Mübarek Adana’mızın bilmem kaç bin yıllık geçmişinde gelmiş geçmiş geçmişlerimiz, daha semavi kitaplardan önce de, üstün güçleri kendilerince yorumlamışlar. Arkasından da, adı ve gücü ne olursa olsun, günümüzdeki Tanrı bilincini kendi koşullarınca oluşturmuşlar… Saygılarını da, yine kendi değer yargılarınca şekillenmiş mabetler inşa ederek pekiştirmeye çalışmışlar…
Buradan öteye, “Osmanlıca Üstadı” Mehmet Ali Gül Bey’in öğrencisi olmanın verdiği yüksek onur ve cesaretle, birazcık ukalalık yapma hakkımı kullanacağım izninizle…
Mabet, “abidlik”, yani “kulluk” yapılan yer anlamında Arapça sözcük. İkinci bir “yani” ile ifade edelim, “ibadet edilen yer” demek… Hadi daha kapsamlı gibi duran şekli ile, “Tapınak” demek…
Musevilerin mabedi “Sinagog”, Hıristiyanlarınki “Kilise”, Müslümanlarınki ise, Cami… Her üç din mensupları da, ibadethanelerini “Beyt-ullah”, yani “Allah’ın Evi” nitelemesiyle anlatır.
CAMİ, NEDEN CAMİ?
“Cami”, toplayan, bir araya getiren anlamında Arapça sözcük. Aynı anlamla, Allah’ın 99 güzel isminden, yani “Esma-i Hüsna”dan biri. Kur’an-ı Kerim’de, Ali İmran (3/9) ve en-Nisa (4/140) surelerinde Yüce Yaradan’ın ismi Cami olarak yer almış.
Bir de, 4 Büyük Melek ismi ile analitik yaklaşımda bulunabiliriz; Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil… Alın ilk harflerini, yan yana sıralayın… Ne oldu?
C-A-M-İ…
ADANA CAMİLERİ
Ulucami, Anadolu’daki Cami Mimarisinin en güzel ve en özgün örneklerinden biri. Evliya Çelebi’ye göre, kubbesi o denli göz alıcıdır ki, insanoğlu tarafından daha gösterişli bir eser ortaya konulamaz… Gene de, bu olağanüstü mabet, uzun süre Cami-i Cedit, yani “Yeni Cami” olarak anılmış. Eskisi, Yağ Camii; yine özgün mü özgün, harika bir cami. Doğu yanı, Aziz Jak adına, 1200’lü yıllarda yapıldığı ifade edilen kilise iken, 1400’lü yıllarda ek inşaatla bütünleşip Cami olmuş. Semavi huzur denilen mutluluğu en yoğun biçimiyle duyumsatan bir gize sahip sanki…
Her biri Yüksek Mimarlık Dersine konu edilebilecek nice camilerle, nice mescitlerle engin ve zengin konuma sahip Adana’mız, 6600 metrekarelik Sabancı Merkez Camii ile, çok şükür, bir de konuşan mabetle onurlandı…
“Mabet konuşur mu?” sorusu gelmeden cevap vereyim:
“Evet, Efendim, Klasik Osmanlı Cami Mimarisi, bazı camileri konuşturabiliyor…”
“İŞARİ SIR” ÜZERİNE
Mimari bir eserdeki şekil veya sayılar, bazen belli bir anlam taşısın diye özellikle tasarlanmıştır…
Örnek verelim; Ulucami’in batı yanında, ek bina üstündeki küçük fakat sivri kubbedeki hayat ağacı ile ejderha motifi, “Şifa” anlamını taşırmış. Bu işlerden anlayanlara göre, Ulu Camiin batı yanındaki bu ek bina, büyük ihtimalle bir şifahane, yani hastane olarak hizmet etmiş zamanında…
Bir de Süleymaniye’den örnek verelim; Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’da yaptırdığı muhteşem camiden, yani…
Minare sayısı dört!..
Bakın şimdi;
Kanuni, Fetih’ten sonraki kaçıncı Padişah?
Sayalım; Fatih Sultan Mehmet, İkinci Beyazıd, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni… Yani, 4’üncü Padişah…
İşte, 4 minare ile ifade edilmek istenilen bu…
Bitmedi…
4 Minarede toplam 10 şerefe var…
Osman Gazi’den itibaren saydığımızda, Kanuni 10’uncu Padişah oluyor. Haaa, demek ki, şerefelerle de anlatılan bu imiş…
BİZDEKİ SIRLAR
Sabancı Merkez Camii 6,5 dönüme oturuyor. Bildiğimiz kadarı ile en büyük cemaati alabilen mabettir…
Kubbe yüksekliği 54 metre!..
Nedir 54?
Efendim, İslamiyet’te 54 farz vardır ve kubbemiz işte bunu işaret etmektedir…
Biz böyle öğrendik, böyle söyledik; velakin itiraz hakkınız var; zira bazı ulemaya göre, farz sayısı 54 değil, 32 imiş.
Varsın olsun… Bizim kubbe size de hak veriyor: çapı 32 metre… Hemen eklemeliyiz ki, ülkemizde çapı en büyük kubbe bu.
Minare sayısı 6… İman’ın şartları da 6. Yani, Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret Gününe ve hayır ile şerrin Allah’tan geldiğine inanmak zorundayız.
Minare demişken, devamını getirelim. Kuzeydeki iki minarenin 75’er metrelik yüksekliği ile Camiin, Cumhuriyetimizin 75’inci Yılında ibadete açıldığı anlatılıyor.
Diğer minareler 99’ar metre… 99 da, “Esma-i Hüsna”yı yani, Yüce Tanrı’nın 99 güzel ismini ifade ediyor. 99, aynı zamanda namazdan sonraki tesbih toplam sayısı. Bildiniz değil mi? 33 kez “Süphanallah”, 33 kez “Elhamdülillah” ve 33 kez de “Allahüekber” diyerek tesbih çekeriz ya, işte bir 99 da bu!..
Şerefesiz minare olmaz, değil mi ya!..
99 metrelik minarelerde 3’erden 12 şerefe var. 75’liklerde de 2’şerden 4 şerefe. Toplamı, 16 şerefe…
Nedir 16 sayısı?
El cevap: Tarihteki 16 Türk Devlet sayısı…
EF’ALİ MÜKELLEFİN
Camiin muazzam kubbesini taşıyan sütunların literatürdeki adı “fil ayağı”. Bizde tam 8 tane…
Yani, ef’ali mükellefin sayısı kadar. Adamakıllı Arapça olan bu ifade, “Sorumluların fiilleri” demek; daha anlaşılır söyleyelim; mutlaka yapmak ve asla yapmamak zorunda olduğumuz hareketler. Dilerseniz, mutlaka yerine getirilmesi gerekli görevler ve mutlaka uyulması gereken yasaklar diye tarif edelim.
Haddim değil ama, madem konuya girmişiz, bu 8 fiili özetlemeye çalışayım.
Bunlar, Farz, Vacip, Sünnet, Müstehab (Peygamberimizin ara sıra yaptığı yahut hoşlandığı hareketler), Mübah (yapılması emredilmemiş, ama aynı zamanda yasaklanmamış; kişinin vicdan ve görgüsüne göre karar verebileceği hareket), Haram, Mekruh (İbadetin sevabını yok eden kötü hareketler), ve Müfsid (Meşru bir işi veya başlamış bir ibadeti bozmak).
Normal kubbe sayısı beş olup, İslamiyetteki temel şartlarla örtüşmekte. Şadırvanlı alandaki 28 kubbe, Kur’anda adı geçen peygamberlerin sayısına denk gelirken, 5 normal kubbe ile birlikte toplandığında tamamı 33 kubbe eder ki, bu da, tesbihteki tane sayısı oluyor.
Camideki 4 yarım kubbe, 4 ayrı anlama sahip. Bir kere, islamın dayanağı olan şer’i delilleri, yani dini rehberleri ki, bunlar; Kur’an, Sünnet, Sahabenin mutabık kaldığı hususlar ve sonraki büyük alimlerin tefsirine dayalı esaslar olarak belirtiliyor.
Aynı zamanda;
Bir alt düzeyde bulunan 12 yarım kubbe, İslami anlamda onaylanmış 12 tasavvuf yolunu simgelemekte.
KAPI-PENCERE ÜZERİNE
Ana kubbedeki 40 pencere, bir gün içinde kılınan namazların toplam rekat sayısı ile örtüşüyor (Sabah 4, Öğle 10, İkindi 8, Akşam 5, Yatsı 13; etti 40).
Bir alt kottaki aynalı pencerelere gelince, bunlar da her cephede 28’er tanedir ki, Kur’anda ismi geçen peygamber sayısı da tamı tamamına 28. Dört cephedekilerin toplamı 112 (4x28) ediyor: bakıyoruz ki, Kur’an’daki “Enbiya”, yani Peygamberler Suresindeki ayet sayısı da 112.
Cami ana gövdesine 5, şadırvanlı avluya de 3 kapı ile girilmektedir ki, böylece giriş kapılarının sayısı da toplam 8 oluyor… İnanışa göre, Cennetteki kapı sayısı da 8.
Şimdi bildiniz değil mi bir mabet nasıl konuşurmuş?..
Dilerseniz, ve hala görmediyseniz, veya bu yazdıklarımızı bilmeden gitmişseniz, bi-zahmet uğrayıp gözlerinizle dinlemeye çalışınız; eminim ki, daha nice sırları dinleyebileceksiniz…
BAŞKAN DURAK’IN VAADİ: 1984 seçimlerine hazırlanırken yayınladığı beyannamede Adana’ya layık bir cami’den dem vurmuştu Başkan Durak. O zamanlarda, hiç kimse bu denli muhteşem bir mabet inşa edileceğini aklına bile getirmemişti. Bugün için Adana’mızın prestij yapıtları arasında önemli yer tutuyor ve sürekli konuşuyor..
İKİ YÜZLÜ KUBBE: 54 metrelik yüksekliği ile İslamiyet’teki farz sayısını ifade ediyor. Fakat bazı ulema, “Olmaz öyle şey, farz sayısı 54 değil, 32’dir” diyesiymiş. Aynı kubbe, onlara da 32 metrelik çapı ile “Haklısın” diyor. Hangisine yüz verirseniz, o doğru.
MERMERDEKİ İHTİŞAM: Ocaklardan çıkarılabilecek en büyük bloklar halinde Adana’ya getirilen tonlarca mermer burada işlendi. Özellikle mukarnas denilen ve taşın yükleme gücünü koruyarak hafifletilmesini sağladığı gibi estetik değer kazandıran şekiller, geleneksel mermer sanatımızın günümüzdeki temsilcisi gibi.
KAPILAR KÜNDEKARİ: kapıdaki irili ufaklı her desen, her şekil, ayrı bir parça olarak hazırlanmış ve lamba-zıvana tekniği ile (Bir parçaya oyulmuş oluk içine kaydırarak diğer parçadaki rayın oturtulması) bir araya getirilmiş. Her kapı kanadı aylar süren ve olağanüstü sabır ile özen isteyen ince işlerle oluşturulmuş. Bu muhteşem Osmanlı Sanatı’nın adı Kündekari ve bildiğimiz kadarı ile Konuşan Mabedimiz bu sanatın uygulandığı en son eser.