Erdoğan'ın Korkusu!

Emre USLU

25 Eylül 2013 Çarşamba 09:30

 

2002 yılında AKP’nin iktidara gelişinin temel motivasyonu ANAP ve DYP’nin halkı illallah dedirten yolsuzlukları, kibri ve nobranlıklarıydı. O dönemde halk daha çok da diğer partileri cezalandırmak için AKP’yi tercih etti. Bu günden geriye baktığımızda halkın AKP’yi tercihinin nedeni AKP’ye olan güven değil diğer partilere olan güvensizlikti. Halkın AKP’nin arkasında mobilize olmasını sağlayan temel duygu “öfke” duygusuydu.

2007 yılına gelene kadar doğrusu AKP ülkeyi çok iyi yönetti. Özellikle AB reformları ile ülkeyi demokratikleşme konusunda çok ileri adımlar attı. Hoş, AB reformlarına inandıkları için yapmadılar. Askeri dengede tutmanın tek geçer yolu AB reformları olduğu için AB reformlarına sarıldı AKP yönetimi. İyi de oldu ülke demokratikleşme adına ne kazandıysa 2002-2007 arasında kazandı. En azından AKP’nin tabanı demokrasinin iyi bir şey olduğunu anladı. Demokrasi içinde askerin durdurulabildiğini, Batı ile entegrasyonun Türkiye ve topluma kazandırdığını gördü. İzolasyonumu, AB’ye “Hristiyan kulübü”, “Onlar ortak biz pazar” diyen Milli Görüşçü zihniyette kısmi dönüşüm yaşandı.

2007 Nisan’ında verilen e-muhtıra Türkiye’de dengeleri yeniden değiştirdi. Halk bu sefer de askere duyduğu öfkeden dolayı Erdoğan’ın etrafında kenetlendi. 2007 seçimlerinin temel sloganı “yeter söz de karar da milletin” olması bu öfkenin oya dönüştürülmesini hedefliyordu.

2007’den sonra başlayan Ergenekon soruşturması ile AKP artık hem iktidar hem muktedir oldu. Askeri kışlasına gönderdi 2010 referandumu ile yüzde 60’a yakın bir destekle Anayasa’yı kısmen değiştirdi. 2011 seçimlerinde insanların temel motivasyonu öfke veya kaygı değil umuttu. AKP ilk defa ülkeyi gerçek anlamda demokratikleştirecek, halkı kaynaştıracak önünü açacak bir umut partisi olarak tercih edildi.

Seçimlerden hemen sonra ise AKP’nin tercihleri artık belirginleşmeye başladı. Önce Ortadoğu’ya döndük, Batı ile köprüleri atıp, önümüze gelene posta koymaya başladık. Artık Türkiye Erdoğan’ın paşa keyfine göre yönetilen bir ülke hâline geldi. Sabah uyandığında hangi ülkeye posta koyacağını kimse tahmin edemez duruma geldi.

Türkiye Ortadoğu’nun abisi, hamisi olacaktı. Ancak bunu başkalarıyla paylaşmak istemedi Erdoğan. Ortadoğu’nun Nasır’ı olmaya çok özendi. Sokakları hareketlendirecek damarı da bulmuştu. İsrail’e vurdukça Arap sokağının iştahı kabarıyordu.

Doğrusu Erdoğan ve çevresi adrenalin dolu bu rodeo oyunundan çok hoşlanmıştı. Erdoğan bir dünya lideri olarak bindiği rodeoda kendisini seyreden seyirciye inanılmaz zevkler yaşatıyordu. Etrafına yalakalar doldu. Jöleyi sürüp gazı verdiler. Erdoğan’da bundan çok hoşlandı.

Sonra bir gün Gezi olayı patladı. Gezi olayları 2002’de ANAP ve DYP’nin kibri, yolsuzluğu, ve nobranlığına karşı gösterilen tepkidekine benzer bir motivasyondan kaynaklandı. Geziciler de Erdoğan ve çevresinin kibri, yolsuzluğu, ve nobranlığına karşı isyan ettiler. Ancak bu sefer onların öfkesini mobilize edecek bir alternatif parti olmayışı siyaseti sokağa taşıdı.

Erdoğan’sa Gezi olayları karşısında kendi tabanını kemikleştirip karşı bir blok oluşturmayı da başardı. Böylece tabanını yeniden toparladı.

Ancak bu Erdoğan için yeterli değil. Çünkü ilk iki seçimdekinin aksine bu sefer Erdoğan destekçileri değil Erdoğan karşıtları “öfkeli”.

Gezi, Erdoğan’a yöneltilmiş “öfke”nin jenerik adı. Tıpkı AKP’nin eski rejime yöneltilmiş öfkenin sonucu olduğu gibi.

Bu “öfke”ye karşı Erdoğan kendi tabanının korku duygularını kaşıyor. Tabanını korku üzerinden mobilize ediyor. “Geziciler gelirse size yaşam hakkı vermezler” diyor. “Başörtülü anneyi linç etmeye kalktılar” diyerek başörtülü kadınları korkutuyor. Statlarda her zaman yaşanan vandalizmi korkuya tevil edip tabanını mobilize ediyor. Kısaca bana mecbursunuz diyor.

İşin ilginci eski rejimin temsilcileri “biz gidersek dinciler gelir hayat tarzınıza müdahale eder” derdi. Şimdi Erdoğan ve çevresi aynı şeyi söylüyor; “biz gidersek size yaşam hakkı vermezler”.

Eski rejimin muktedirlerini zalim yapan şey korkuydu.

Eski rejimin diktatörleri o korku nedeniyle muhaliflerine hayat hakkı tanımıyordu.

Erdoğan’ı zalim yapan şey de aynı korku. O da muhaliflerine yaşam hakkı tanımıyor.

Eski rejimin diktatörleri “ya bizdensin ya onlardan” diyordu. En ağır baskıyı laik yaşam tarazı sahip olup, tercihini vicdani gerekçelerle dindarlardan yana koyanlar görüyordu.

Erdoğan da aynı şeyi söylüyor aynı şeyi yapıyor. En çok baskı görenler, ya bir dönem Erdoğan’ı destekleyenler veya Erdoğan’ınki gibi, dindar yaşam tarzına sahip olup, vicdani gerekçelerle Erdoğan’ın zulmüne hayır diyenler.

İronik bir şekilde eski rejimi yıkan şey de korkuydu...


dremreuslu@gmail.com
twitter/emreuslu

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.