Berkin öldü

Çiğdem Çorum'un kaleminden

11 Mart 2014 Salı 16:08

O 16 Haziran günü eve ekmek lazım olduğunda annesine “Sen gazdan kaçamazsın, ben hızlı koşarım anne, ekmeği ben alırım.” dedi. Olmadı. O ekmek o eve hiç giremedi.

 

O lanet olasıca 16 Haziran günü vuruldu Berkin. Gösteriler esnasında yakın mesafeden atılan bir gaz fişeği kafasına isabet etti. Yere düştüğünde “Babama söylemeyin.” dedi ilk. Korktu belki babadan, belki de üzülmesin istedi babası. Belki bir pansuman yapılacak, ayağa kalkacaktı. Öyle düşünmüştü tam o an.

 

Her sabah uyanılan yeni günde ailesiyle beraber insanlar dua etti “Uyan Berkin!” diye.

 

Uyanamadı Berkin...

 

Berkin öldü!

 

16 kiloya düşmüş bedeni 269 gün dayanabildi. 269 gün boyunca yinede umut hep vardı kimileri için. Umuda ihtiyacımız vardı çünkü.

 

Aslında Berkin çoktan ölmüştü muhtemelen, bizler inanmak istemedik. İlk gün durumu ağır, beynine kan olmuş, uyutuluyor demişlerdi. Komadayken hastaneden ilk çıkarmaya çalıştıklarında ayağa kalktık hep beraber, o zaman doktorları söylemişti aslında, umut yok diye. Ama Allah’tan umut kesilmezdi. O yüzden makinelere bağlı yaşattık Berkin’i. Hem o yaşasın, güzel günler görsün istedik, hem kendi vicdanımızı rahatlatalım, o uyansın ve hep birlikte daha güzel bir dünyaya uyanalım istedik.

 

Kendi umursamazlığımızı, kendi kötülüğümüzü, kendi körlüğümüzü, kendi vicdanımızı Berkin’in uyanmasıyla temize çekmek istedik. İstedik ki uyansın, uyansın ki hayatlarımıza kaldığı yerden devam edelim…

 

Şimdi nasıl devam edeceğiz yaşamaya?

 

Berkin öldü!

 

14  yaşında hastaneye girmiş, hatta 14 yaşının çoğunu hastanede geçirmişti. 15 yaşına basmıştı Ocak’ta ama zamansal olarak, o galiba hep 14’te kalmıştı.

 

Bir çocuğun ölümü hangi ideolojinin veya dünya görüşünün savunucusu veya karşıtı olabilir? Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi çocuğun ölümüne seyirci kalınabilir? Peki bu ikiyüzlülüğümüz ne o halde?

 

Bugün kimi ağıtlar yakarken Berkin’in anasıyla, kimi ne işi vardı küçücük çocuğun orada naraları atıyor. Birileri Gazze’de, Suriye’de, Mısır’da ölen çocuklara ağlarken, diğerleri Gezi Parkı olayları süresince ölen çocuklara ağlıyor.

 

Bir çocuk ölüyor, masumiyet ölüyor, insanlık ölüyor aslında.

 

Berkin öldü!

 

Bize komşumuza saygı duymayı öğrettiler oysa, komşumuzun acısına saygı duymayı, beraber acı çekmeyi, beraber ağlamayı, beraber gülmeyi öğrettiler. Bize ölümün acısına saygı duymayı öğrettiler. Ölüye, ölüme saygı duyanlar nerde?

 

Berkin öldü!

 

Bugün kahraman hepimiz için. Yaşasaydı ne olacaktı? Dürüst olun kendinize. Kaç tane Berkin var yaşayan etrafınızda. Onları görüyor musunuz? Görmüyorsunuz.

 

Yaşasaydı Berkin, o gülen yüzüne şimdi dalıp gittiğiniz çocuk, büyüyecekti. O uçan kuşlara benzeyen kara kaşları ve kapkara gözleri yüzünden, ötekileştirdiğiniz milyonlarca insandan biri olacaktı. Kürt olacaktı, Alevi olacaktı. Genelleyecektiniz Berkin’i de. Belki askerliğini yaparken, belki doğuda bir yerde, belki Fethiye’de, belki İstanbul’da saldırılan bir çocuk olduğunda, yazmayacaktınız iki satır.

 

Belki evlenecekti Berkin, kendi “Berkin”leri olacaktı. Bakamayacaktı o “Berkin”ler’e. Aç kalacaktı “Berkin”ler’i. Haberiniz olmayacaktı belki. Veya köşe başında annesinin yanında dilenirken Berkin, haberiniz olacaktı da belki, göz göze gelip kafanızı çevirip geçecektiniz yanından hızlı adımlarla.

 

Şimdi yazdınız ama. Çünkü yazmasaydınız eğer siz de öteki olacaktınız. Yerinizi belli ettiniz, konumunuzu korudunuz, safları sıklaştırdınız.

 

Suçlu kim peki? Buldunuz suçluyu da. Suçlu hükümet, suçlu polis, suçlu doktorlar, suçlu annesi, suçlu babası, suçlu kendi. Suçlu biz değiliz ama. Hiçbirimiz suçlu değiliz. Suçlu hep onlar.

 

Berkin öldü!

 

Güle güle çocuk…

 

Ve bugün 16 kilo hiç olmadığı kadar ağır.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.