Özgecan: Vahşete Kurban Masum

Vahşet sadece yırtıcı hayvanlara özgü değildir. İnsan aslında en vahşi hayvandır. Bunun örnekleri maalesef her yerde ve dönemde vardır. Bunun için bunlar canavar olarak adlandırılır; "Çumra Canavarı" gibi.
Toplum hafızası zayıftır, yanlıştan sakınmayı tekrarlayan programlar da yoktur. Bir süre sıcak gündem oluşmakta, duygusal anı ve anlatımlarla, bir sonuca, karara varılmadan konu kapanmaktadır.
Özgecan'a yapılanlar*, hepimize yapılmıştır, toplumsal yaşamımıza bir kasttır. İnfial yeterli değildir. Mutlaka tedbir, düzenleme ve bu konuda bilimsel inceleme yapılmalıdır.
Fiillerin çeşidinden ziyade, faillerin durumunu inceleyip önlem alınmalıdır.
*
Kadın kaçırma, tecavüz, işkence ve oldürme, yakma, baba-oğul ortaklığında eylem
Özgecan Aslan (20), Mersin/Tarsus Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümünde okumaktadır.11 Şubat 2015 günü, akşama doğru ailesine haber vermiş ki saat 20 sularında Mersinde evde olacak. Anne ve Baba beklemekte ve fakat kızlarından bir haber yoktur. Geç saatlerde karakola "kayıp ihbarı" verirler, bu durum ekiplere anons edilir. Aradan iki gün geçtikten sonra (13.02.2015) olay aydınlanır.
Özgecan, bir kız arkadaşıyla Tarsus-Mersin Minibüsüne binmişler, arkadaşının yolda inmesiyle tek kalmıştır. Bundan ötesini sorulan arkadaşı da bilmemektedir.
Jandarmanın yaptığı aramada bulduğu bir şapkayı, Özgecan'ın babası Mehmet Aslana göstermesi ve onun kızına ait olduğunu bildirmesi üzerine yapılan sorgulamada zanlılar olayı şöylece itiraf etmişlerdir:
Özgecan minibüste tek kalınca, şoför Suphi Altındöken (26), Mersin’e D-400 karayolundan gitmesi gerekirken güzergâh değiştirerek Tarsus-Mersin otoyoluna sapmış. Sürücünün güzergâhını değiştirmesinden şüphelenen Özgecan onunla tartışmış ama faydasız. Tenha bir yerde duran Suphi A, tecavüze kalkışır, boğuşurlar, olmaz. Özgecan, yanında taşıdığı biber gazını gözlerine sıkar, olmaz. Tırnaklarıyla yüzünü derin yaralar. Şoför öfkelenir, bıçağını çıkarıp Özgecan’a defalarca saplar. DNA tetkikleri olmasın diye her iki ellerini keser ve yanına koyar. Bakar ki daha ölmemiştir, levye ile kafasına vurur ve öldürür. Olayın ardından cesedi minibüse koyarak tekrar Tarsus'a döner.
Suphi A, jandarma noktasında otoyola nasıl çıkacağını sorar, ama gösterilen yöne değil de ormanlık alana gider. Bunu gören jandarma ardına düşer ve arama yapar, arabada kan izlerini görür. Bu kanın kavga eden iki yolcuya ait olduğunu söylerler. Arabada Suphinin babası Necmettin A.(50) ile arkadaşı Fatih G (20) de vardır. Üçü birlikte jandarma karakoluna götürülüp gözaltına alınır, işlemlerden sonra serbest bırakılırlar.
Jandarmaya Özgecan'ın kayıp bilgisi gelince, jandarma aynı minibüsü tekrar bulur ve arar, bir şapka bulur, bunu Özgecan'ın babasına gösterirler, tanır ve böylece olay çözülmeğe başlar.
Zanlıların itirafları:
Sorgulanan Suphi A. ve babası Necmettin A. ile Suphinin arkadaşı Fatih G., suçlarını itiraf ederler : Suphinin öldürdüğü genç kızın cenazesini benzin dökerek yaktıklarını, Çamalan köyü Alman Mezarlığı yakınındaki Cin Deresi'ne attıklarını itiraf ederler.
Tarsus Devlet Hastanesi'ne getirilen cenaze, Özgecanla minübüse binen kız arkadaşına gösterilir ama tanınmaz durumdadır. Ancak kıyafetlerin arkadaşına ait olduğunu söyler ve bayılır.
Direnir ve tecavüze engel olur
Sorguçlar bile zanlı itirafları karşısında şoke olmuşlardır. Suphi Altındöken, yukarda belirtilenleri açıkladıktan sonra devam etmektedir:
"Özgecan 'Mersin'e gideceğim' dedi. Ben D-400 karayolu yerine Hal Kavşağı'ndan otoban istikametine gittim. Özgecan ters yöne gittiğimi daha sonra fark etti, bana bağırmaya başladı. Ben de biraz gittikten sonra aracı kenarda durdurdum, tecavüz etmek amacı ile saldırdım. Ancak boğuşmaya başladık, bu sırada cebinden çıkardığı biber gazını yüzüme sıktı, tırnakları ile de yüzümü parçaladı. Direnerek tecavüz etmemi engelledi. Bu sırada tırnaklarıyla yüzümü parçalayarak canımı çok yaktı. Bir anda kendimi kaybettim. Araçta bulunan bıçağımı rastgele sallamaya başladım. Sinirden korkudan ne yaptığımı hatırlamıyorum. Kaç defa sapladığımı hatırlamıyorum. DNA testinde delil bırakmamak için de iki elini bileklerinden kestim, cesedi yaktım"
Suçluya yardım, yataklık ve ortaklık
"Bıçakladıktan sonra ölmediğini gördüm ve araçta bulunan levye ile kafasına defalarca vurmaya başladım. Öldükten sonra da aracın içerisine gizlediğim cesetle tekrar Tarsus şehir merkezine geldim. Babamı ve arkadaşımı alarak, cesedin ortadan kaldırılması ve geride hiçbir ipucu bırakmamak için de yakmamız gerektiğini söyledim. Babam Necmettin ve arkadaşım Fatih Gökçe ile eski Ankara D-750 karayolu Çamalan Köyü'nün yakınlarında bulunan Alman Mezarlığı bölgesine gittik. Babam ve arkadaşımın yardımıyla araçtan cesedi indirip Cin Deresi kenarına bıraktık. Üzerine benzin döküp, çakmağı çaktım. Cesedi ortadan kaldırmak için yaktım. Çünkü gömmeye zamanımız yoktu. Cesedin yakılmasını ben istedim, çünkü bulununca tanınmaz diye düşündüm."
(Cesedi yaktıktan sonra dönüşte trafik denetimi yapan jandarmayı görünce) ifadesinde Suphi Altındöken diyor ki:
"Jandarma aracını görünce çok panikledik. Yakalanmamak için de sakin olmak için aramızda konuştuk. Kontrol noktasına geldiğimizde otobana nereden çıkacağımızı sorduk. Jandarma erinin tarif ettiği yön yerine başka tarafa gitmeye karar verdik. Bu sırada arkamızdan gelen jandarma, aracı kenara çekip, neden tarif edilen yön yerine başka yöne gittiğimizi sorup aşağıya indirdi. Aracın içinde bir yerinde kan lekesi gören jandarmaya, 'İki müşteri kavga etti, bu nedenle onların kanı' dedik. Ancak, kuşkulandıkları için gözaltına alıp Tarsus İlçe Jandarma Komutanlığı'na götürdüler. Jandarma yaptığı araştırmadan sonra Sabah saat 05.00'te bizi serbest bıraktı. Daha sonra aracı babama teslim edip onlardan ayrıldım."
Olayın sonrası malum.
*
Bu olay, Türkiye'yi sarsmış ve sosyal sorunlara ilgiyi ve çözümü zorunlu kılmıştır. Her taraftan olay protesto edilmektedir. Arada, hayrete düşüren garip/anlaşılmaz ifadeler de olmaktadır. Bunlar da "ham kabak"lardır. Toplum bunları da terbiye eder. Bu gibi kitlesel olaylarda, şuur kontrolü yerleşmemiş olanlarda, "meşhur olmak" merakı depreşir. "Hiç olmazsa cami duvarına yap da herkes seni tanısın" misali.
Bu bir vahşettir. Savaş içinde dahi öldürüldükten sonra ceset bırakılır. Eğer cesede işkence ve hakaret yapılıyorsa bu da ayrı ve insanlık dışı bir davranıştır.
Ne yazık ki insanlık tarihinde bu davranışlar az değildir. Nazi Almanya'sında insanların sabun yapılması, toplu mezarlar, Suriye-Irakta DAİŞ'in baş keserek öldürme gösterileri. Cem Garipoğlu tarafından Münevver Karabulut'un testere ile kesilerek öldürülmesi ve bedeninin parçalanması, cesetlerin bavullara konularak taşınıp yakılması görülen ve bilinen vahşetlerdir.
Bu ayrıntılı anlatım insanı derinden üzmekte ve sarsmaktadır. Ama gerçektir. Öyle ise bu yanlışı hastalığı düzeltme, tedavi etme yöntemlerini konuşup tartışmak gereklidir.
Biz de bunu yapacağız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
15 Temmuz Yüreğir'de ölümsüzleşecekYüreğir Belediye Başkanı Mahmut Çelikcan, Atakent Mahallesi'nde inşaatı devam eden ve Yüreğir'in en büyüğü olacak parkın adının '15 Temmuz Demokrasi Şehitleri Parkı' olacağını söyledi.
Şahin Alpay gözaltına alındıFETÖ/PDY soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Şahin Alpay Beşiktaş'taki evinde gözaltına alındı.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












