• BIST 77.779
  • Altın 128,079
  • Dolar 2,9850
  • Euro 3,3066
  • Adana : 30 °C
  • İzmir : 33 °C
  • Ankara : 28 °C

Mimar, betone ruh verir!

27.07.2015 10:13
Mimar, betone ruh verir!
Sedat Memili özel haber...

KAMIŞLI YAŞANABİLİR KENTİN TABLOSUNU ÇİZDİ

KENTLİ HAKKI VE KÜLTÜRÜ TOPLUMUN GELECEĞİDİR

MİMAR, BETONA RUH VEREN SANATÇIDIR

MİMAR SİNAN’IN İŞVERENİ KANUNİ’YDİ; YA BİZİM?”

Önce her şey saftı. Saflık kimliksizliktir. Çocukları “melek” diye nitelememizin nedeni henüz “akıl” ile tanışmamış olmasıdır. Çocuk, büyüdükçe akıllanır ve gerçek kimliği ortaya çıkar. Saflık, akıllandıkça, kimliği oluşturmaya başlar.

Damat Ferit’de bir kimliktir; Mustafa Kemal’de… Pinoched’de bir kimliktir, Che Guevera’da…

Akıl ile tanışmış kimlik saflığını korumuşsa, biz ona “insan” diyoruz. Bu insanın, insanlaşma olarak evrimleşmesinde bir aşamasıdır.

Her insan bu aşamadan geçerken etkilendiği kişi ve kentler vardır.

Sedat Memili olarak, benim ben olmamda etkin kişiler vardır. Yakın çevremden söz etmeyeceğim. Sanatçılardan söz edeceğim. Örneğin Curzio Malaparte… İnsanlığın düşebileceği en aşağılık durum ile yücelebileceği en üst konumu “Kaputt” adlı belgesel eseriyle ortaya koymuştur.

Stefanos Yerasimos, “Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye” adlı tarih araştırma çalışmasıyla, bir çalışmanın nasıl olabileceğinin en mükemmel örneğini vermiştir. Yerasimos, Yunan Asıllı Türk mimardır. Ama tarih çalışmaları yapmıştır.

İnşaat Mühendisi olan kardeşim Serdar Memili bana bir kitap hediye etti: “Görünmez Kentler” yazarı İtalyan bir mimardı: İtalo Calvino.

Görünmez Kentler benimi kent, dünya, insan, gelenek ve efsanelere balkış açımı kökünden değiştirdi.

KENTLER İNSAN GİBİDİR

Benim gözümde artık, kent, kent değil; insandır. İnsan gibi nefes alır, gelişir veya gelişmez, düşünür veya düşünmez, yaşar veya yaşamaz. Nasıl ki bir insanı gördüğünüz zaman, sağlığını kaybetmiş ve bakımsız olduğunu görebiliyorsanız, kentlerde öyledir.

Beni etkileyen sanatçı, yazar veya tarihçilerin birçoğunun mimar olduğunu fark ettim. Bana mimarı tanımlayın deseler onlara : “Betona, ruh ve can veren sanatçılardır” derim.

Adana’nın imar durumunu görünce sağlıksız ve gittikçe ölmek üzere olan bir kent olduğunu görüyorum. Bu konuda kendisini yıllardan beri tanıdığım, şahsına ve çalışmalarına saygı duyduğum Mimarlar Odası Adana Şube Başkanı Sayın Bekir Kamışlı’yı ziyaret ettim. Amacım röportaj değil “Ne olacak bu Adana’nın hali?” mealinden bir yarenlik yapmaktı.

Konu konuyu açtı: Bu kentlerin öldürülüşünde mimarların payı yok muydu? Mimarların bu ölümde sorumlulukları nedir?

“Kaçak yapı diyorlar… Bu devasa kaçak yapıların ortaya çıkmasında ve kent dokusunun bozulmasında mimarların rolü yok mu? Mesela AK Saray bir kaçak yapıdır; ama bir mimar çizimidir. Adana’da da örnekleri çok… Mimarlar tamamen masum mu?” (Bu soruyu özellikle buraya geleceğimi bilen Mehmet Akdoğan sordu)

“Kesinlikle değil… Mimar çizmeden yapı oluşmaz. Ama şunu da göz ardı etmeyin, şimdi iktidar “şöyle böyle” bir haber yaptıracak olsa size mi yaptırır? İşte bu kaçak yapıların mimarisini herhalde sana bana çizdirecek hali yok…”

Bundan anlıyorum ki, yandaş gazeteciler olduğu kadar, yandaş mimarlar da varmış…        

“Sayın Kamışlı, Avrupa’ya hiç gitmedim. Ama bir kent fotoğrafı gördüğüm zaman o kentin, Lizbon, Floransa veya Prag olduğunu anlayabiliyorum… Adana’yı neden anlayamıyoruz? Ya da anlamak gerekir mi?”

“Elbette gerekir… Buyurun” dedi,  “size bir şey göstereyim…”  Mimarlar Odası binasından dışarı çıktık… Bana binaları gösterdi. “İşte” dedi “yapılaşma bu…”  Eğer bir şehirde, o şehrin imar durumu, siyasetin ve rantın bir aracı konumuna düşmüşse orada kent kimliğinden söz etmek hayaldir.”

Gerçekten dediği yerlerin fotoğrafını çektim. Bir tarafta 4 katlı binalar, hemen yanında 12 kat, sokağın bir yani 3-5 kat, diğer yanı 7 kat, karma karışık bir şey. Tabi ben kendi gözümle gördüğüm aksaklıktı bu, mesleki olarak belki de çok daha fazla aksaklık ve çelişkiyi söylemek istiyordu…

“Ben Pınar Mahallesi’nde yaşıyorum. Sadece mimari olarak değil, ekonomik ve kültürel olarak da orada kentimizin ölmeye yüz tuttuğunu görüyorum. Her siteyi birbirinden ayıran duvarlar, insanların hapsolduğu betonlar ve yalnızlaştırlan kalabalıklar. Bayram sabahı gezdim. Köpekler ve benim gibi birkaç meraklıdan başka kimseyi göremedim…”

AZICIK TEKNİK BİLGİ

“Yürürlükteki yasalarla kimlik kentlerde mimari açıdan bir kimlik oluşturmak çok zor… Yasalarımızla ilgili küçük ama çok önemli bir ayrıntıdan söz edeyim. Pınar Mahallesi’nde de olan bu. Pınar Mahallesi’ndeki yoğunluk 1.2’dir. Bunun anlamı şu: 1000m2’lik arsanıza 1.200 m2 inşaat ve artı bu inşaat alanının %15 fazlası olan 180 m2 eklenti yapabilirsiniz. Yani. 1.2 yoğunluk demek 1000m2’lik bir arsada toplam 1.380m2 inşaat alanı demektir. Haziran 2013’te bir yönetmelik yayınlandı ve bu yönetmeliğie göre 1000m2 arsa üzerinde 4000- 5000m2 inşaat yapılmasının önü açıldı. Bu yanlışlığın farkına varıldı ve yaklaşık 3 ay sonra bir genelge daha yayınlanıp sınırlama getirildi. 8 Eylül 2013’te yayınlanan genelgeye göre  eklentiler dare netinin %20’sini aşamaz dendi. 22 Mayıs 2024’teki genelge ise diyor ki “2016 yılına kadar, bundan önce yayınlanmış genelgelerin hangisini istersen onu kullan…” anlamında.

“Desenize bu eğitim sistemimizden daha da fazla karıştırıldı.”

“Öyle diyebiliriz. “Siz de bir çok çalışmayı izliyorsunuz. Biz TMMOB olarak – kentimizin yaşanabilir olması için çok mücadele veriyoruz.  Bakın ta 2009’da “Kentlilik Kültürü, Kentli Hakları ve Mimarlık” konulu bir panel düzenlemiştik. Ülkemizden çok değerli bilim insanlarını ağırladık. Daha o zamandan, yasama merkezleri ve yerel yönetimlere görüşlerimizi bildirmiştik.

“Genel Anlamda Kent, Kent Yaşamı ve Kentlilik derken ne anlamalıyız?”

 “Tabi bu konuda onlarca cilt kitap yazılabilir. Genel olarak şunu söyleyebilirim: İnanlar ilk çağlardan günümüze kadar, toplu yaşamaya başladıklarından bu yana sosyal, ekonomik, kültürel bütünsellikler içerisinde yaşamlarını daha güvenli, daha gelişmiş, daha sosyal sürdürebilmek için dönemin teknik gelişmelerini kentlerde uygulamaya geçirmişlerdir. İnsanlığın kentlileşmesi ve teknolojilerin gelişmesi ve insanlığın yaşamında kullanılmasıyla kentlilik bilinci güçlenmiştir.

KENT KÜLTÜRÜ TOPLUMUN GELECEĞİDİR

Günümüzde teknolojik gelişmeler insanları çok daha büyük, çok daha karmaşık kentlerde yaşamaya doğru sürüklemektedir. Kentlerimizdeki hızlı, plansız nüfus artışı, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik nedeniyle olması gereken nitelikli kent kültürü seviyesi oluşturulamamaktadır. Sosyal sorunlar,  yaşanabilir planlı konut sıkıntısı, trafik kaosu gürültü kirliliği, kentlerimizin günümüzdeki ve gelecekteki çözümlenmesi gereken en önemli sorunlardır. İnsanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşması, ancak kent kültürü ve kentli haklarının geliştirilmesiyle mümkündür.

Ulaşım, kentlerde temiz çevre ve doğa, doğal ve kültürel mirasların korunması, kentsel yapı kültürü ile her bireyin yaşanabilir, sağlam konut edinebilmesi ve kent güvenliğinin sağlanması, engellilerin her yere erişebileceği mekanlar oluşturulması, kentli halkın ortak kullanım alanlarında çeşitli aktivite programlarının planlanması ve sağlanması ile mümkündür. Kentli haklarına ve kent kültürüne sahip çıkmak ve geliştirmek, insanlığın ve toplumların geleceğine sahip çıkmaktır.

“Burada Mimarlık mesleğinin yeri?”

“Mimarlık mesleği ise, kent kültürü ve kentli hakları ile iç içe geçmiş olup mimarlık ve mimarlar, insan haklarına saygılı, sosyal, ekonomik ve politik konum gibi hiçbir ayırım gözetmeden her kesime yaşanabilir, çevreci, iyi planlanmışi sağlıklı konut ve yaşam alanı sağlar.

İŞVERENİ KANUNİ OLAN MİMAR

Konuyu iki öykücük ile kapatmak istiyorum.

Mimarlar Odası’nın 2009 yılında yapmış olduğu panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Ahmet Eyüce anlatıyor.

“kendisine ev planı çizdiğim bir dostum, bana sürekli Mimar Sinan’ı anlatıyor. Sanki bana bir şeyler ima ediyormuş gibi: “Ahmetçiğim, görüyorsun Mimar Sinan neler yapmış?”  Bir iki derken sonunda dayanamadım: “Cevdetçiğim, Mimar Sinan’ın işvereni Kanuni idi. Benim bahtıma sen çıktın. Kaderim sensin…”

YASALARA UYALIM DİYENE RASTLAMADIM

Evet Mimarın işvereni halktır. Halkın ne istediğini bilmesi çok önemlidir.

Yine Prf. Dr. Ahmet Eyüce anlatıyor: “Bu güne kadar yüzlerce bina yaptım, dost ve akrabalarım dahil, hiç kimsenin bana gelip; ‘Aman ha! Yasa, yönetmelik ve şartnamelere uyalım, bir açığımız olmasın, ruhsat vergimizi yatıralım, temel üstü ruhsatımızı alalım…” dediğini hatırlamıyorum. Böyle bir onura ulaşamadım.”

İşte benim görüşüm. Kimse mimarları suçlamasın, bozuk anlayış içinde sağlam parça olarak kalmak zordur der Pir Sultan.

Sayın Kamışlı ile çok konu konuştuk. Ancak gerçekten amacım ziyaretti. En kısa zamanda bir daha bir araya gelmek üzere sözleştik.

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Şehit Ömer Halisdemir'in adı havalimanına verilmeli27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:31
  • Beştepe’de kritik zirve27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:22
  • FETÖ mağduru polis adayları Cumhurbaşkanı'ndan yardım istedi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:09
  • TSK darbe girişimi için rakam verdi27 Temmuz 2016 Çarşamba 14:06
  • Korkmakta çok haklısın!27 Temmuz 2016 Çarşamba 13:04
  • Adana’da bir kalp ameliyatı için ilk kez robot kullanıldı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:54
  • Adana'da iş adamlarından da "1 dolar" çıktı27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:42
  • Otomobil portakal bahçesine uçtu27 Temmuz 2016 Çarşamba 12:39
  • Şehit Özel Harekat Polisi Malkav'a son görev27 Temmuz 2016 Çarşamba 11:28
  • 50 polisi şehit eden Pilot Azimetli'nin ifadesi27 Temmuz 2016 Çarşamba 10:55
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim