Ölü Bedenler...

Birçok konuşmamda “canlı bedene bağlanmış ölü bedenler” den söz etmiştim. Konu bir çok arkadaşımı düşündürmüş. Bu konuda biraz daha açıklama yapmak gerektiği anlaşıldı.
Örnek şu: Korsanlar, esir aldıkları kimseleri, öldürdükleri bir kişi ile bağlayıp denize atıyorlar. Ölü bedenin ağırlığıyla, hayatta kalma savaşı veren canlıya bakıp eğleniyorlar.
Bu bir zevktir; canlının yaşamı üzerindeki egemenlik hakkınız varsa içinizdeki vahşet böyle yansıyabilir.
Dostlarım, her insanın bedenine bağlanmış “ölü bir beden” vardır.
Kiminin bir tanıdığı, akrabası, kiminin eşi ya da kardeşi…
Kiminin ortağıdır ölü beden, kiminin birlikte çalıştığı iş arkadaşı.
Bazen iktidar tamamıyla ölü bedendir halkını dibe çeker. Bazen kişinin kendisi de başka bir canlıya bağlı ölü bedendir.
Varlığıyla birilerini rahatsız eden, yaşamını zorlaştıran, bütün renkleri siyaha dönüştüren ölü bir beden…
Gelinler ile kaynanalar arasındaki bitmez tükenmez kavganın nedeni “birbirlerine bağlı” olduklarındandır. Bazen gelindir ölü beden bazen de kaynana.
Ölü beden beş duyudan yoksundur; sıkıntınızı görmez, çığlığınızı işitmez, acınızı hissetmez;
Çünkü ölüdür.
Ölü beden, neşe ve coşkuyu yutandır.
Bütün yaşam enerjisi onda son bulmuştur. Sabah karşılaştığınızda “günaydın” demesi bile bütün keyfinizin kaçmasına neden olur.
Ölü bedenin sadece insandan oluşmaz.
Bazen insanın kendi içinde beslediği “put” da ölü beden sayılır.
Bir düşünce, bir ideoloji, düşülen yol, bir inanç, bazen ölü bedenler gibi sizi denizin dibine çeker havasız, soluksuz bırakır.
Düş kırıklığı, ölü bedenleri görmeyişimizdendir.
Bizi dibe doğru çeken siyasal bir düşüncenin ya da inancın, ölü beden olduğunu görmediğimiz için yavaş yavaş boğulduğumuzu hissetmeyiz.
Yaşamımızın sonunda suçlayacağımız kimse yoktur; çünkü ölü bedeni kendimiz ürettiğimizin bilincine ulaşırız.
Evet… Ölü beden sadece insandan oluşmaz. Bazı dönemler, komple ölü bedendir. Örneğin siyasal rejimler ve rejimsizlikler. (Hitler Almanya’sı, Mussollini İtalya’sı, Franko İspanya’sı gibi)
12 Eylül ölü bir bedendir. Koca bir ülkeyi, halkı, kültürü ve sosyal yapısıyla birlikte denizin dibine götüren ölü bir beden.
Bizi bu ölüme bağlayan korsanların 20 yüzyıl versiyonları, kahkahalarla güldüler. Şimdi Irak , Suriye, Afganistan halkını ölü bedenlere bağlamakla meşgul oluyorlar.
Ölüyü üretme ve esire bağlama konusunda yeryüzü tanrılarının sayısız yöntemleri vardır.
Bu insanlığın huzur ve coşkusuna dayatılan bir problemdir.
Zaten bu savaş sürmektedir.
Esas üzerinde durmamız gereken sorun, bazı esirlerin, gönüllü olarak ölü bedene bağlanmak istemeleridir. Esirler, ipi de kendileri buluyorlar, düğümü de kendileri atıyorlar. Siyasal literatürde buna “demokrasi” diyorlar. Hani Özal’ı alkışlayan, para babalarını hoş görürüm ama evine ekmeği zor götüren ayakkabı tamircisinin neden elleri patlayana kadar alkışladığını anlayamam.Aynı durum şimdiki iktidar için de geçerli. Ülkenin bütün maddi varlıkları talan edildiği için açlığa sürüklenen ve belediyelerden yardım alacak kadar muhtaç duruma düşürülen insanların AKP’yi bu denli desteklemeleri nasıl açıklanabilir?
Canlılar, ipi bulup, kendilerini ölü bedene bağlatıp, üstelik düğümü de atarak denize atlıyorlar.
İşte sorun bu…
Yine de kişisel önerim, kendimize bir soralım “Ben kimin için ölü bedenim?” bunun yanıtına göre, yaşam biçimini düzenlemeye çalışırsak, zannediyorum hayatımız biraz daha kolaylaşır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












