Sükûneti elden bırakmadan, aklımıza mukayyet olarak sıhhatli düşünme ilkesinden vazgeçmeyelim. Hakikatin er yada geç ama, muhakkak ortaya çıkma gibi bir karakteri var. İstanbul merkezli rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu holiganlık iklimine girmeden , eldeki materyallerle değerlendirmeye çalışsak ,adaletli bir yol izlemiş oluruz. Sadede gelelim…
İktidarın mevcut mesele karşısında aldığı tutum hayret verici. Şimdiye kadar alınan hiçbir kararın ülke menfaatine bir katkısı yok. Ayrıca alınan kararların Ak Parti’nin geleceğini örseleyen sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
Yönetmelik değişikliği tam bir garabet .Bundan sonra Adli makamların emrinde yürütülen soruşturmalar da, Mülki amir olan Emniyet Müdürü ve Valilerin de haberi olması zorunluluğu getirildi. Bu yönetmelik değişikliği aynı zamanda İstanbul da yapılan ve amirlere bildirilmeyen operasyonu aklıyor. Demek ki eski yönetmelikte amirlere haber verme mecburiyeti yok.
Yeni Yönetmelik’in savunulacak bir tarafı yok. İdarenin Adliyeyi denetlemesi söz konusu. Danıştay’a başvurular olacaktır, kesinlikle Danıştay bu yönetmeliği iptal eder. Eğer iptal olmazsa ülke talan edilir. Mülki amiri Ayetullah makamına çıkaran bu yönetmelik, yolsuzluğa ve hukuksuzluğa kapı aralar.
Burası Türkiye, Genel Kurmay başkanı tutuklu. Eski İstihbarat daire başkanı Hanifi AVCI tutuklu. Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış olan Mehmet AĞAR yeni hapisten çıktı. İstanbul KOM Müdürlüğü yapmış olan Adil Serdar SAÇAN tutuklu. Batman Eski Valisi Salih ŞARMAN 3 sene hapis yattı. Başsavcı İlhan CİHANER tutuklandı. Bu listeye onlarca isim ekleyebiliriz. Demem odur ki; yüksek makamlardaki insanlarda suç işleyebilir. Burada tek güvencemiz Adli irade ve onun emriyle hareket eden ,ona karşı sorumlu olan ve soruşturmayı gizli tutması gereken kolluk kuvvetidir.
Hep beraber düşünelim. Her hangi bir şehirde Emniyet Müdür'ü yada Vali hakkında çok ciddi suç delilleri KOM şubeye ulaştı, gereken işlemler başladı .İlgili Savcı soruşturma başlattı. Dalalet ve hıyanet içerisindeki Müdür yada Vali hakkında deliller toplanmaya başlandı. Muhtemelen operasyon gerekecek , Vali’nin maiyetinde memur olan görevli bu durumu Emniyet müdürüne söyleyecek. Sizce bu operasyon adil olabilir mi? Böyle bir çalışmaya imza atan Müdür ve ekibine Vali madalya mı takar, yoksa analarından emdiği sütü burnundan mı getirir?
Hangi Vali yada Emniyet Müdürü Ak Partili bir belediye yada bürokrata operasyon yapılmasına izin verebilir? Mümkünatı var mı? Bu yönetmelik 1950’ye geri dönüştür. Ben bilakis son 3 yıldır Emniyet bünyesinde bulunan KOM ve İstihbarat şubelerinin özerkleşmesi, Emniyet Müdürü ve Vali emrinden alınarak direk adli makamlara bağlı olmasını savunuyorum.
Şu an HSYK’ya bir savcıyı şikayet eden , Adana KOM şubenin yanlış uygulamalarından mustarip olup davalık olan Taner TALAŞ olarak diyorum ki; Adli makamların kahır ekseriyeti namuslu insanlardan oluşuyor. KOM ve İstihbarat şubeleri ciddi kurumsal aşamalardan geçmiş , çalışanlar olarak fert bazında düzgün ve namuslu insanların çalıştığı kurumlardır. Özerkleşme hususunda kaygıya bence yer yok.
Eğer bu kurumlar özerk olsaydı sadece Adana da milyarlarca lira para milletin hizmetinde olurdu. Yönetmelik değişmeden var olan soruşturmayı akamete uğratanlar, bu yönetmelikten sonra talan da sınır tanımazlar. Gün gelecek evvela Devlet ,sonra İlahi hukuk kapatılan Adana dosyasının hesabını soracaktır. Ülkesini seven Ak Partililer Başbakana gaz vermeyi bıraksınlar.
Ayrıca ; Savcıları Başsavcıya denetletmek akıl izan işi midir? Başsavcı savcıların amiri değildir. Adliyeyi SÜMERBANK kaput bezi fabrikası anlayışıyla, hiyerarşik bir yapıya büründürmek doğru değildir. Başsavcı koordinasyondan sorumlu, Adliyeyi protokolde temsil eden kişidir.
Emniyette yapılan tasfiye açıkça Ak Partili odaklara gelmesi muhtemel operasyonları engellemeye matuf bir girişim olduğu ortada. Ancak tasfiyenin sonuçları ülkeye zarar verecektir .İşinde ehil olmayan kadroların ihtisas alanlarının dışında getirildikleri görevde , bu süreç ülke menfaati aleyhine işleyecektir. Foto filmciyi Narkotiğin başına getirmenin bedelini, gençlerimizin damarların da uyuşturucu olarak göreceğiz.
Operasyondan Hocaefendi cemaatini sorumlu tutup, meseleyi bu minvalde tartışmak, ,günümüzde tutması mümkün olmayan siyasi bir taktiktir. Aslolan meselenin özüdür.
‘’Üç ayrı olay neden aynı dosya ve tek operasyon olarak gerçekleştirildi’’ diyenler haklı, lakin söz söyleme konusunda haklı olmayan arkadaşlarımızdır. Son 10 yılda çok önemli davalar da; ilgisiz, alakasız olay ve kişiler bir araya getirilmiştir. Ergenekon davası 23 davanın birleşmesiyle sonuçlanmıştır. Adana dan kahredici bir örnek vereyim . Adana Büyük Şehir belediyesine yapılan, Mustafa TUNCEL ve arkadaşlarının olduğu fezlekede, o dönem Seyhan Kaymakamı olan Rahmetli İsmail Hakkı DEVELİ’ nin muhtemelen 2008 yılında yapmış olduğu bir ihale fezlekenin içindedir. Bu konuda literatür de oluştu. Ortaya karışık…
Başbakan doğru söylüyor. Savcı imar müdürü müdür? Peki muhalefet partilerine mensup belediyeler aynı gerekçelerle basılırken neden o savcılara imar müdürü müsün demediniz ?
Kafama takılan diğer bir soru da; Zafer ÇAĞLAYAN Mersin Büyük Şehir adaylığından vazgeçmesi bu meselelerle alakalı mıdır?
Bir önceki yazımın son paragrafında;
‘’Hülasa; Olan da Hayır vardır. Son operasyon her yönüyle eğer ibret gözüyle bakılacak olursa iyi neticeler hasıl olacak bir operasyon olmuştur. İktidar mensuplarının da belli konular da ,kendilerine dönüp ,muhasebe yapma imkanı tanıyacaktır .Tersini düşünmek dahi istemiyorum’’ demiştim.
Maalesef olaylar temennimin dışında seyrediyor.