• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Kürt sorununda şiddet çok- barış yok (3)

20.12.2015 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Kürt kartı

Gülay Göktürk[4], Kürt Kartının önemine dünü ve bugünü dikkate alarak değerlendirmekte ve Akşam Gazetesindeki köşesinde Suriye'deki içsavaşı, aktörleri, ilişkileri ve durumu şöyle açıklamaktadır: 

"Kürt kartı" tarih boyunca büyük güçlerin Türkiye’ye karşı kullandığı en önemli koz oldu. Ama şimdiki kadar “kıymetli” olmamıştı… PKK uluslararası destek anlamında tarihinin en parlak dönemini yaşıyor. Rusyanın Kürtlere vereceği, Esad’lı bir Suriye’de – ya da Esad’ın Rusya’nın tam vesayeti altında küçük butik bir devlete sahip olduğu parçalanmış bir Suriye’de- Türkiye’nin güney sınırı boyunca uzanan özerk bir Kürdistan! ABD’nin vaat edebileceği teklif bu kadar parlak olamaz. İlk bakışta, PKK’nın Güneydoğu’da otonom bölge hedefinden vazgeçip yerel yönetimlerin güçlendirilmesine fit olması zor görünüyor".

Eski Haritada Israr?

Gülay Göktürk[5] ikinci yazısında Türkiye’yi de katarak değerlendirme yapmakta ve "Eski haritayı savunmaya devam mı?" diye sormaktadır.

"Kürtler   (Sykes-Picot) anlaşmayla yüzyıl boyunca devletsiz kaldılar ve yönetimi altında yaşadıkları devletlerin baskı ve zulmü hatta katliamları altında yaşadılar. Kürtlerin Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilişini yüz yıllık mağduriyetlerini gidermek için tarihi bir fırsat olarak görmelerini anlamak ve hak vermek durumundayız. Türkiye artık 1916’da çizilen eski haritanın savunuculuğuna devam etmek yerine, yeni haritanın şekillenmesinde etkili bir güç olmaya çalışmalıdır. Eğer Irak’tan sonra Suriyeli Kürtler de ayrılıp kendi devletlerini kurarsa ve bu iki devlet de birleşirse, Türkiyeli Kürtlerin de onlara katılmayacağını nasıl garanti edeceğiz? Cevap kısa: Hiçbir zaman garanti edemeyeceğiz.

"Aradan geçen yüz yılda Kürtler yaşadıkları dört ülkede de farklı ekonomik, sosyolojik, siyasi şartlarda yaşadılar ve farklı kimliksel konumlar elde ettiler. Kimi yerde ağır diktatörlük şartları, kimi yerde nispeten demokratik bir ortam buldular. Kimi ülkede coğrafi olarak homojen bir bölge oluşturdular, kimi ülkede çok daha fazla entegre oldular. Dört farklı tarih yaşayarak bugünlere geldiler. Dolayısıyla bugün dört ülkedeki Kürtlerin de Ortadoğu’da doğan bir Kürt devleti karşısında aynı duyguları besleyeceğini ve aynı talebi ortaya koyacağını söyleyemeyiz.

"Şimdiye kadar yapılan bütün anketler Türkiye Kürtlerinin çok büyük çoğunluğunun eşit vatandaşlık temelinde ve daha "ademi merkeziyetçi" bir idari yapı içinde birlikte yaşamaktan yana olduğunu ortaya koydu" diyerek hükümeti cesaretlendirmektedir.

*

 “Sorunun özü, devlet ve AKP'nin Kürt halkının kolektif haklarını kabul etmemesidir”

Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal ile Çetin Çeko[6] bir röportaj yapmış ve gündeme ilişkin sorulara verilen cevaplar verilmiştir. Kürt hak taleplerini ve süreci açıklaması bakımından önemlidir.

“Rojava devriminin bölgesel ve uluslararası ilişkilerde yarattığı yeni güç dengelerinden ve Kürt sorununun Türkiye’de geldiği çözüm düzeyinden paniğe kapılan klasik devletin tüm mekanizmaları ile bu sürecin önünü kesmek için savaş hazırlığı içinde olduğu biliniyordu. Erdoğan 7 Haziran’da kaybettiği iktidarını tekrar kazanmak için klasik devlet yapısının içinde bulunduğu bu tabloyu iyi değerlendirdi.

“Bu süreç, aynen 90’lı yıllarda devletin Kürt hareketine, yasal alanda çalışan partilerine ve bir bütün olarak devletten hak talep eden tüm Kürt halkına yönelik yürüttüğü topyekûn savaşın günümüz koşullarına uyarlanmış bir tekrarıdır. Yani yükselen Kürt özgürlük mücadelesini ve onunla birlikte demokrasi taleplerini de her koşulda ve neye mal olursa olsun bastırmaya karar vermiş bir devlet politikasını görmek lazım.  

“Yani PKK, öz savunma temelinde savaşmasaydı da, öz yönetimler ilan edilmeseydi de, devlet ve AKP hükümeti HDP’yi baraj altında bırakmak ve Kürt özgürlük mücadelesine yönelik topyekûn savaşı daha yaygın ve daha etkili bir şekilde sürdürecek, baskı ve korkuyla toplumu tamamen sindirmeyi hedefleyecekti. HDP’nin karşısındaki esas güç AKP değil, bütün mekanizmaları ile devlettir. Eleştirilmesi gereken esas husus, neden daha etkili bir direnişin yapılamadığıdır. Süreci ve gelişmeleri böyle değerlendirmek gerekiyor derken, biz bu süreçte hiç yanlış yapmadık demiyorum, elbette yanlış ve eksikler vardır ve bunlar biliniyor.

Bu noktada bizim de kendimizi Türkiye kamuoyuna daha iyi anlatamadığımız gerçeğini de görüyoruz. Elbette, öz yönetim talepleri Kürt sorununun çözümü çerçevesinde anayasa ve yasal düzenlemeler ile sağlanacak bir konudur. Eğer çözüm süreci sürdürülseydi, Dolmabahçe Sarayı’nda deklere edilen 10 madde çerçevesinde gözlemci bir heyetin huzurunda müzakereler başlatılsaydı, Kürt halkı yaşadığı kentlerde öz yönetim ilanlarına gitmezdi. Müzakere sürecine bağlı olarak taleplerinin gerçekleşmesini sabırla beklerdi.

“Türk devlet yetkilileri, ''PKK'nın silahlı unsurlarının siyasi sınırların dışına çıkması'' veya silahları gömmelerini müzakerelerin tekrardan başlamasının ön koşulu olarak ileri sürüyorlar. Ayrıca Kürt ve Kürdistan meselesi sadece PKK’nin silah bırakmasına bağlı bir sorun mudur?

Özgürlük ve demokrasi temelinde bir statü talep eden Kürt halkına topyekûn savaş ilan eden devlet aklının söylediği sözlerdir.   Kürt meselesini PKK’nin silah bırakmasına indirgeyen bakış, devletin güvenlikçi aklıdır.

Çözüm sürecinin özü, Kürt sorununun varlığını ve bugüne kadar yürütülen güvenlik eksenli devlet politikalarının çare olmadığını kabul etmekten ve bu temelde de Kürt sorununu çatışma zemininden siyasal demokratik zemine çekerek, çözümü talep eden Kürt tarafı ile birlikte isyan ateşini söndürmeyi esas almaktan geçer. Çözüm budur ve bütün dünya örneklerinde yapılan da budur.

Müzakere masasının genişletilmesi bizim ta baştan beri talep ettiğimiz temel bir konudur. Masanın genişletilmesi meselesinin hiçbir zararı yok, tersine faydası var. Biz süreci kamuoyuna açılması ve kamuoyunun desteğinin de sağlanması için basın mensupları ve akademisyenler başta olmak üzere önemli şahsiyetlerin İmralı’ya gitmelerinin çözüm süreci açısından yararlı olacağını hep belirttik ve bunu hep talep ettik.

Kamuoyu diye bahsettiğiniz genel olarak AKP ve yandaş medyasıdır. Ki bu medya sadece Kürt sorununda da değil, bir bütün olarak Türkiye’deki meseleleri çarpıtarak kamuoyuna yansıtıyor.

Evet, Kürtler için ulusal birlik çalışmaları her zamankinden daha fazla, şimdi daha çok stratejik bir konudur. Kürtler arasında ulusal birliğin önündeki en temel engeller; egemen devletlerin müdahaleleri ve Kürtler arası iktidar sorunudur.

 *

Remzi Kartalın bu tesbit ve anlatımlarıyla Gülay Göktürkün söyledikleri arasında bir müzakere zemini vardır ve bu tartışmalardan bir sonuca barış içinde ulaşmak mümkün olacaktır. Kartalın anlattıkları, Göktürk’ün umutlarını beslemektedir. Sınırlar içinde, birlikte, müzakere ve sabır ile…

 

 

[1] Yrd.Doç.Dr.Bülent Küçük (Röportaj:Tunca Öğreten): www.diken.com.tr/sosyolog-bulent-kucuk-kurt-‎sorunu-dort-parcada-ink.17.11.2015, tuncao@gmail.com

[2] ‎  http://www.yenicaggazetesi.com.tr/pkknin-ezilmesi-ic-savas-bolunme-askeri-mudahale-32535yy.htm, ‎‎07.11.2014;uozdag61@gmail.com

[3] Doç.Dr.Abdullah Kıran: http://serbestiyet.com/yazarlar/abdullah--kiran/turkiyenin-buyuk-dusunme-zamani-647319,‎‏ ‏‎09.12.2015;  ‎29abdullah@gmail.com‎ ‎

[4] http://www.aksam.com.tr/yazarlar/kurt-karti-yine-oyunda-c2/haber-46987710 Aralık 2015; ‎gokturkgulay@yahoo.com,11.12.2015‎

[5] http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/eski-haritayi-savunmaya-devam-mi/haber-‎‎47057412 Aralık 2015; gokturkgulay@yahoo.com,12.12.2015‎

 

[6] Çetin Çeko:cetin.ceko@gmail.com; t24.com.tr/yazarlar/cetin-ceko, 15 Kasım 2015  

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim