Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı son günlerde Hizmet Hareketi ile ilgili gündemde yer alan konulara ilişkin açıklama yaptı. GYV Başkanı Yeşil, En üst düzeydeki siyasilerce dile getirilen, nefret suçu oluşturan söylemlerle toplum gerilmekte ve kasten kutuplaştırılmaktadır" dedi.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, Swissotel'de basın toplantısı düzenledi. Türkiye'de son dönemde demokrasi ve hukuk devleti konusunda kaygı verici gelişmelerin yaşandığını kaydeden Yeşil, "İfade özgürlüğün sınırlandırılması, teşebbüs hürriyetinin engellenmesi, özel hayatın dokunulmazlığını ihlal eden yasa dışı dinlemeler, anayasal suç olan fişlemeler, yargısız infaz niteliğindeki kitlesel tasfiyeler, medyaya yapılan baskılar, gazetecilerin susturulması, ayrımcılık, medyanın ihale alan iş adamları yolu ile dizayn edilmesi, internete getirilmek istenen yasaklar, YÖK’ün akademisyenleri memurlaştırma gayretleri, iş adamlarına yapılan baskı ve tehditler, artan tehdit dili, vatan haini söylemleri, yargıyı hükûmetin kontrolüne alma çabaları, ülkemizi demokratik hukuk devleti olmaktan çıkaracaktır." şeklinde konuştu.
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının sağlıklı bir biçimde yürütülmesini engelleyen siyasi müdahale ve açıklamalarla hukukun üstünlüğünün çok büyük bir darbe aldığını belirten Yeşil, "Anayasanın yargı bağımsızlığını düzenleyen ve emreden 138. Maddesi fiilen rafa kalkmıştır. En üst düzeydeki siyasilerce dile getirilen, nefret suçu oluşturan söylemlerle toplum gerilmekte ve kasten kutuplaştırılmaktadır. Siyaseti bir savaş ve siyasi farklılıkları da düşman cepheler olarak gören bir anlayışla toplumsal barışa büyük zarar verilmektedir. Toplumun farklı kesimleri ötekileştirilmekte, düşmanlaştırılmakta ve hatta şeytanlaştırılmaktadır. Bütün bunlardan dolayı ülkenin huzuru, istikrarı ve ekonomisi büyük risk altına girmiştir. Demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan bu durum, Türkiye’deki bütün vatandaşların ve toplumsal kesimlerin ortak sorunudur." ifadelerini kullandı.
'HİZMET HAREKETİ'NE KARŞI LİNK KAMPANYASI YÜRÜTÜLÜYOR'
Mustafa Yeşil, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Antidemokratik ve hukuk dışı gidişatın, sadece Hizmet Hareketi'ni değil, iktidarı yönlendiren oligarşik yapıya mutlak itaat ve biat etmeyen diğer siyasi, sivil, ideolojik, etnik, ekonomik, mezhepsel ve dini gruplara yöneleceğini tahmin etmek zor değildir. Bu bağlamda;
1- Memleketteki anti-demokratik gidişatın bir parçası olarak Hizmet Hareketine yönelik yoğun bir linç kampanyası yürütülmektedir. En üst düzeydeki yetkililer ve hükûmete yakın medya tarafından sıkça zikredilen 'paralel yapı, ananas cumhuriyeti, örgüt, çete, darbeci, casus, in, Haşhaşi, âlim müsveddesi, içi boş veli, sahte peygamber, kula kulluk yapanlar' gibi öfke ve nefret içeren itham, hakaret ve iftiralarla nefret suçu işlenmektedir. Dikkatleri yolsuzluk soruşturmalarından uzaklaştırmayı amaçlayan bu tür şeytanlaştırmalar, kışkırtmalar ve linçlerin yakın tarihimizde nasıl acı sonuçlar doğurduğu açıktır. Kefen giyen insanların “öl de, ölelim” diye slogan atmaya başladığı, resmi sıfata sahip bazı kişilerin “ürpertici devlet geleneklerinden” ve “devlet için evlatların feda edilmesinden” bahseder olduğu bu ülkede, tarihteki acı olayların tekerrürü akıllara gelmektedir.
2- Anayasal düzen, güçler ayrılığı, yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün riske girmemesi adına Sayın Cumhurbaşkanını göreve çağırıyoruz. Kendilerinin yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında yaşanan hukukun işlevsiz hale getirilmesi yönündeki müdahaleleri araştırmak üzere anayasanın verdiği tüm yetkileri kullanması kamuoyunun beklentisidir. Ülkenin ve devletin birliğini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanının bu süreçte sergileyeceği yapıcı ve provokatif yaklaşım, toplumsal barışın dinamitlenmemesi, ülkenin bir kaosa sürüklenmemesi, ülkenin önemli bir kesiminin siyasi, medyatik ve toplumsal bir lince tabi tutulmaması ve hepsinden öte adaletin temini adına elzemdir ve aciliyet kesbetmektedir.
3- Yolsuzluk ve rüşvetten tutuklu bulunanlar için dahi masumiyet karinesi esas iken Hizmet Camiasının, en üst düzey isimler tarafından mesnetsiz iddialarla ötekileştirilip hedef gösterilmesi haksız, hukuksuz ve adaletsiz bir durumdur. Paralel yapı, çete, örgüt gibi iddialarla ilgili eğer somut ve inandırıcı deliller var ise, hukuk zemininde ele alınıp inceleme yapılması demokratik hukuk devletinin gereğidir. Hatırlanacağı üzere Ağustos ve Aralık 2013 aylarındaki açıklamalarımızda; “hükümetin elinde delil varsa bir an önce yargıya teslim etmesini” çok açık ve net bir şekilde talep etmiştik. Yargıya mevzu teşkil eden bu iftiraların hiç bir delil öne sürülmeden defalarca tekrar edilmesi evrensel hukukta ciddi bir yeri olan nefret suçudur.
4- Son günlerde Camia hedef alınarak kullanılan nefret dilinin nice kanaat önderleri yetiştirmiş olan ortak geleneğimizi, bir arada yaşama idealimizi, toplumsal barışımızı ve vicdanları örseleyip tahrip ettiği aşikârdır. Vakfımızın Onursal Başkanı Muhterem Fethullah Gülen’in kim olduğunu, ideallerini, söylemlerini ve hepsinden önemlisi yaşayışını, altmış yıldan bu yana başta Erzurumlu hemşehrileri olmak üzere, yurt içi ve yurt dışında milyonlarca insan çok iyi bilmektedir. Yakın zamanda başka bir iftirası ile dikkat çekmiş olan İçişleri bakanının devlet terbiyesi ve nezaket sınırlarını aşıp hakaret ve nefret diliyle kullandığı ifadeler siyasi tarihimizin en talihsiz beyanlarından biri olarak hatırlanacaktır.
5 - Vakfımızın 13 Ağustos 2013 tarihli açıklamasında yer alan; 'gerekirse hareketi iki polis bir savcı ile terör örgütü kapsamına sokarız” iddiaları hala yetkili ağızlarca yalanlanmamıştır. Bazı hükûmet yetkililerinin ve medya aktörlerinin pervasızca kullandığı tahrik edici dil, akıllara karanlık senaryoları getirmektedir. Kasten arttırılan gerginlikle toplumsal tahriklere zemin hazırlanmaktadır. Bu provokatif yollarla birilerinin, bizce asla tasvip edilmeyecek tepkiler vermesi sağlanarak, Hizmet Camiasının terör örgütü kapsamına alınması yönünde “şartların olgunlaştırılmak” istendiğine dair şüpheler güç kazanmaktadır. Camianın gönüllülerinden böyle bir tepki gelmesi beklenmeyeceğine göre, suni olarak provokatif eylem ya da eylemlerin organize edilmesinden ülkemiz adına endişe duyuyoruz. Akıllardan çıkarılmamalıdır ki, Camianın gönüllüleri, muarızları kendilerine hangi kabul edilemez üslup ve metotlarla muamele ederlerse etsinler, anayasal çerçeveden ve demokratik hukuk devletinin sınırlarından asla ayrılmayacaklar, hiçbir zaman gayri meşru yollara da tevessül etmeyeceklerdir. Müspet hareketi şiar edinmiş olan Hizmet Camiası, ülkesini seven dürüst ve onurlu her bireyin yaptığı/yapacağı gibi hakkını ve hukukunu savunmaya devam edecek, ancak karanlık senaristlerin oyunlarına ve kışkırtmalarına, Allah’ın izni ve inayeti ile gelmeyecektir."
"HİZMET'İN İKTİDAR PAYLAŞIMI HESABI ASLA OLMAMIŞTIR"
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, 50 yıldan bu yana Hizmet Hareketi’nin duruşunun değişmediğini, AK Parti ile olan ilişkisinde de asla bir iktidar paylaşımı hesabının olmadığını vurguladı. Yeşil, " Hizmet yine ‘demokrasi, hukuk, insan hakları, medya özgürlüğü, fikir ve vicdan özgürlüğü’ diyor." şeklinde konuştu.
Swissotel’de basın toplantısı düzenleyen Mustafa Yeşil, basın mensuplarının sorularını cevapladı. Milletvekillerinin istifaları konusunda Başbakan Erdoğan’ın ‘tuzluklar sızmış’ sözü ile Mehmet Ali Şahin’in Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkiye’ye dönmesi yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Yeşil, “Öncelikle Mehmet Ali Şahin Beyin sözüyle başlayalım. Hocaefendi’nin orada kalması, bulunması mevzuuyla alakalı değişik zamanlarda kendi ifadeleri, kendi açıklamaları olmuştu. Sağlık sebebiyle gitmişti, fakat daha sonra ‘ülkemde hizmet eden insanların yüzde 1’i bile benden dolayı mağdur olacaksa ben dönmek istemiyorum’ demiş, ‘köşemde inzivayı hatta cebri inzivayı tercih ettim’ demişlerdi. Fakat gerek Başbakan’ın, gerekse daha sonra farklı siyasi kişilerin Hocaefendi’yi ülkeye davet ettiklerini hatırlıyoruz. O her seferinde ‘benim varlığım hizmet eden insanları ve ülkemdeki belli demokratik sürecin henüz tamamlanmamış demokratik sürecin ihlalini bir vesile olmasından endişe ederim’ sözleri olmuştu. Bugün yaşadığımız olaylar ve hadiseler aslında bizlere ifade ettiği o endişelerin o kadar küçük olmadığını zannediyorum çok net gösteriyor.” diye konuştu.
‘HİZMET YİNE ‘DEMOKRASİ, HUKUK VE İNSAN HAKLARI’ DİYOR’
Hizmet Hareketi ile AK Parti arasındaki ilişkiye değinen Yeşil, “Bir noktaya dikkat çekeceğim. 11 yıldan bu yana mevcut iktidar sanki yeni bir güne doğmuş gibi kavramlarını, ifadelerini, değerlendirmelerini değiştirmiş olduğunu görüyoruz. Hizmet, 50 yıllık süreci içerisinde ilkelerinden hiçbir zaman en ufak bir tavizde bulunmadan, söylemleriyle ve duruşuyla değişmeden bugüne kadar gelmiştir. AK Parti ile olan ilişki ve teması da ilkeseldir. İlkesel olduğu için Hizmet’in AK Parti ile olan ilişkisinin arkasında bir menfaat, bir iktidar paylaşımı, bir beklenti, veya var olan nimetlerin taksimatı gibi bir hedefi ve bir hesabı asla olmamıştır. Tamamen ülkenin demokratikleşmesi, yeni anayasa beklentisi, Avrupa Birliği sürecine katkı, insan hak ve özgürlüklerindeki artış beklentisi ve ümitleriyle desteklenmiştir. Fakat ne olduysa 17 Aralık’tan sonra AK Parti yepyeni söylem, çok farklı bir gündem ve çok farklı kavramlarla karşımıza çıktı. Hizmet bugün yine aynı şeyleri söylüyor. Hizmet bugün yine aynı ilkeleri, aynı ölçüleri müdafaa ediyor. Hizmet yine ‘demokrasi’ diyor, yine ‘hukuk’ diyor, yine ‘insan hakları’ diyor, yine ‘medya özgürlüğü’ diyor, yine ‘fikir ve vicdan özgürlüğü’ diyor. Fakat gelin görün ki 17 Aralık’tan sonra kullanılan kavramlar, ifadeler, hele hele sanki yeni fark edilmiş gibi milli orduya kumpas kurmadan tutun, ‘yanılmışız, fark edememişiz, sezememişiz, içimize nüfuz etmişler, görememişiz’ sözleri 11 yıllık geçmişi adeta görmemezlikten gelen veya inkar eden bir duruşla ifade edilmesi gerçekten esef verici, bir o kadar üzüntü vericidir.” ifadelerini kullandı.
‘AK PARTİLİ VEKİLLER, GÜLEN’İ ZİYARETLERİNDE ‘EMİRLERİNİZ VAR MI EFENDİM! ÜSLUBU VE KIVAMINDA KONUŞUYORLARDI’
“Biz bu ülkede 11 yıllık iktidarı hep hayırla yad ettik, hep güzelliklerle takdir ettik.” diyen Yeşil, konuşmasını şöyle sürdürdü: “O dönemde Sayın Gülen’i ziyaret eden AK Partili milletvekillerinin her seferinde mutlu bir şekilde hatta ‘emirleriniz var mı efendim!’ üslubu ve kıvamında konuştuklarını biliyoruz. Acaba 11 yıl içerisinde Parlamento’da kimin tuzluk, kimin kaşıklık, kimin ekmeklik olduğunu fark edemediler de 17 Aralık’tan sonra mı bazılarının tuzluk olduğunu fark ettiler? Daha önceki açıklamalarımızda, kendilerinin ısrar ve talepleriyle Hizmet’ten iki kişinin varlığını ifade etmiştik. Onun dışındaki var olan siyasilerin tamamen onların kendi takdir ve tercihleriyle siyaset yaptıklarını, kaldı ki bu arkadaşların o en nefret dili kullandıkları dönemlerde bile parti içinde kaldıklarını ama artık söylemlerin tahammül edilmez boyut ve çizgilere geldiğinde onların da yine şahsi duruşları ve kararlarıyla istifa ettiklerini görmüştük. Onun için bunların birer yakıştırma olduğunu, aslında şok hangisidir? Yürünen 11 yıllık yol mu doğrudur? Yoksa 17 Aralık’tan sonra yürünen yol mu doğrudur? Bunun takdirini ben kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.”
"SÜLEYMAN İSİMLİ ŞAHSIN HİZMET'LE İLGİSİ YOK"
Mustafa Yeşil, internete ses kayıtları düşen Süleyman Hamit Müftügil’in Hizmet Hareketi ile hiçbir alakasının olmadığını söyledi. Yeşil, “Süleyman denen bu zatı 30 yıllık Hizmet hayatımda ne gördüm ne duydum. Üslup itibariyle de böyle bir içerik ve üslubun, Hizmet'in genel duruş ve üslubuyla alakalı olduğunu söylemek mümkün değil.” dedi.
GYV Başkanı Mustafa Yeşil, son günlerde yaşanan gelişmelere ve Hizmet Hareketi’ne yönelik kara propaganda faaliyetlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. İnternete ses kayıtları düşen İşadamı Süleyman Hamit Müftügil ile ilgili soruyu cevaplayan Yeşil, “Birincisi, son 6 aydan bu yana gayri kanuni olarak Sayın Gülen’in dinlendiği ile alakalı olarak, avukatlarının bir açıklama yaptığını zannediyorum hepiniz okumuşsunuzdur. Hatta bu dinlemeler servis edilmezden önce, bazı kasetlerin montajlanarak piyasaya sürüleceğine dair açıklamalarını okumuştuk. O açıklamalardan bir hafta sonra, bu kasetlerin servis edildiğini ve dolayısıyla algının inşası ve çok ciddi bir kara propagandaya malzeme olacak şekilde içeriklerin hazırlandığını görüyoruz. Süleyman denen bu şahsı 30 yıllık Hizmet hayatımda ne gördüm ne duydum. Üslup itibariyle de böyle bir içerik ve üslubun Hizmet’in genel duruş ve üslubuyla alakalı olduğunu söylemek mümkün değil. Takdir edersiniz ki Hizmet’in bugüne kadar siyaset hayatını dizayn etme gibi, siyasi mühendisliğe soyunma gibi hiçbir faaliyeti, hiçbir programı olmamıştır. Burada iddia edilen meseleler, aslında birilerinin Hizmet’e yakıştırmaya çalıştığı algıları adeta örgüleyip, perçinleyecek şekilde kurgulanmış bir konuşma metni olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Süleyman denen bu zatında ilgili ses kayıtlarının servisinin arkasından yine Sayın Fethullah Gülen’in avukatlarının yaptığı açıklamayla da aslında bu şahsın Hizmet ile ilgisinin olmadığı, böyle bir şahsın içerik olarak da söylediklerinin Hizmet’in üslubu ve gündemi olmadığı nazarımıza sunuldu, bizler de okuduk.” ifadelerini kullandı.
"SAYIN GÜLEN'İN, PARTİSİNDEN AYRILMAK İSTEYENLERE BİR CÜMLE SÖYLEDİĞİNİ HATIRLAMIYORUM"
“Sayın Gülen’in meslek hayatının değişik kesimlerinde birçok insan ziyaret etmiştir.” diyen Yeşil, “Benim birçok defa farklı müşahedelerim oldu. Partilerinden ayrılmak isteyen kişilere bugüne kadar Gülen’in asla farklı bir niyet ve düşünce ile ayrı bir proje kapsamında bir cümle söylediğine dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Hatırlarsınız, Hakan Şükür’ün Hizmet’le ilgili olumsuz söylemlerin arttığı bir dönemde Hocaefendi’ye ayrılmak istediğini ifade ettiğinde ‘Asla ayrılma! Mevcut oradaki arkadaşların huzurunu kaçıracak bir görüntü verme!’ diye ısrar ettiğine şahidiz. İstifa edenlerin her birinin kendi iradeleriyle istifa ettiğini, hatta İdris Bal’ı açıklamalarında ‘Eğer benim Sayın Gülen’in talimatıyla istifa ettiğime dair bir belgeniz, bir tespitiniz varsa ben vekillikten istifaya hazırım’ dediğini hepimiz biliyoruz. Gülen’in 'Kim ne iş yapacaktır? Kim istifa edecektir? Kim kalacaktır?' Bu manada, bu tarzda bir gündemi olmamıştır. Ve geçmişte de benzer hadiselere şahit olmadık. Bugün bunların ısrarla gündeme getirilmesi, kara propagandanın malzemesi olarak görüyor ve değerlendiriyoruz.” şeklinde konuştu.
"CUMHURBAŞKANI HUKUKUN İŞLERLİĞİNİ TEMİN EDEBİLİR"
Cumhurbaşkanı’nın göreve çağırılmasının ne anlam içerdiğine ilişkin de soruyu da değerlendiren Yeşil, şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanı’nın yetkileri yasa ile belirlenmiş durumda. Devletin işleyişinden sorumlu olan en üst mercii temsil ediyor. Dolayısıyla Devlet Denetleme Kurulu vasıtasıyla bugün gündemde var olan hukuksuzluklar veya hukukun ihlal edilmesi meselesi veya ilgili tasfiyeler veya bununla alakalı yapılan fişlemeler mevzuunda araştırmalar yapabilir ve hukukun işlerliğini temin edebilir. Bir diğer noktada; bugün üzülerek söyleyelim ki; iktidar 76 milyonun iktidarı olması ve bunu temsil etmesi maksadıyla var olmasına rağmen, maalesef bugün kullandığı dil itibariyle taraf konumundadır. Aslında iktidarın taraf konumunda, ona ait çözmesi gereken meseleleri bugün bu zeminde çözme imkanının uzak olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, tarafsız bir mercii olan Cumhurbaşkanı’nın bu meseleler üzerinde yasaların kendine verdiği yetkiyi kullanmasının vaktinin gelip, hatta geçmekte olduğu kanaatindeyiz.”
“SİVİL OLAN TÜM YAPILARI TEHDİT EDER”
Mustafa Yeşil, açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Hükümet Cemaati, Cemaat de Hükümeti aynı argümanlarla suçluyor. Fişleme, delil üretme ve hukuksuzluk. Çok sık basın açıklaması yapmayan bir kurumsunuz Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı olarak. Ciddi bir kaygınız mı var ki bugün bu taleplerde bulunuyorsunuz, bu çağrıda bulunuyorsunuz?” sorusuna Yeşil, “Kaygımız şahsi değil. Birilerinin ifade ettiği gibi ‘zümrevi’ de değil. Kaygımız topyekün bu ülkenin barışı, kazandığımız 11 yıllık iktidar dönemindeki demokratik kazanımlar, ülkemizin uluslararası arenada sahip olduğun kıymet ve değer, ve bunların çözülmesiyle birlikte başlayacak toplumsal kaos, onun arkasından gelecek ekonomik kriz kaygısıdır. Biz süreç hala daha tek taraflı ve unutmamak lazım ortada bir kavga ve savaş var gibi biz meseleyi değerlendirmiyoruz. Savaş ve kavga, değerleri, dengeleri ve güçleri eşit olan iki yapı arasında olur. Biz bir sivil yapıyız. Biz siyaset alanında elbette ki katılımcı demokrasilerde tekliflerimiz olacaktır, tenkitlerimiz olacaktır. Bunun yanında tavsiyelerimiz bir sivil yapının sesi olarak elbette ki olacaktır. Ama bu talepleri dizayn edecek olan, hayata taşıyacak olan, bunları gerçekleştirecek olan iktidardır. İktidar bugün devlet gücünü kullanarak hele hele son dönem organize edilmiş olan mono blok medyayı kullanarak eğer bir sivil yapıyı veya sivil yapıları o güç üzerinden tahribata yönelmişse bunun bu ülkede hukukun kalmadığı, uzlaşının bittiği, birlikte yaşama arzu ve heveslerinin tükendiğinin alamet ve işaretleri olur.” cevabını verdi.
Mustafa Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü: “Unutmamak lazım; 17 Aralık’tan sonra hukukun askıya alınmış olduğu bir iktidar döneminde yeniden hukuki bir takım işlerin yapılması fevkalade zordur ve endişe vericidir. Eğer bu ülkede eşit şartlarda yaşıyorsak, hukukun karşısında eşit isek, yolsuzluk operasyonlarının yürümesi kadar paralel yapı iddialarının hukuk zemininde soruşturulması, aynı şekilde tasfiyeler kadar fişlenmelerin soruşturulması, gayri meşru dinlemelerin bu zeminde soruşturulması gerekmektedir. Onun için açıklamamız bugün artık taraf halinde konumlanmış olan hükümetten ziyade Sayın Cumhurbaşkanı’na olmakta, bu sürecin bir an önce an önce hukuk zeminine oturtulmasını istemekteyiz. Yoksa, şahsi bir kaygımız veya Hizmetimizle alakalı bir endişe değil, unutmamak gerekir ki; sivil yapının hedef alındığını bir siyasal yöneliş, sadece bizi tehdit etmez, bu ülkede sivil olan bütün yapıları tehdit eder. Bunun anlaşılabilmesi için bu acı sürecin yaşanması zannediyorum gerekmiyor.”
“ÇELİŞKİLERİ İÇ İÇE YAŞIYORUZ”
Yeşil, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı’nın dahi dinlendiğine yönelik açıklamasını değerlendirdi. Yeşil, “Üzülerek söyleyelim çok ciddi çelişkileri iç içe yaşıyoruz. Cumhurbaşkanını kim dinlemişse, hangi illegal yollarla dinlemişse bunun bulunması işi sivil yapıların işi değildir. Bu yargının, iktidarın ve bununla ilgili kurumların işidir. ” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın İran dönüşü yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı’nın dahi dinlendiğine yönelik söylemlerinin olduğuna yönelik soruyu cevaplayan Yeşil, “Üzülerek söyleyelim çok ciddi çelişkileri iç içe yaşıyoruz. Bunlardan birisi, Cumhurbaşkanı’nın dinlendiği meselesi. Hatta Başbakan’ın kendi ofisine, hatırlarsanız böcek konduğu meselesi gündemdeydi. 2 yıl önce böcek konduğu meselesi medyada çok ciddi gündeme getirildiğinde adeta bir adrese bu olay havale edilmişti. O dönemde biz açıklamamızda bunu her kim yaptıysa mutlaka yargıya taşınmalı bulunmalı ve cezalandırılmalı demiştik. Bakınız bundan bir hafta önce Yargıtay bir açıklamada bulundu: ‘ Bize böcek davasıyla ilgili intikal etmiş bir mesele yok’ dedi. Demek ki o süreç içerisinde bu konuşulmuş, bir algı malzemesi olarak devreye konmuş, bununla ilgili bir şikayet bile yargıya intikal etmemiş. İkincisi, Cumhurbaşkanını kim dinlemişse, hangi illegal yollarla dinlemişse bunun bulunması sivil yapıların işi değildir. Bu yargının, iktidarın ve bununla ilgili kurumların işidir.” şeklinde konuştu.
“Hiçbir zaman iktidar var olan olumsuzluklardan şikayet mercii değildir. Belki kendine intikal eden şikayetleri sonuçlandırma merciidir.” diyen Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nı bile dinlemişlerse, kim dinlemiş, hangi gerekçe ile dinlemiş bunun soruşturulması gerekir. Fakat gel gör ki 6 aydan bu yana ancak teşkilatlı ve çok güçlü bir organizasyon yolu ile yapılacak dinlemelerle Sayın Gülen hakkında en ufak bir yargı ve açılmış bir dava olmamasına rağmen, son 6 aydan bu yana Sayın Gülen’in dinlendiğine dair avukatlar açıklama yaptı. Şimdi siz aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın dinlendiğinden şikâyet edeceksiniz, sonra da illegal yollarla servis edilen dinleme kayıtlarını seçim meydanlarında toplu konuşmalarda malzeme olarak kullanacaksınız. Ben bunu ne insani ahlakla, ne de siyasi ahlakla telif edemiyorum.”
“CAMİA HAKKINDA ÖTEKİLEŞTİRME TEMAYÜLÜ YENİ DEĞİL”
Hizmet Hareketi’ne yönelik suçlamaların yeni olmadığına vurgu yapan GYV Üyesi Cemal Uşşak da, “Siyasi otoritenin Camia’yı ne türden argümanlarla suçladığına dair ifadeler açıklama metninde yer alıyor. Camia hakkında ötekileştirme veya iblisleştirme temayülü esasen yeni değil. Birkaç sene öncesinden beri, hatta 4-5 sene öncesinden beri bu ülkede ne kadar olumsuz şeyler varsa bunlar camia ile irtibatlandırılıyor. Ergenekon, Balyoz, Ayışığı vesaire gibi davalar devam ederken, bu yüzden tutuklamalar yapılırken, birileri gidip o davanın taraflarına ‘aslında sizi içeride tutan Camia’dır.’ diyorlardı. Daha sonra bir kulübümüzün başkanı içeri girdi, Şike davası dolayısıyla. Ona da aynı şekilde ‘sizi içeriye tıkan işte o Camia’dır.’ dendi. Bir din adamı bir dava dolayısıyla içeriye girdi. Ona da aynı şekilde bu fısıldandı. Başbakan çok açık bir şekilde ki Ergenekon davaları ile ilgili olarak ‘ben bu davaların savcısıyım’ demişti. KCK davalarının arkasında olduğunu Sayın Başbakan defalarca ifade etmişti. Bu beyanları göz ardı edilerek ‘KCK tutuklamalarının arkasında da Camia vardır’ gibi ötekileştirme, iblisleştirmeyi birileri yapmaktaydı. Bu son birkaç aydır ise maalesef bizim yakın siyasi tarihimizde görülmedik bir biçimde siyasi nezaketi, insani nezaketi aşan bir biçimde kavramlarla camianın tanımlanması ifade edilmesi kabul edilebilir bir tutum değildir.” ifadelerini kullandı.
Yeşil, basın açıklamasının soru cevap bölümünde Gazeteci Ruşen Çakır'ın Kandil'de yaptığı röportaj ve kamuoyuna yansıyan mesajlarla ilgili değerlendirme yaptı. Hizmet Hareketi'nin barıştan yana olmamasının mümkün olmadığının altını çizen Yeşil, Kandil'den bazılarının ısrarla 'Hizmet çözüm sürecine karşıdır' şeklinde vurgu yaptığını belirterek, "Aslında kara propagandaya bir malzeme de nereden gelirse gelsin anlayışıyla bir de buradan bir kara propaganda malzemesi üretme gayreti içinde olduklarını görüyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyelim. Bu süreçte yarın bir problem bir sıkıntı olursa buna da bir sorumlu, 'işte burada da cemaat sorumlu. Biz dememiş miydik bunlar çözüme karşıydı, işte bugün çözülmedi, sorumlusu da bunlar' diye bir adres tespitine altyapı hazırlamaya dönük söylemler olduğunu düşünüyoruz." dedi.
Basın toplantısını GYV Yönetim Kurulu Üyesi Tercan Ali Baştürk, Başkan Yardımcıları Cemal Uşak, ve Erkam Tufan Aytav ile birlikte yapan Yeliş, çözüm sürecine ve Başbakan Erdoğan'ın soruşturmalar ve MİT krizinde 'hedef alındım' söylemlerine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Hizmet Hareketi'nin farklı şekillerde hem eğitim hem yardım faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydeden Yeşil, "Türkiye'de yayın yapan tek Kürtçe TV'nin yayında olmasını temin eden Hizmet Hareketi'dir. Ücretsiz eğitim faaliyetlerinin en ücra noktalara kadar ulaştırılmasını sayabilirsiniz. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Rudav Gazetesine verdiği mülakatta ana dilde eğitimden tutun da özel okulların açılmasına, temel insan hak ve hürriyetlerin tartışma konusu bile yapılamayacağına kadar önemli vurguların altını çizmiştir." ifadesini kullandı.
“ALTYAPI HAZIRLAMAYA YÖNELİK SÖYLEMLER”
Gülen'in son olarak BBC'ye verdiği mülakatta da değinen Yeşil, Hocafendi'nin burada da aynı yönde ifadeler kullandığını ifade ederek, "Elbette ki barış için ilgili taraflarla görüşülebilir, onlarla oturup konuşulabilir. Ancak bu ülkenin birliği, bütünlüğü, devletin bu noktadaki sahip olduğu izzetin korunması noktasındaki kaydıyla bunlar yapılabilir. Ben İdris Naim Şahin'in 'çözüm sürecinin bir çözülme sürecine dönmemesi noktasında' kumuoyuna dikkat çekmişti. Burada yapılacak şey, barışın temin ve tesis edilmesi Türkiye'de birliği ve dirliği sağlayarak olabilmelidir. Elbetteki temel insani haklarda ve eşit vatandaşlık haklarında ülkenin kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı arasında bir fark olmamalıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Ülkede, etnik, kültürel ve dini farklılıkların sorun olmaması gerektiğini anlatan Yeşil, Hizmet'in gazetecileri Erbil'e götürerek sorunun çözümüne katkı sağlandığını aktardı. Ancak, Kandil'den bazılarının ısrarla 'Hizmet çözüm sürecine karşıdır' şeklinde vurgu yaptığını belirterek, "Aslında kara propagandaya bir malzeme de nereden gelirse gelsin anlayışıyla bir de buradan bir kara propaganda malzemesi üretme gayreti içinde olduklarını görüyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyelim. Bu süreçte yarın bir problem bir sıkıntı olursa buna da bir sorumlu, işte burada da cemaat sorumlu. Biz dememiş miydik bunlar çözüme karşıydı, işte bugün çözülmedi, sorumlusu da bunlar diye bir adres tespitine altyapı hazırlamaya dönük söylemler olduğunu düşünüyoruz." dedi.
“HER İKİ OLAYDA DA ORTAK NOKTA HUKUKUN İŞLETİLMEMESİ”
Yeşil, 17 Aralık operasyonlarının hedefinin Başbakan Erdoğan olduğu yönündeki söylentilere de katılmadığını ifade etti. Hizmet Hareketi'nin Erdoğan'sız AK Parti iddialarıyla ilgili bir gündeminin olmadığını dair daha önce açıklamalar yaptıklarını belirterek, "17 Aralık soruşturması ve MİT krizinde ikisinde de Başbakan 'ben hedef alındım' iddiasında bulunuyor. Bir Başbakan MİT kriziyle ilgili nasıl hedef alınabilir? Kaldı ki bir Başbakan'ın yargılanması ve soruşturulması aynı şekilde hukuki prosedürler gereği Yüce Divan ile alakalı iken, bir savcıın MİT kriziyle alakalı kaygı ve endişelerini yine MİT mensubu müsteşarına sormak üzere açtığı bir davanın direkt olarak Başbakan'ı hedef almanın hukuken mümkün olmadığını ifade etmiştik. Fakat bu süreç, Başbakan'ın 'ben hedef alındım' diyerek hukuki sürecin inkıtaı ile tamamlandı. Orada bir hukuki süreç işlemedi. Benzer bir iddia 17 Aralık operasyonu ile oldu. Yine hedef darbe olarak hükümetti, iddia edileni söylüyorum, burada da hukuk askıya alındı. Her ikisinde de ortak nokta aslında hukukun işletilmemesi neticesi ortaya çıktı. Soru şu: iki olayda da hukukun askıya alınması ile ilgili gerekçe nedir belli değil. Yolsuzluklarda dosya içerikleri belli değil, MİT krizindeki problem nedir bu kamuoyu tarafından bilinmiyor... Halbuki şunu söyleyelim, gerçekten darbe nedir. Yargı ya da emniyetin kendi önüne gelen dosyalarla ilgili araştırma yapması mı darbedir, yoksa yargıya müdahale mi darbedir? Yoksa iş dünyasını tehdit ederek onları belli noktalarda pusturmak ve sessiz hale getirmek mi darbedir? Belki da akademisyenlere konuşmama yasası çıkartarak seslerini kesmek mi darbedir? Veya interneti yasaklayıp TİB'e bütünüyle arzu etmediği bir şeyi kapatabilme yetkisi verme mi darbedir? Aynı şekilde vatan hainliği söylemiyle insanların sesinin kesilmesi mi darbedir, bir sivil yapı hedef alınarak onun şeytanlaştırılarak onu sevenlerinin ve toplumun nazarında alabildiğine yıpratılmış hale getir mi darbedir? Bunları art arda koyun ve düşünün, hep birlikte buna karar verelim." şeklinde konuştu.