• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

Özyönetim-Olaylar-Görüşler (1)

28.12.2015 06:00
Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Dr. Ömer ULUÇAY / Yazar

Bir asır önce başlamış sorunlar, Cumhuriyet ilanına ve rejimine rağmen devam etmektedir. Türkiye gelişmişlik ve sanayi-imar sorunlarının üstesinden geldi ve fakat iki asıl mesele ile hala maluldür.

Bunlardan birisi kimlik ve diğeri de inanç sorunudur. Kimlik olarak “herkes Türk’tür” denmiş ve vatandaşlık içinde bunlar eşit olmamıştır. Dilleri, isimleri yasaklanmıştır.

İkincisi, “herkes Hanefi Müslüman’dır” denmiş ve farklı inançlar(Aleviler Êzidiler) dışlanmış ve bunlar direnerek varlıklarını korumaktadırlar. 

Kimlik adı altında, Kürt, Çerkez, Boşnak, Zaza, Roman vb. etnik gruplar asimile edilmeğe çalışılmış ve bunlar için programlar geliştirilmiştir. Ama başarılı olmamıştır.

İnanç noktasında, Alevi ve Êzidiler baskıya maruz kalmış ve katliamlar yaşamışlardır.

1974-1980 yılından beri devam eden PKK çatışmalarıyla, Türkiye Kimlik sorununu en ağır şekilde yaşamaktadır. Ne “Kürt Sorununu Çözüm Süreci” ve ne de “Alevi Çalıştayları” bu iki asıl sorunu hal edemedi, şiddetiyle devam etmektedir.

Türkiyede 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçları, birçok işaretler yanında, sorunları da tacil etti. Askeri operasyonlar, genişleyerek ve şiddetlenerek devam etmektedir. Devletin istediği şekilde ve sonuca ulaşması için; çeşitli raporlar, toplantılar yapılmış ve tekrar ta ilk baştaki 1925 Şark Islahat Programına dönülmüştür. Alevi ve Kürtlerin “temsili-asimilasyonu” amaçlanmaktadır. Bu raporda işlemler derecelendirilmiştir: Önce asayiş sağlanacak, sonra bölge boşaltılacak(göç-tehcir) ve üçüncü kademede asimilasyon yöntemleri uygulanarak bu sorunlar “tasfiye” edilecektir.

Osmanlı Döneminde ve 1921 Teşkilatı Esasiye Kanununda, “Kürtlerle meskûn bölgelere muhtariyet verilmesi” esasa bağlanmıştı. Misakı Milli sınırları için Kemal Paşa, “Türklerin ve Kürtlerin meskun olduğu toprak sınırlarıdır” demişti. 1923’ten sonra İngiliz ve Fransızlarla yapılan gizli bir anlaşma sonrasında “Kürtler yok” sayıldı ve 1925 Şark Islahat Programı devreye konuldu.

Ta başlangıçta verilmiş Özerklik-Muhtariyet sözüne sadakat istenmektedir ve Kürtler bu amaçla hep direnmişlerdir. Bugünkü “Özyönetim Direnişleri” bunun devamıdır.

Bugün için direnme ve abluka-bastırma, eskiye nazaran daha şiddetlidir ve yaygındır, iletişim araçlarıyla yayılmaktadır.

Türkiye’nin çağı yakalamasına engel olan bu sorunların; barış ortamında, birlik ve bütünlük içinde çözümlenmesi için yayınlanmış çokça kaynak ve çözümlenmiş dünya örnekleri vardır.

Özellikle 07 Haziran seçimlerinden sonra, bu temel iki sorunda tekrar başa dönülmüş ve şiddet in dozu had safhaya ulaşmıştır. Akil ve entelektüel insanlar,  buna ilgi duyanlar ve sorumluluk hissedenler fikirlerini açıklamakta tercih seçenekleri sunmaktadırlar.

Bundan önceki yayınlarımızda, çatışmanın derecesi ve yaygınlığı hakkında açıklamalar yapılmıştı. Şimdi de bu gelişmelerin ışığında, sorunların tespiti ve çözümü noktasında yayınlanmış görüşlerden bir derleme-yorumlama yapıldı. Bu görüşler farklı veya destekler niteliktedir. Sonuçta çözüm önerilerinden haberdar olarak ortak bir noktada buluşmak şarttır. Bununla, gerçek durum ve ortam değerlendirilerek, çözüm önerilerinin buna göre yapılması, sınıflandırılması amaçlandı.

Hep birlikte ve barış içinde ülkemizde yaşamak dileğiyle söze başlıyoruz:

*

Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?

Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı, İMC TV’de;"Türkiye’deki tüm demokrat kişileri, örgütleri, toplulukları, vicdanlı Müslümanları, etnik-mezhepçi politikaların ne demek olduğunu bilen Alevileri, hükümetin artık kadim güvenlik devleti politikasına dönmüş olan uygulamalarını ve hazırlamakta olduğu daha kapsamlı askeri harekâtı daha canlı biçimde potesto etmeye, bölgede yaşayanlarla daha aktif bir dayanışma içinde bulunmaya çağırıyordu. Gerçekten de bugün devletin hazırlandığı ve kısmen uygulamaya başladığı operasyon, yakın tarihimizdeki başka “askeri tedip ve tenkil harekâtları”nı akla getiriyor"(Ahmet İnsel)[1].

*

"Bunun adı savaştır: Doğu yanıyor…"

Mehmet Tezkan[2] yazıyor: "Cizre’de sekiz gündür sokağa çıkma yasağı var.. Çok şiddetli çatışmalar oluyormuş.. Tanklar bazı ‎merkezlere top atışı yapıyormuş..‎

Sur’da keskin nişancılar nöbetteymiş..‎

Kısaca ülkenin bir bölümünde.. Ülkenin Güneydoğu’sunda savaş var..10 bin asker bir ilçeye, o ‎ilçeyi ele geçiren militanları temizlemek için girmişse..‎

Barikatları yıkmak, hendekleri kapatmak için girmişse..‎

Silahlardan, patlayıcılardan arındırmak için girmişse..‎

Bunu adı savaştır!..

Güneydoğu böyle ama ülkenin batısı farklı..‎

Sadece batısı değil, kuzeyi, güneyi, ortası başka havada..‎

Sanki,Diyarbakır’da, Cizre’de, Silopi’de, İdil’de, Nusaybin’de çatışma yokmuş gibi..‎"

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim