Cumhuriyet beyefendisi

Editörümüz Taner Talaş'ın yazısı

05 Mayıs 2014 Pazartesi 10:45

Merhum İsmail Hakkı Bey ile tanıştığım vakit; 32 yaşında, yüzlerce kitap okumuş, temel meseleler üzerinde fikirleri olgunlaşmış, bürokratlardan çok hoşlanmayan, orta yaş bir insandım. Bu gerçekler ışığın da ilk zamanlar  rahmetlinin  fikirlerini yadırgamıştım.

     Lakin; Cumhuriyet, Laiklik, Teokrasi, Atatürk, Devlet ve benzeri konular da  beni ve arkadaşlarımı olağanüstü etkilemiş, yaşamımızı ‘’alt üst ‘’ etmişti. Vefatına kadar bir fiil dizinin dibinden ayrılmadık.

     Devlet adamı kavramı onda vücut bulmuştu ama ‘Devletin adamı’ değildi.  Statüko sendromu sözünden nefret eder, ‘Devlet statükodur’ derdi. Dış politikada sıfır sorun söylemine çok ciddi tepkisi vardı. ‘Cumhuriyetin kadrolarına saygılı olun, önem verin’ derken, Cumhuriyetin dinamiklerini çok önemserdi. Cumhuriyeti sosyolojik gerçekliğin tezahürü olarak görürdü. Cumhuriyeti başarılı bulurdu.

     Ben Kerim Devleti onda gördüm. Özel de Adana da, genel de Türkiye sathında bugünlerde İsmail Hakkı bey tipolojisine  o kadar ihtiyaç var ki..! Bir yanda Devletin şefkatini varoşlara taşırken, diğer yanda halk goygoyculuğu olan popülizme prim vermeyen tarzıyla otoriteden vazgeçmezdi. Halkçılığın dalkavukluğa dönüşmesine çok bozulurdu.

     Devlet adamlarının kravatsız ya da kareli gömlek giymesini doğru bulmazdı. Ben onu tişört giyerken hiç görmedim. Adananın yakıcı, sıkıcı sıcağına rağmen lacivert takım elbisesinden ve  sade kravatından hiç taviz vermedi.

     Zalim olmadan, küfür ve hakaret etmeden otorite kurma sanatının önemli temsilcilerindendi. Kurumunu çok ciddi otoriter bir hava da yönetirken, hiç zalim olmadı, yanlış yapanı kanun ve yönetmeliklere teslim etti.

     Ciddi anlam da Atatürk’e ve Cumhuriyete bağlı olurken aynı zamanda geleneksel değerlere bağlılığını cem etmiş ender bir şahsiyet olmayı başardı. Bir yanda yaşlı annesiyle aynı evde yaşarken ,diğer yanda felçli ,zihinsel özürlü kardeşini her gün tekerlekli  sandalyesiyle  5 kilometre gezdiren , bu atmosferi çocuklarına nüfus ettirmiş ciddi bir adamdı.

     Aynı zamanda vaktiyle MİT’den ( Milli İstihbarat Teşkilatı) gelen görev teklifini çok istemesine rağmen, annesi razı olmuyor diye reddeden itaatkar bir evlattı .

      Hiyerarşiyi tavizsiz uygularken, siyasete saygı gösterirken, kurumu siyasete peşkeş çekmeyen ciddi bir yönetim uzmanıydı. Kendisine bazı şikayetlerde bulunan Ak Partili bakana ‘’ ben Ak Partinin değil, Devletin Kaymakamıyım sayın bakanım’’ diyecek kadar cesarete de sahipti.

      ‘’Usul esastandır’’ düsturuna olağanüstü riayet ederdi. Adab-ı muaşeret onda vücut bulmuştu. Çok ciddi hukukum olmasına rağmen, bana ismimle hitap ettiğini hatırlamıyorum.

      O günlerde Ergenekon ve benzeri davalar nedeniyle Devlet kurumlarının ve Devlet adamlarının polis marifetiyle gözaltına alınmasına şiddetle karşıydı. Başsavcı  İlhan CİHANER’in gözaltına alınmasında takip edilen usule lanet okumuştu.

        Hülasa;

      Otoriterdi  zalim değildi, Halkçıydı popülist değildi, Devletçiydi aynı zaman da Demokrattı. Askere söz söyletmezdi ama aynı zamanda darbeleri lanetlerdi. Sivil idareyi önemser ama goygoyculuğa prim vermezdi. Laiklik konusunda taviz vermezdi ama İslam’ın temel prensiplerine sadık kalarak yaşadı.

     O bir Cumhuriyet beyefendisiydi.. 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.