Prof. İzzettin Önder: "Ülkeyi holdingler yönetiyor", ABD'li ünlü senatör Alfonse D'amato "Türkiye bir haydut çetesinin elinde can çekişiyor" demişti... Dönemin ABD Büyükelçisi Abromoviç ise "Türkiye'nin sorunlarını ancak devletten güçlü hükümetler çözer" diye akıl vermişti!
Ecevit "dışarıdan yönetiliyoruz", Baykal "Ülke çetelerin elinde", Korkut Özal da "Ülke ordu, mafya ve dış güçlerin elinde" diyordu. Fehmi koru ejder kim dedi cevap veremedi. Avni Özgürel işin üstüne gitti yine tık yok… Ben bu filmi 1 Numara kim sorusunda da izlemiştim gibi. Kafam karıştı. Karışan kafa çalışmayan kafadan iyidir fehvasınca ilerlemek istedim. Kafa karışıklığıma neden olan soruları da konuları da paylaşayım istedim. O kadar bilginin hangisinin doğru hangisinin yanlışlığına karar verecek durumda olmadığıma göre soruların bir kısmını paylaşayım dedim. Belki birileri cevapları için yardımcı olur da şu 17 Aralık operasyonlarını da anlamış oluruz. Kim bilir?
Derin sorularla sarmalanan yolculuğa hoş geldiniz!
Süleyman Demirel’e yakınlığı malum SN. Hüsamettin Cindoruk yemekte şunları niçin söylemiş "31 Mart'tan bu yana kendilerini mağdur, ezilmiş hissedenler, hilafetin kaldırılmasına üzülenler, laikliğin Türkiye'de geçerli ideoloji olmasından rahatsız olanlar iktidara gelmişlerdir. Onların sıkıntısı 28 Şubat'la hesaplaşmak değil; 31 Mart'tan bu yana çıkan sonuçları tekrar yaşamamak ve Türkiye'yi seküler bir devlete döndürmek istiyorlar..." namı diğer Cintonik amcam biz halkın anlamada zorluk çekeceği bu türden ifadelerle ne tür gönderme yapıyordu? Bilmiyorum. 100 yıl geriye gidip, 1908’in 31 Martında neler oldu? Dediğimde dikkatimi çeken şeyler olduğunu gördüm. Eminim sizlinde dikkatinizi çekecektir.
Gizemli bir isim Emanuel Karasu… Kim bu? Seferad Yahudisi bir ailenin çocuğu. 1902 yılında 13450 Matrikül numarasıyla çıraklık derecesinden Selanik Locası'na kaydoldu. Hızla yükseldi. Jön Türk hareketini Boulma Giani Sokağı'ndaki mabede çekmeyi başardı. İttihat ve Terakki'nin kalbi merkezi artık buraydı. İlk Osmanlı subayının locaya kabulü 1903'te gerçekleşti. Daha sonra bu sayı artınca ikinci loca olan LABOR ET LUX devreye girdi. Tarih 1908'i gösterdiğinde Selanik Loca'sındaki 188 üyenin 23'ü üst düzey subaydı. 31 Mart müdahale kararı nasıl ve nedenleri üzerine burada karar verildi. II. Abdülhamit, Selanik'ten gelen Hareket ordusuyla bertaraf edildi. Yani yanisi şu; Padişah Abdülhamit, İttihat ve Terakki'deki ilk Gayr-ı Müslim olan KARASU tarafından tahttan indirildi.
Yani? Yanisi; Abdülhamit gözyaşları içinde Selanik'teki Alatini Köşküne gönderilirken KARASU da Macedonia Risorta da (SELANİK LOCASI) kendisine güç veren İngiliz Konsolos John Elia Blunt'un evinin yolunu tutuyordu! Cindoruk aslında "100 yıl önce ele geçirdiğimiz bu toprakları size vermeyiz" demek mi istiyordu! ABD'li ve İsrailli dostlarına güvenerek de meydan mı okuyordu. Anlaşılan dostları onu uyarmamış! Hala eski günlerin özlemini çektiği belli. İyide biz halkın çocukları olarak "31 Mart vakası bir gerici ayaklanmasıdır deyu bellettirilmiştik. Niye?
Bu sözlerin öncesinde geçen haftalarda hayata veda eden Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal Flash TV’de Yılmaz Tunca’ya şunları söylüyordu;
Mayıs 2002 de İstanbul da Çırağan Sarayı’nda yapılan gizli Yuvarlak Masa Toplantısını “Çırağan otelinde bir toplantı yapılıyor. Kim geldi oraya European round table teşkilatı, yuvarlak masa, bu yuvarlak masa bildiğimiz gibi bir yuvarlak masa değil. 1911'lerden beri gelen bir teşkilat. Kurucu Cecil Rose, Rodezya'nın sahibiydi. Bu teşkilatı O kurmuştu. Daha sonra da bütün servetini Yahudi banker Baron Rockshire'e bıraktı. Dedi ki, yuvarlak masada koymuş olduğumuz kuralları dünyada yaymak için sana bu serveti bırakıyorum. Bu şekilde Round Table olayını kurdu, daha sonra Birleşmiş Milletlerin Billdenberg'in kurucuları aslında Round Table'cılar.
Round Table, Masonlardan da çok yukarıda. Round Tablecılar, Jak Kamhi beyin daveti üzerine bir geceliğine, İstanbul'a geldiler. 47 kişi Türkiye'ye geldiler, Çırağan’da gizli bir toplantı yapıldı. Yapılan toplantıya bir tek Türk davet edildi. Kim bu Türk? İsmail Cem. İsmail Cem İpekçi davet edildi. İsmail Cem, burada 47 kişi ile gizli bir toplantı yaptı. Hiçbir açıklama yapılmadı. Bu 47 kişi ertesi sabah uçaklarına binip İstanbul'dan ayrıldılar.” Doğruluğu bilinmez bir diğer iddiada şuydu tek bir gazete yazdı;
“ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelmann 18 Şubat 2005 tarihinde de İstanbul-Bebek’te, ünlü bir otelin İtalyan restoranında, toplantı yaptı mı? Bu görüşmede Türk medyasının önde gelen isimlerinden Cengiz Çandar ve Hasan Cemal ile MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve MİT Eski Müsteşarı Sönmez Köksal de hazır bulunmuştur. Bu toplantı da medyada yer almamış ve gizli tutulmuştur. “
Bir diğer iddia ; “6 Haziran 2006 günü akşamı, Dünya Bankası Başkanı’nın Türkiye’de gizli bir toplantısı gerçekleştirilmiştir. Kamuoyundan gizli tutulan bu toplantıda katılımcılar hayli kalabalık olmuştur. İstanbul Çengelköy'deki kordon Restoran’da yapılan yemekli toplantıda masanın başköşesinde ziyareti medyadan gizli tutulan Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfovitz oturmuştur. Wolfovitz ile aynı masayı ABD'nin iki eski Ankara Büyükelçisi paylaşmıştır: Bunlar Marc Paris ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Marc Groosman’dır. Yemekli toplantıya katılanların 80'i ABD'lidir, 11'i AB ülkelerindendir, 75-80 civarında da Türk vardır. Böylece yemekte toplam yaklaşık 175 davetli hazır bulunmuştur. Gizli toplantıda dikkat çeken konukların geliş ve gidişte deniz yolunu tercih etmeleri olmuştur.”
Alın size bir ilginç iddia daha;
Tarihler 6 Eylül 1980'i gösteriyordu. Demirel'le yakın ilişki içinde olan Erbakan Konya’da 'da miting düzenledi.
Katılım çok fazlaydı. Faili meçhuller ve yapılan haksızlıklar sonucunda miting, devleti protestoya dönüştü! Tabi kalabalığın içindeki özel görevlilerin katkısıyla! Gariptir, bu mitingin ismi de 28 Şubat'a giden yolu açan gecenin ismiyle aynıydı: Kudüs...
Birileri bildiğimiz senaryo ile düğmeye basmıştı. Darbenin ayak sesleri geliyordu. Çünkü darbe gelmese şeriat gelecekti.
28 Şubat öncesinde Çevik Bir ve ekibinin gittiği ABD'ye hem askerler hem işadamları gidiyordu! En büyük şikâyetleri Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon'dan kurtulmaktı. Demirel'in çok tuttuğu, sonuna kadar arkasında durduğu bakan yüzünden 12'si TÜRK 3'ü Musevi 15 işadamı Washington'a uçtu. Darbe istedi.
Maliye Bakanı'ndan kurtulmak için gerekli girişimlerde bulundu!
İşadamlarını Demirel duyunca büyük hayal kırıklığı yaşadı! Liste önüne geldiğinde "hepsini biz zengin ettik" diyordu dudakları titreyerek! İşadamlarının başında kim vardı? Selahattin Beyazıt!!!!!! “
“DERİN DEVLET” denildiğinde hep askeri aradık yıllarca. Oysa derin devlet yok, derin Patronlar mı vardı. Aparat olarak kullandıkları askerler de hep oldu. Laiklik elden gidiyor diye tanklar yürürken birileri ülkeyi göbeğinden esir alıyordu! Bu oyun ne yazık ki hep tuttu. Şimdi ise ASKER darbeyi değil de ülkeyi düşündüğü için hedef mi oluyordu? Yahu işte bu Beyazıt kimdi? BİR NUMARA MI YOKSA? Ejder olmadığı kesin. Selahattin Bey ile ilgili doküman bulmak hiç kolay değildir. Elinizin altındaki kaynakları kurcaladığınızda birkaç satır şablon dışında pek bir şey yoktu. Biraz da Ergun Diler karışık olan kafamı daha da karıştırdı.
“Biraz geri gidelim. Selahattin Bey'in babası hayvan ticareti yapardı. Çok ünlüydü. Çok da para kazanıyordu. Ağrılı olmasına rağmen İstanbul'a yerleşmişti.
1958'de Tophane Çeşmesi'nin karşısına o gün için yeni sayılan bir bina yaptırdı. Çok eleştirilse de geri adım atmadı. İşlerini oradan yürütüyordu. Oğlu Selahattin de büyümüş, evlilik zamanı gelmişti.
Ülkede Menderes rüzgârı esiyordu. İstanbul hallaç pamuğu gibi atılıyordu. Büyük bir yenileşme hareketi başlamıştı.
Yollar, üst geçitler, kavşaklar, bulvarlar yani aklınıza ne geliyorsa yapımı için start verilmişti. Bütün bu işlerin arkasında ise tek bir isim vardı: Sedat Eroğlu...
Sedat Bey, her dediğini rahmetli Menderes'e kabul ettiriyordu. Şehrin yüzü değişmişti! Şehir değişirken zenginler de değişiyordu!
Eroğlu, biricik kızını ağrılı işadamının oğluyla yani Selahattin Beyazıt'la evlendiriyordu. Bu evlilik iki aile için de iyi olmuştu. Önleri açıldı. Yürüdüler!
Selahattin Bey iyi eğitim almıştı. Dil biliyordu. Yine de bunlar yetmezdi, yetmiyordu!
Birinin ellerinden tutmasını bekliyordu. O isim Muharrem Nuri Birgi idi...
Türkiye'nin çok konuşmadığı ve bilmediği BİRGİ bazı odaklarda el üstünde tutulurdu.
Dışarıda "Türk Devleti" denilince akla gelen ilk isimdi!
Büyükelçiydi. Çok kibardı. Güzel sanatlara yakınlığı çok fazlaydı.
Selahattin Bey'in hayatı Muharrem Bey'in kendisini keşfinden sonra tamamen değişti. Birgi, NATO'daki Türkiye'ydi! 1958'de Buxton'da yapılan Bilderberg toplantısına katılan ilk TÜRK'tü... Bu toplantılara katılmaktan daha önemlisi çekirdek kadroda yer almaktı. Birgi, çekirdeğin çekirdeğindeydi! Her toplantının ağır topu olan Birgi, yanına ilk olarak Nejat Ezcacıbaşı'nı aldı. Cannes'teki o toplantı çok renkli geçti.
Eczacıbaşı'nı Villa D'este'deki toplantıya da götüren Birgi'nin asıl yıldızı Selahattin Bey olacaktı.
Ve daha sonra elini hiç bırakmayacaktı!
Muharrem Bey, NATO'da 12 yıl TEMSİLCİ olarak görev yaptı. Paris'te bulunduğu sıralarda Fransa'nın en önemli sanatçılarıyla oturup kalktı.” Derin ilişkiler hem Muharrem Nuri Birgi'nin hem Selahattin Beyazıt'ın önünü açmıştı!
Bilderberg’in Türkiye Masası Başkanlığı’nı 20 yıl süreyle İngiltere Kraliçesi ile yakın arkadaş olan Selahattin Beyazıt sürdürmüştür, ABD dış işleri eski bakanı ünlü diplomat ve Rockfellerin sağ kolu Henry Kissinger in Türkiye’de en önemli evinde misafir olduğu adam nede olsa. Hatta bir adım daha gidelim dünya finansının patronu ve ABD derin yapının da 1 numarası David Rockfeller’i Türkiye’de misafir eden olması önemli bir insan olduğunun anlaşılması için yeterli neden. Sonra bu görevi Vehbi Koç’un kızı Suna Kıraç devralmıştır. Ve tabi İnan kıraç ta önemli adam olmuştur. Şimdilerdeyse bu görev Mustafa Koç’un olduğu iddiası var ejder Mustafa koç olmasın? Sayın Fehmi Koru daha iyi bilecektir. Galatasaray kulübünün önemli adamı Sayın Beyazıt, Fatih terimin Tayyip Erdoğan belgeselinin sözlerinin ardından Galatasaray’dan kovulduğu iddiasını tatbiki cevaplandırmayacaktır.
Gelgelelim AK Partinin 81 vilayetinin belediye başkan adaylarının açıklanmasından sonra başlayan 17 Aralık operasyonlarıyla bir ilişki söz konusu mu? bu anlamaya çalıştıklarımla bir ilgisi olabilir mi? Mesela Adana milletvekili Prof. DR. Sn. Necdet Ünüvar, Ergenekon sanığı Sn. Mehmet Haberal’la bu konuları konuştu mu? nede olsa Sayın Ünüvar sağlık müsteşarıyken Haberal’ın epeyce muhatabı olmuştu. Haberal’ın Sn. Demirel’le ilişkisi malum. Hatta kimilerine göre CHP’nin esas gölge başkanı.
AK Partinin % 60larla kazandığı 3 ildeki (Şanlıurfa, Adıyaman, Bingöl) deki aday tespiti, Mardin ve Van illerinin de BDP ye ikramı bu bölgenin Belediyelerinin başkalarına geçmesini sağlayacak strateji ustası, USTAYIMI yanıltıyor. Bu çözüm sürecinin mecra kaydırılması mı? Vaat edilen topraklarla ilgili projeyle bağlantı nedir? Karşılığında ADANA ve Mersin MHP ye mi verilmek isteniyor? Ufff! kafam çok karıştı anlayan bir adım beri gelsin.