya adağımızı sunarız.
Peki ya kurban? Tanrı’dan gelmesi muhtemel kötülüklerin önlenmesi içindir. “Tanrım, kaza bela verme, ameliyattan sağ salim çıkayım, oğlum askerden sağ salim dönsün vs…”
Bu arada kurban ve adaktaki inanç günlük yaşantımıza da sirayet etmiştir.
Çok kaba ve basit bir örnek vereceğim: İnsanlar iyiyi sever ama kötüyle iş yapar.
Bu gün hiçbir siyasi, gazeteci olarak benimle çalışmaz; sadece sever ve saygı duyar.
Bu gün hiçbir siyasi veya başka birileri benimle allengirli işlere girmez, aramaz, sormaz; onlar için de gereğim yoktur. Çünkü kötülük yapmayacağımı hepsi bilir.
Ha ayrıca da yanılmıyorlar; kalemimi, köşemi, bana tanınan ayrıcalığı gerçekten kötülük için kullanmam. Bu konuda haklılar.
Eğer mensubu bulunmaktan onur duyduğum gazetenin, sahibi, genel yayın yönetmeni ve diğer arkadaşlarım kötü olsaydı, Bu bayram ilan yağardı.
Bu açıdan iyiye sadece saygı duyup, kötüyü destekleyen bütün siyasilere sesleniyorum.
Basının kirli olmasından asla şikâyet etmeyin, iyilerin yaşamasına katkı koymamakla bu çirkinliği siz üretiyorsunuz. “Filancanın Donunu Yazacağım” deseydim, bu bayram gazeteme ilan yağardı.
Nereden nereye…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Amza’dan Vali Demirtaş’a ziyaretSri Lanka’nın Ankara Büyükelçisi Paaker Mohideen Amza, Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti.
Efkan Ala: 8 bin 113 kişi tutuklandıİçişleri Bakanı Efkan Ala, darbe girişimi soruşturmasında gözaltı ve tutuklama rakamlarını açıkladı
Korgeneral Yılmaz ve Tümgeneral Darendeli tutuklandıDiyarbakır’da darbe girişimi ile ilgili başlatılan soruşturma çerçevesine gözaltına alınan 7’nci Kolordu Komutanı İbrahim Yılmaz ve 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanı Tümgeneral Atilla Darendeli tutuklandı.Haber Yazılımı: CM Bilişim




.20160727090929.jpg)












