Kûtü’l-ʿamâre, Bağdat ile Amare arasında yer alan 380.000 nüfuslu bir şehir. 1916’da 4.000 kadar insanın yaşadığı küçük bir kasaba idi. Kut kelimesi Hint dilinde “kale” anlamına gelmekte. Kûtü’l-ʿamâre, “Amâre Kalesi” anlamında Arapça bir tamlama.
Birinci Dünya Savaşı başlayınca İngilizler hem petrol yataklarına yakın olmak hem de Hindistan yolunu güvence altına almak için burada yeni bir cephe açtılar. Bir başka plan da Ruslar tarafından açılan Kafkas Cephesi’ne kadar uzanmak ve Osmanlı topraklarına doğudan girebilmekti. Rus ve İngiliz generaller 1915 Noel Yortusu’nu Bağdat’ta kutlamak için çoktan sözleşmişlerdi bile.
Ama Çanakkale’de yanıldıkları gibi Irak’ta da yanıldılar. “Hasta Adam” inanılmaz bir direnişle Bağdat’ın 30 km yakınında Selman-ı Pak kasabasında İngilizleri durdurdu. Burada 30.000 askerini kayıp eden General Townshend komutasındaki İngilizler Bağdat’ı almaktan ümitlerini keserek üç tarafı nehirle çevrili müstahkem Kûtü’l-ʿamâre kasabasına çekildiler.
4 ay süren kuşatma sırasında İngilizlerin yardım ulaştırma çabaları Osmanlı kuvvetleri tarafından engellendi. 21- 22 Nisan 1916 tarihinde yapılan IV. Felahiye Muharebesinde de başarısız olan İngiliz General Percy Lake, teslim görüşmelerinin başlatılması için emir verdi. Türk generali Halil Paşa ile Generali Townshend arasındaki görüşmeler sonucu 2 milyon sterlin tazminat ödenmesi karşılığında teslim protokolü 29 Nisan 1916 tarihinde imzalandı. Kılıcını teslim eden Townshend’e Halil Paşa kılıcını hediye etmek inceliğini gösterdi.
İngilizler tarihlerinde çok az yaşadıkları büyük bir yenilgiyi tatmışlardı. 6 general, 481 subay, 13.309 İngiliz askeri Osmanlı kuvvetleri tarafından teslim alındı. General Townshend, kendi isteği üzerine İstanbul’a gönderildi ve Büyükada’da bir konakta göz hapsinde tutuldu.
Kûtü’l-ʿamâre zaferinin komutanı Halil Paşa, soyadı kanunundan sonra “Kut” soyadını aldı. Onun isteği üzerine 29 Nisan’lar 1952 yılına kadar askerlerimizce “Kut Bayramı” olarak kutlandı. Sovyet tehdidi karşısında NATO’ya girdikten sonra bu bayram ordumuz tarafından da kutlanmaz oldu.
MEB tarafından 2012 yılında bastırılan 10 sınıf Tarih kitabında (s. 216) Irak Cephesi 6 satırda anlatılırken: “Basra Körfezi’ne asker çıkaran İngiltere, Kut’ül Amare Savaşı’nda Osmanlı kuvvetlerine karşı yenildi. Ancak daha sonra gelen kuvvetlere karşı Osmanlı birlikleri başarılı olamadı. 1917’de Bağdat’ı işgal eden İngilizler ilerleyerek Kerkük’ü de ele geçirdi” denilmekte. Oysa bu savaşta İngilizler sayı bakımından ve donanım bakımından Osmanlı kuvvetlerinin 2 katı daha güçlü olmalarına rağmen yenildiler. Bu hiç beklemedikleri yenilgiden sonra “fitne” silahını daha etkin kullanarak Hicaz’da Şerif Hüseyin’in ayaklanmasını sağladılar. 1917 Şubat ayında Kûtü’l-ʿamâre İngilizlerin eline geçti.
Osmanlı’nın son zaferi Kûtü’l-ʿamâre’yi Türkiye Cumhuriyeti 100. Yılında büyük bir coşku ile kutluyor. Artık her şeyimiz tartışmalara gebe olduğu gibi bu büyük zaferimiz de yeni tartışmalar doğuracak gibi. “Unutulan Zafer”, “Unutturulan Zafer” söylemleri Çanakkale Zaferini gölgeleme çabaları şeklinde karşı seda vermeye dönüştürüldü. Oysa 25.000 şehidimizin kanı ile kazanılmış bir zafer. Bugün ebedi istirahatgâhına uğurladığımız Şırnak şehidimiz Üs. Teğ. Rahim Çelik gibi; Nusaybin şehidimiz Jnd. Uz. Çvş. Turan Çelik gibi 25.000 şehit. Rahim Çelik’in geride bıraktığı 5 aylık ikiz yavruları İrfan ve Eymen gibi binlerce yetim.
Kûtü’l-ʿamâre, Türk’ün ölmediğini, ölmeyeceğini, gerekirse en zor durumlarda bile nasıl direndiğini gösteren önemli bir zaferdir. Çanakkale gibi, Sakarya gibi Türklüğün zafer abidelerinden birisidir. Bu büyük zaferin 100 yılı kutlu olsun. Şehitlerimize ve ebediyete intikal eden bütün gazilerimize rahmet olsun.