Yeni bir sistem/rejim inşa edilirken, eski sistemi kötülemek , reddetmek, eksiklerini ön plana çıkarmak, hafızalardan kazımaya çalışmak kendi içinde tutarlı bir davranıştır. Temel mesele süreci yürütürken radikal karalar nedeniyle oluşabilecek tahribatı asgari seviyeye çekmek ve makul süreyi belirlemek olmalıdır. Saltanattan Cumhuriyete geçiş nedeniyle bu konu da önemli tecrübeleri olan bir Devlet ve Milletiz.
Saltanatın kaldırılması Cumhuriyetin ilanı nedeniyle ,uzun yıllar Saltanatın kötülükleri anlatılırken ,Cumhuriyetin faziletleri ön plana çıkarılmıştır. Cumhuriyet ve Demokrasinin yerleşmesi adına yapılan Saltanat reddiyesi zihinlere anormal bir şekilde kazınması nedeniyle, yan etkiler toplumda kendini göstermeye başlamıştır.
Aslında kendi tarihi gerçekliği içerisinde saltanat akılcı bir rejimdir. Devlet yönetme kabiliyeti olan bir soyun(Osmanoğulları) yönetimde etkili olması tabidir. Bu iklimde yetişen evlatların babalarından Devlet yönetimini devralmaları o günün şartlarında aklın gereğidir. Tabi ki,o günkü şartlara binaen tesis edilen Saltanat rejimini bugün savunamayız.
Ancak; Saltanata düşmanlık derecesine vardırdığımız duyguların psiko- patolojik bir duruma dönüştüğünü görüyorum.
Bugün Devlet yönetme kapasitesine sahip ailelerin, sülalelerin çocuklarına neden hayat hakkı tanımayız? Sosyolojik bir gerçekliği ıskalıyoruz. Çocukların yetiştiği ortamdan kazandığı tecrübelerin, hayatlarını nasıl etkilediği ortadadır.
Yüzlerce kategorik örnek verebilirim. Bugün Türkiye’nin en iyi aşçıları 3-5 nesil aşçılık yapan ailelerin çocuklarından çıkması tesadüf değildir. Askerlik, diplomasi, bürokrasi ,gazetecilik ve benzeri mesleklerde de aynı durum söz konusudur. Hayatın akışı içerisinde fark edilmeden mesleki alanda saltanat devam etmektedir.
Bu konuda tek istisna siyaset kurumudur. Asra yakın bir zamandır çok ciddi Devlet adamı yokluğu çekmemize rağmen, ruhumuza nakşedilen saltanat düşmanlığı nedeniyle, büyük Devlet adamlarının çocuklarına siyaset dünyasında nefes aldırmıyoruz.
Celal BAYAR’ın torunu M.Ali BAYAR DTP(Demokrat Türkiye Partisi) genel başkanlığına geldi, bir müddet dayanabildi, tasfiye ettik. Adnan MENDERES’in oğlu Aydın MENDERES siyasette barınamadı. Turgut ÖZAL’ın oğlu Ahmet ÖZAL’ın esamisi okunmuyor. İsmet İNÖNÜ’nün oğlu Erdal İNÖNÜ bırakıp gitmek zorunda kaldı. BÖLÜKBAŞI, KORUTÜRK,MELEN ve benzeri köklü ailelerinin çocukları tasfiye edildiler.
Yakın tarihimizde yaşanan iki olay bu hastalığımızın artarak devam ettiğini gösterdi. Alparslan TÜRKEŞ’in oğlu Tuğrul TÜRKEŞ, MHP kongresinde resmen diğer adaylara karşı savaş verdi. Çok ciddi birikime sahip olan TUĞRUL TÜRKEŞ’e MHP delegeleri tam anlamıyla destek vermediği için genel başkan olamadı.
Geçen hafta gerçekleşen Saadet Partisi olağan kongresinde aday olan Necmettin ERBAKAN’ın oğlu Fatih ERBAKAN da aynı kaderi paylaştı. Girdiği seçimlerde ağır yenilgiler alan Mustafa KAMALAK fark atarak Genel Başkanlık koltuğuna oturdu.
Tablo ortada. Sağcı, solcu, ateist, liberal, muhafazakar, milliyetçi fark etmiyor. Ruhumuzun derinliklere işlemiş olan saltanat düşmanlığı sendromu kendisini gösteriyor.
Siyasi akımlar içerisinde en fazla Osmanlı vurgusu yapan; şanlı tarih, asil Millet, imanlı ecdat nutukları atan MHP ve Saadet partisi dahi, Manevi liderlerinin soyadlarına tahammül edemediler.
Bu refleks ciddi beyin göçüne , yetişmiş insanların zayi olmasına neden oluyor. Yetiştikleri ortam, soludukları hava nedeniyle Devlet –Millet meselelerine aşina olan insanlar, ciddi anlamda avantajları olan soyadları nedeniyle birikimlerini ülke hizmetine vakfedemiyorlar.
Bu ülkede siyasetçi yetişirken neden Devlet adamı yetişmiyor sorusunu cevabı burada gizli. Devlet adamı gören var mı?