"KENDİ KAHRAMANLARINI KENDİLERİ YİYORLAR"
Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, dün ortaya atılan iddialar sonrasında yandaş medyanın Yolsuzluk iddialarını aynı titizlikle haber yapmamalarını eleştirdi.
İşte Ahmet Hakan'ın yazısının ilgili bölümü:
Kendi kahramanlarını kendileri yiyorlar
ÖNCE Başbakan Erdoğan, fragmanı verdi...
Dedi ki:
“Bir yargı mensubu yılda 20-22 defa turist olarak yurtdışına gider mi?”
Sonra iktidarın gazetesi, filmi oynattı...
Manşeti attı:
“Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonunu başlatan Savcı Zekeriya Öz Dubai’ye tatile gitti... Parasını bir inşaat şirketi ödedi.”
Aslında âdet şudur: Önce gazete yazar, sonra siyasetçi dile getirir.
Bu âdeti de tersine çevirdiler: Önce siyasetçi fişeği çaktı, sonra gazeteci haberi yazdı.
Neyse... Neyse...
Bu durum, çivisi çıkmış bir ülkede “çivicik” gibi bir şey...
Geçelim.
Önemli olan gelinen bu noktada “Zekeriya Öz meselesi”ne nasıl bakılacağıdır.
Ben kendi bakışımı 6 maddede özetledim...
Takdim ediyorum:
- BİR: Zekeriya Öz, faturasını Ali Ağaoğlu’nun inşaat şirketinin ödediği bu tatillerin hesabını vermelidir. Hem de son kuruşuna kadar... Ayrıca HSYK da bu konuya el atmalıdır... Zekeriya Öz’le ilgili haberi “suç duyurusu” kabul etmeli ve derhal gereken hukuki işlemi yapmalıdır. Ki yapacağını da açıkladı.
- İKİ: Bu arada Başbakan da, olayı manşete çeken gazete de elini vicdanına koyup şu soruya cevap vermelidir: Zekeriya Öz o operasyonu başlatmasaydı, siz Zekeriya Öz’ün tatillerine el atacak mıydınız, atmayacak mıydınız?
- ÜÇ: Benim için hava hoş: Yolsuzluk, usulsüzlük ve avantacılık yapan Zekeriya Öz olmuş, bakan olmuş, bakan oğlu olmuş, genel müdür olmuş, o olmuş, bu olmuş, hiç fark etmez... Ama bakalım Başbakan ve haberi yapan gazete için de durum böyle mi?
- DÖRT: Zekeriya Öz’ün Dubai tatilini, “çok büyük kokuşmuşluk” olarak gündeme getiren Başbakan ve o gazete... Jetleri, umreleri, ayakkabı kutularını, bakan oğullarını, milyon dolarları, para sayma makinelerini “çok büyük kokuşmuşluk” olarak gündeme getirmese de en azından “minicik bir kokuşmuşluk” olarak bile gündeme getiremez miydi?
- BEŞ: Bırakın gündeme getirmeyi... Olayı “küresel suikast” olarak değerlendirip kapatmaya çalıştılar, çalışıyorlar ve çalışacaklarının işaretini veriyorlar. Bu durumda “Savcı’nın avantacılığı” konusunda söyledikleri, yazıp çizdikleri ne kadar anlamlı olabilir ki?
- ALTI: Yoksa şunu mu demek istiyorlar: “O savcı bizimkileri suçluyor ama o da en az bizimkiler kadar kirli...” Eğer buysa söylemek istedikleri... Buradan temizlik çıkmaz... Çünkü kiri kir ile yıkamak mümkün değildir.
Gazetecilik ilke ve inkılapları
- GAZETECİ Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın mesaj taşıyıcısı olmaz.
- Gazeteci posta güvercinliği yapmaz.
- Gazeteci olayın kahramanı olmaz, olayın tanığı olur.
- Gazeteci tanık olduğu olayları yazar, saklamaz.
- Gazeteci, Başbakan’a, “Hadi Başbakanım, savaşın, daha çok savaşın” demez.
- Gazeteci, Başbakan’a, “Hadi barışın Başbakanım, barışın, öpüşün” de demez.
- Gazeteci savaşırlarsa savaşı, barışırlarsa barışı yazar... Gerisine karışmaz.
- “Cemaat’in gazetecisi” olmaz... “Hükümetin gazetecisi” hiç olmaz...
- Gazeteci kamu adına hükümet edenleri denetler... Hükümet edenlere asker yazılmaz.
- Gazeteci kamu adına iş yapar... Cemaat’e de asker yazılmaz.
- Cemaat ile hükümet savaşının gönüllü ya da paralı askerliğini yapmak, gazeteciye yakışmaz.
- Gazeteci hiçbir hiyerarşik yapının emir erliğini yapmaz.
- 28 Şubat gazeteciliğini kıyasıya eleştiren bir gazeteci, 28 Şubat gazeteciliğinde bile örneği görülmemiş türden bir devlet gazeteciliğine soyunmaz.
- Gazeteci goygoyculuk yapmaz: Ne askere, ne Cemaat’e, ne hükümete, ne Çankaya’ya, ne de Pensilvanya’ya...