17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları vesilesiyle son 10 Yıldır Ak Parti marifetiyle unuttuğumuz bir çok gelenek ve teamül yeniden Ak Parti eliyle tedavüle girmiş oldu. Ak Parti Hükümet idi, maalesef ‘’Devlet’’ oldu. Devlet psikolojisine girince olan oldu. Ak Parti ve Cemaat gerilimi 17 Aralık olmasaydı, yine olacaktı.
MİT krizi bahane edildi tutmadı. Dershaneler meselesinin hikaye olduğu gerçeğini artık kimse inkar edemez. Ardından 17 Aralık operasyonu bahanesiyle Devlet psikolojisinin ortaya çıkardığı konsept devreye sokuldu.
Hiç kimse Milleti salak yerine koymasın. Mezkur tarihe kadar Devlet kurumlarının ,yargının, Emniyetin içerisine sızmış olağanüstü bir çete olduğunu Hükümet fark edemedi ,ne olduysa 17 Aralık sabahı Devleti ele geçiren çetenin varlığına şahit olundu. Bu tez 1000 yıllık geçmişi olan bu Devlete hakarettir.
Gelişmeleri izleyince daha evvelden Hizmet Harekatına karşı kapsamlı bir eylem planı hazırlığı yapıldığını görmemek için kör olmak gerekir. Saldırının tüm detayları belli bir kadro tarafından en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış. Meselenin basın yayın ,istihbarat, bürokratik, yargı, sosyal mühendislik başta olmak üzere tüm ayakları organize edilmiş.
Bu konuda vicdan ve adalet kavramlarından bahsedilemez. Meselenin politik tarafı da düşünülmüş. Hizmetin tabanının tepkisi nedeniyle kaybedilecek oyların yerine kaydırılacak oyların hesabı dahi yapılmış. Balyoz, Ergenekon, şike davalarının siyasi rantını yiyen Ak Parti, bu davaların oluşturduğu sosyolojik tabana biz yapmadık hizmet yaptı diyerek güya bir taşla iki kuş da vurmuştur.
Maalesef bu tarz siyaset Devletin geleneklerinde vardır. İlk önce iç düşmanlar icat edilir. Kimi zaman komünist, kimi zaman faşist, kimi zaman irtica olan bu tanıma bazen etnik düşmanlar da eklenir. Ardından her türlü zulme layık görünen bu düşmanlar sonra birbirine kırdırılır.
Yeni Düşman Hoca efendi cemaatidir. Çünkü Ak Parti artık Devlettir, düşmansız yapamaz. Dünkü Düşman olan Ergenekon ahalisiyle, hizmeti çarpıştırmak yeni usül olmuştur. Memlekett ne kadar olumsuz iş ve eylem varsa kabahat bu düşmanındır. Geldiğimiz nokta da bu konsept başarıyla uygulanmış, iş Dünyası dahil oluşan olumsuzluklardan etkilenen geniş yığınlar kısmen kusuru hizmet harekatında görmektedirler.
Eskiden düşman konseptinde kim varsa kabahatli onlar olurdu. Hatırlayın 28 Şubat’ı .Her gün yeni kasetler, değişik parçaların bir araya gelmesiyle hedefteki insanlar hakkında kuşku uyandıracak doneler, sosyal mühendislik projeleri. Tabi ki bu projeleri millete pazarlayıp yutturacak şantajcı basın unsurları.
Allah aşkına dün böyleydi, bugün isimler hariç ne değişti ? DEMİREL şeriatçılar İran’a gitsin diyordu, Başbakan Erdoğan haşhaş ilerin inlerine gireceğiz diyor.
Öteden beri aklı başında insanların Devlette idari reformların yapılmadığıyla alakalı feveran edişi işte bizi bu gerçeklerle karşı karşıya getirdi. Başbakan gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sadece 2 dönemle iktidar olma sınırında kalsaydı ,bu hale gelmezdi. Tecrübeler ortada modern Dünya da allemeyi cihan olsanız 3. Dönem başkanlığınıza izin verilmiyor. Türkiye derhal bu kuralı uygulamaya geçirmelidir.
Kim gelirse gelsin 3. Dönem de evliya olsa , zulme meyledecektir. İdari reformlar yapılmadan ,idarenin yeri geldiği vakit yargı dahil ne hale getirdiğini gördük.
Bu memleketin sağcısına ,solcusuna ,İslamcısına, gavuruna, Müslümanına güç geçtiği zaman güvenilmeyeceğini gördük. Tez elden bu millet sistemli bir yapıya geçmek için elinden geleni yapmalıdır.
İdari reformlar ekmek kadar ,iş kadar ,su kadar önemlidir. Bunun fevkinde olmamıza da yarar var. Gerisi hikayedir.