Başarılı insanlara bayılıyorum. Başarılı insanların hikayelerini merakla duymaya, okumaya ve hikayelerle kendimi özdeşleştirip kafamda, hayal dünyamda henüz gerçekleştirmediğim yolculuklara çıkmaya da bayılıyorum. Ama en çok başarı hikayelerine şahit olmaya bayılıyorum.
Yaşarken yazılan tarih gibi...Gözümün önünde rüyaların gerçekleşmesine şahit olmanın ayrıcalığını ve tatminini çok az şeyde yaşıyorum.
Üstelik şanslıyım çünkü etrafımda pek çok başarılı dostum var. İş dünyasında tamamladığım 17. yılın sonunda elbette çok fazla hikaye biriktirdim kendime. Ama bazıları hep diğerlerinden daha özel, diğerlerinden daha farklı, hatta az biraz kendime bile pay çıkardığım cinsten. Hani sırf aynı yerde çalıştın diye, birlikte okudun diye, başarının sahibini tanıdın diye.
Mesela Adana ile ilgili olanlar, mesela Tarsus Amerikan Lisesi ile bağlantılı olanlarlar. Hayatta pek az şeye bu derece tutkuyla bağlıyım. Onlardan en birincisi memleketim ve bir de mezun olduğum lise. Onun dışında dünya vatandaşı sayılırım aslında, öyle tanımlarım kendimi. Aidiyet falan hissetmem çoğunlukla gruplara, zümrelere. Hepimiz biriz, hepimiz kardeşiz, hepimiz insanız nihayetinde.
Ama işte konu doğduğum yer ve çocukluğum olunca, burnumun direği hep sızlar. Bu duyguyu her hissettiğimde Jean-Christophe Grange'ın o ünlü sözünü hatırlarım; "Ne kadar değişirsen değiş; İlk nerede mutlu olduysan, hep oraya çevirirsin kafanı." Belki de budur sebebi.
O'nu tanıdığımda Tarsus Amerikan Lisesi'ndeydim, ben henüz ortaokulun ilk yılındayken mezun olmuştu liseden. Ağabeyimdi. Yıllar sonra biz de mezun olup üniversite, iş derken İstanbul'da yollarımız tekrar kesişti. İyi ki kesişti.
O, Mehmet Serkan Erdem. 9 yaşında babasını kaybediyor, Osmaniyeli. O zaman daha ilçe Osmaniye, dolayısıyla Adanalı esasen benim için. Babanın yokluğu onu yıldırmıyor, çok çalışıyor ve o dönem hayli yüksek olan puanını tutturarak Tarsus Amerikan Lisesi'ne kayıt oluyor. Lise, sonrasında üniversite yılları derken yoklukla dolu olsa da okuma sevdasını sürdürüyor.
Yokluğu bilmeyen varlığı bilmez zaten. Ve hep dedikleri gibi tok açın halinden anlamaz. O günler anlatacağım hikayesine büyük katkı sağlıyor. Mehmet Serkan çok çalışıyor, azmediyor, okullarından mezun oluyor ve ithalat-ihracat alanında şirket sahibi başarılı bir işadamı oluyor.
Hayatında her şeyi düzene koymuşken, işleri de yolundayken rahatın keyfini çıkaranlardan değil. Aklı fikri memleketinde. Ne yapsam, ne etsem de bir katkı sağlasam diye düşünürken Türk basketbolunun tanıdık isimlerinden Serap Yücesir ve Arzu Özyiğit tarafından kurulmuş olan ve 2. ligde yoluna devam eden As İstanbul ile kesişiyor yolları. İki kuzeniyle beraber bu maceraya dahil oluyorlar ve takımın adı As Osmaniye Gençlik Kulübü olarak değişiyor. Mehmet Serkan Erdem de Kulübün Başkanı oluyor.
Neden basketbol derseniz onu da şöyle açıklıyor; "Her şeyden önce, bizim bulunduğumuz bölgede; Antakya, Ceyhan, Tarsus, Mersin ve Adana BOTAŞ olmak üzere kadın basketbolu çok popüler bir spor dalı. Kadın basketbolu, çok uzun yıllar önce Ceyhan Belediyespor ve Adana BOTAŞ’ın başlattığı bir akımdan esinlenerek, halk tarafından çok sevilen bir spor branşı haline geldi. Ben, özellikle kadınlarımız ve genç kızlarımız için pozitif ayrımcılık yapılması taraftarıyım. Erkekler “su akar yolunu bulur” misali kendi kendilerini ifade edebiliyorlar fakat bizim olayımız, bu sosyal sorumluluk projesi ile, genç kızlarımızın hayatlarına dokunmak… Bundan dolayı kadın basketbolunu tercih ettik. 1. si, bölgemizde çok popüler bir spor dalı olması nedeni ile, 2. si de sosyal sorumluluk projesi ile genç kızlarımıza bir pozitif ayrımcılık yaratmak istedik."
Kendisi de Tarsus yıllarında basketbol takımında hatta, çocukluğumdan takımı hayal meyal hatırlıyorum. Hiç profesyonel olarak oynamasa da, kalbinin bir köşesinde basketbol sevdası hep olduğu yerde duruyor.
As Osmaniye Gençlik, iyi bir takım çalışmasıyla, yeni kurulmuş bir kulüp olmasına rağmen 7 ay gibi bir zamanda play-off'lara yani 6lı finallere kalıyor ve 1. lige yükselebilecek takımlar arasındaki yerini alıyor. Sportif anlamda pek bir başarısı olmayan bir il, bir kaç özverili ve güzel insanın çabasıyla şu anda kenetlenmiş şekilde büyük bir mücadele veriyor.
İlk günden beri aynı sloganı kullanıyor; "İnandık, başaracağız." İtiraf ediyorum en başta ben bile çok inanmıyordum. Ama bugün güçlü, kararlı ve mücadeleci kızlardan oluşan takım, antrenörleri, başkanı olmak üzere As Osmaniye Gençlik Osmaniye'de tarih yazıyor.
Bugün yazımı yazarken takım Edremit'te 6'lı finallerde 18:00'da Orman Spor'a karşı son maçını oynuyor olacak.Bu maçı kazanırlarsa 1.Lig'e yükselecek iki takımdan biri olacaklar.Osmaniye'nin makus tarihini de böylece yenecekler.Ne büyük heyecan değil mi?Kalbim onlar adına, As Osmaniye Gençlik'in pırıl pırıl basketçi kızları adına gururla pıt pıt çarpıyor.
Sonuç ne olursa olsun, yaptıkları iş kocaman bir alkışı hak ediyor. Umarım maçı kazanırlar, umarım 1. lige çıkarlar ama yolları uzun daha. Mehmet Serkan Erdem hedefini hiçbir zaman küçük tutmuyor. Hayalleri büyük, inancı da sağlam. Takımına, memleketine, memleketinin insanlarına, yerel yöneticilerine, işadamlarına güveni tam. Hedef sadece 1. lige çıkmak değil, hedef Osmaniye'yi el birliğiyle bir anlamda Türkiye'nin Spor Başkenti yapmak.
Olur mu? Bence olur. İnanıyorum, başaracaklar! Çünkü kocaman yürekli, harika bir liderleri var başlarında.
Kazım Taşkent'in dediği gibi, “İnsan yürürken izler bulmalı, geçerken kendisi de izler bırakmalı." Mehmet Serkan Erdem'e gösterdiği yol ve hayatlarımıza bıraktığı iz için, kadınların elini ve kalbini aynı anda tutabildiği için hem dostu hem de Çukurovalı bir kadın olarak teşekkür ediyorum. Yolun açık olsun!