• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Müslüman siyasetle barışmalıdır

12.04.2016 06:00
Talat Özyürek / Yazar

Talat Özyürek / Yazar

Siyaseti önemsemeyen Müslümanları; Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir…

Necmettin ERBAKAN

 

İngiliz denince akla “centilmenlik”, Amerika denince “özgürlükler Ülkesi” akla gelir.

“Avrupa” denince “çağdaş ve gelişmiş” kıta, Afrika, “açlık ve sefaletle” özdeş bir dünya oluşur zihnimizde…

Şimdi Müslüman’ı “terör” ile eşleştiren bir çaba görülmekte…

Siyasete hâkim olacak kadar güçlü olan sistem, zihnimizde peşin hükümleri oluşturacak kadar da güçlüdür.

Aynı sistem siyaseti “bozulma”, “çürüme”, “yozlaşma” ile eş değer olduğu hükmü uyandırmaya çalışmaktadır.

Siyasetin ahlaksızlık olduğu, insanı kötü yaptığı veya ancak ahlaksızların siyasete karıştığı gibi saçma sapan ve doğru olmayan iddialar ortada dolaşmaktadır.

Bunlar, derinlemesine düşünmeyen insanlarda etkin hale gelmiştir.  Bu deyişler insanları siyasetten soğutmuş ve uzaklaştırmıştır.

Oysa siyaset nedir ne değildir? İslamiyet siyasete nasıl bakıyor? Ana hatları ile şöyle diyebiliriz;

Siyaset, ekonomik, sosyal ve kültürel çıkarların devlet eli ile gerçekleştirme çabalarının bütünüdür. Başka bir şekilde de dile getirecek olursak, Bir toplumun siyaseti, o toplumun, ekonomik, sosyal ve kültürel çıkarlarından oluşan yapısının devlet yönetimiyle dile gelişidir.

Yani siyaset için önce bir devlet gereklidir. Siyasal bir egemenlik olmadan, ekonomik, sosyal ve kültürel bir düzen geliştirilemez.

İbadet yapmak için dahi, egemen olunan bir devlet gereklidir.

İslamiyet yapısı itibarı ile devlet düzenine karşı değildir.  Hatırlayalım, İslamiyet’i benimseyen Müslümanlar bir devlet kurmuş ve kurdukları devlette yaşama geçirdikleri yöntemler ile halkına refah vermiştir. İşte bu yöntem bir siyasettir.

Günümüzde küreselleşmeden söz ediliyor. Sanki İslamiyet, küreselleşmemeye ayak uyduramayacak, her türlü gelişmenin gerisinde kalacakmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Küreselleşme daha bu günün kavramıdır. Osmanlılar döneminde Asya, Avrupa ve Afrika gibi üç kıtada egemenlik süren Osmanlı Devleti küreselleşmeyi uygulayan ve yaşama geçiren bir yapıdır. Üç kıtada yönetim başarı ile sağlanmıştır. Zira İslam, insanlar arasındaki ilişkileri kolaylaştırır, insanların birbirleriyle diyalog kurmalarına vesile olur.

Hatta şunu iddia edebilirim, bu gün küreselleşme düşüncesini ortaya atanlar, yerel ile küresel kültürler arasındaki kutuplaşmayı ortadan kaldırma projesine sahip değildir. Küreselleşmeyi ortaya atanlar, yerel kültürleri asimile etme ve zamanla yok etme anlayışına sahiptir. Ancak İslamiyet inancı ile birlikte Osmanlı’ya hakim olan anlayışta, yerel kültür ve inançlara saygı duyulmuş ve hatta özgür olarak yaşamaları için yasal bütün kolaylıklar sağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında günümüzün “modernlik” diye önerdiği küreselleşme, Osmanlıların ilericiliğinin çok gerisinde kalmıştır.

 

 Siyaset bir anlamda yönetme sanatıdır. Yönetirken de düşünür Augusto Comte’nin dediği gibi; “İlke olarak sevgi, temel olarak düzen, amaç olarak ilerlemeyi göz önünde bulundurmalıyız.

 

Siyasetten kopmak, yönetime katılmaktan kopmaktır. Siyaseti kötüleme, karalama ve siyasetten soğutma ile Müslümanlar siyasetten uzaklaştırılmak istenmiştir. Müslümanlardan boşalan sahayı, dolduran Batı merkezli ve Müslümanları sevmeyen siyasetçiler ise dünyayı yönetmek istemektedirler.

 

Siyasetten uzaklaştırılan bir Müslüman toplumlarının öncelikle kendi varlıklarının ve inandıkları dinin ulvi niteliklerini görmeleri, anlamaları ve kavramaları da engellenmiş olur.

 

Şu bir hakikattir ki, İslam inancı oluş fıtratında; insanın insanla, grupların grupla, toplumların toplumla, devletlerin devletle, dinlerin dinlerle, kültürlerin kültürlerle, medeniyetlerin medeniyetlerle diyalogu ve uzlaşması vardır. Yaratılanın Yaratan’dan ötürü sevilmesi bu fıtratın en temel öğretilerinden biridir.

Siyasetten uzak kalan bir Müslüman

Bir Müslüman kendi fıtratında bulunan bu ulvi düşünceleri bir devlette hayata geçirebilir; o da siyaseten hâkim olmakla mümkündür.

 

Bu açıdan siyasetten uzaklaşan her Müslüman, böyle bir dönemde, siyaset ve yönetim mecrasını, Müslümanları sevmeyenlere bırakmış olur.

Müslüman siyasetle barışmalı ve temiz siyasetin önünü açmalıdır.

 

Hülasa:

İnsanın siyaset arenasına henüz girmeden, toplum sosyolojisinin müspet, menfi sorgulamasından nasibini alan siyasi paradigmaya rağmen, rahmetli Erbakan’dan bu denli güzel sözler duymak insana moral ve kuvvet veriyor…

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim