• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Mahmut Korkmaz’ın teşhisine karşı çıkan olur mu?

06.12.2014 08:30
Osman PALAMUT / YAZAR

Osman PALAMUT / YAZAR

 

Siyasi gerginliklerin zirve yaptığı günümüzde cereyan eden hadiseleri kaleme alan arkadaşımız Mahmut Korkmaz, İslam coğrafyasında siyasi, sosyal ve ekonomik vampirliğini devam ettiren batı aleminin bu coğrafyaya bakış açısını ne de güzel ifade etmiş.

Batı aleminin İslam coğrafyasındaki sülüklüğünün en güzel cevabını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İSEDAK’ta, dünya liderlerinin gözlerinin içerisine baka baka, bu coğrafyaya müdahalelerinin perde arkasını ifşa edişini çok da güzel bir üslupla kamuoyuyla paylaşmış ve batı aleminin ilk defa duyduğu bu sözler için Cumhurbaşkanıyla gurur duyduğunun altını çizmiş.

Cumhurbaşkanının İSEDAK’ta yapmış olduğu o muhteşem konuşmaya bir bakalım;

“Dışardan gelenler İslam coğrafyasının petrolünü, altınlarını, elmaslarını seviyorlar. Ucuz iş gücünü seviyorlar, çatışmalarını, kavgalarını, anlaşmazlıklarını seviyorlar, İnanın bizi sevmiyorlar. Bizim çocuklarımızın ölüsünü seviyorlar, Buna daha ne kadar seyirci kalacağız” demişti.

Cumhurbaşkanının bu sözleri elbette alkışlanacak ve gurur duyulacak sözler olduğu için bizler de gurur duyduk.

Ancak, Avrupalının bu vampirliği, içerisinde bulunduğumuz yüzyıla has bir davranış meselesi değildir.

Avrupalı geçen yüzyıllarda da aynı ahlaksızlığı yaptı.

Daha dün, “Irak’a demokrasi getireceğiz” diyerek bu ülkeyi;

Tarumar eden,

Tarihini yok eden,

Kültürünü yok eden,

Hazinesini boşaltan,

Milletin namusunu lekeleyen,

Petrolünü sömüren ve sömürmeye devam eden,

Bizatihi Amerika değil mi?

Ekonomik doyumsuzluğu sebebiyle, bu coğrafyayı mikser olup karıştırmaya devam eden ABD ve batı değil mi?

Peki, İslam coğrafyasında tezahür eden bu soytarılıklar karşısında, biz neyin hesabını yapıyoruz?  

Veya sorun ne?

Sorun;

Rahmetli Necmeddin Erbakan hocanın sık sık dile getirdiği gibi, Hak ile batıl arasındaki mücadeledir.

Bunun başka izahı olamaz.

Ne gariptir ki enerjimizi; Hak ile batıl arasındaki mücadele yolunda değil, dindaşlar arasındaki mücadele yolunda tüketmeye çalışıyoruz.

Yani bir birimizi bitirmek için çalışıyoruz.

Bu gün birlik ve bütünlüğümüzün daha da güçlenmesi için değil, ne yazık ki siyasi hesaplar için gücümüzü erozyona uğratmakta tereddüt etmiyoruz.

Bir ülkede sırf siyasi hesaplar vesilesiyle kardeş kardeşe düşmanca tavırlar içerisine giriliyorsa, böylesine bir zeminin oluşması sağlanıyorsa, bunun tek sorumlusu da İSEDAK toplantısında gönülleri coşturan Cumhurbaşkanında başkası değildir.

Bu teşhisin de doğruluğunu kavramak için, hayatı Ehli Sünnet’e karşı çıkan fırkalar ile mücadeleyle geçmiş olan İmam-ı Gazali’nin sözlerine bakmak lazım,

İmam-ı Gazali devlet düzeni ve milletin bekasıyla ilgili diyor ki;

“Bir devleti yönetenler ile alimler de siyasi nemalanma uğruna çelişkiler başlarsa, devlet çökmeye mahkum olur” diyor

Bu perspektiften Anadolu topraklarının İslam ile şereflenmesindeki sürece baktığımız zaman, Ahmet Yesevi Hazretleri, Alperenleri bu topraklara göndererek, buraların Müslüman Türk Yurdu olmasının kapısını açtığını görürüz.

Ahmet Yesevi ki, öğretisi ‘Dört Kapı’ olarak bilinen şu ilkeler üzerine kurulmuştur;

“Şeriat, Tarikat, marifet ve Hakikat”

Şimdi günümüze gelecek olursak, bu milletin çocukları, dinini ve diyanetini öğrensin diyerek devletten yardım almadan, tamamen fedakarlıklarla kurulan Kur’an kurslarını ve öğrenci yurtlarını kimler yapıp hizmet etti?

Bu uğurda kimler mücadele verdi?

Devlet mi?

Yoksa tarikatçılığı kendi nefislerine alet etmeden, tamamen Allah’ın rızasını gözeten eli öpülesi muhterem İslam büyüklerinin hayata geçirdiği cemaatler değil mi?

Bu cemaatler olmasaydı, devletin vermiş olduğu dini eğitimler yeterli olur muydu?

Dolayısıyla,

Bu milletin dini temellerindeki katkıda, cemaatler ve tarikatlar yok sayılamaz.

Bu gün, bu hizmet erleri vatan hainliğiyle itham ediliyorsa, işte burada dindaşların savaşı var ki, Allah korusun bu süreç hiç te istenmeyen bir yöne doğru gider.

SONUÇ OLARAK,

Hükümetlerin yaptığı yanlışlara karşı çıkacağız ve doğru yaptıklarını da alkışlayacağız,

Çünkü bizim inancımızda ve kültürümüzde bize öğretilen Meşveret Peygamberi bir davranıştır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim