Tebliğ değil şımarıklık

Taner Talaş'ın kaleminden

28 Haziran 2014 Cumartesi 09:41

On iki yıldır kesintisiz devam eden Ak Parti iktidarının güç merkezli  menfi etkilerinin ziyadesiyle hissedildiği toplumsal grupların başında; cemaatler, tarikatlar ve İslami kaygılarla hareket eden STK’lar geliyor.

Ak Parti’yi oluşturan ana kadronun menşei nedeniyle bu grupların işlevinin artması, hayırlı işlerin daha bir kuvvet kazanması, hareket alanlarının genişlemesi nedeniyle ivme kazanmaları, kalite standartlarının yükselmesi,  insanların beklentisi dahilindeydi.

      Ancak iktidar dediğimiz olgunun İSLAMİ olanla ilişkisinin hiç de sahih bir ilişkisi olmayacağını,  olamayacağını tecrübe ederek gördük. Bugün İslami referanslı tüm grup ve teşekküller orijinalliğini, özgürlüğünü, güvenilirliğini hatta meşruiyetini kaybetmiştir. İslamcılık tamamen havlu atmıştır. Tüm bu olup biteni zamanın değişimine bağlı ahkam değişmesine ,  tekamüle ,gelişime bağlamak ayrı bir çürümedir. Artık Anadolu topraklarında bulunan mütedeyyin gruplar  hak merkezli değil güç merkezli düşünce biçimini esas almış durumdadır.

     Özellikle 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası oluşan konsept; Müslüman malına ganimet olarak bakan ve onu paylaşmayı esas alan ‘’yeni ilmihal’’ ve ‘’yeni İslamcılık’’ olarak kendisini gösteriyor. Televizyon ekranlarında iktidar yanlısı, Fethullah GÜLEN karşıtı fetva veren Alimler bu konseptin ürünü. Risale-i Nur cemaatleri Hizmet hareketine yapılan tasfiye sonrası boşalan kadroları ele geçirmek için çırpınırken, Menzil cemaati Sağlık’ı elinde tutmaya çalışıyor. IHH meselenin sosyal yardımlaşma boyutunda mevzi kazanmaya çalışırken, Hayreddin KARAMAN hocamız fetvasını, Ahmet AKGÜNDÜZ içinde Din sosu olan Show kısmını tamamlamaya çalışıyor.

      Bertaraf etmeye çalıştıkları Hizmet hareketi tecrübesine baksalar tüm bunların batıl sonuçlar doğuracağını ve masumiyetlerinin kaybolmasına neden olacağını görmeleri gerekiyor. Zira, bugün Hizmet harekenin en büyük günahı, 10 yıllık Ak Parti iktidarıyla girmiş oldukları ilişkidir. Bu ilişkinin neticesinde Hizmet hareketi gerekli toplumsal desteği göremiyor.

     Kendilerine yapılan zulümler karşısında Dindarların gerekli tepkiyi göstermemesi bu ilişki nedeniyledir. Bu konuda söyleyeceğim hülasa; Dindar Devletle dahi ilişkiye girmek tüm sivil ve İslami yapılanmaları özünden uzaklaştırır ve kirlenmelerine neden olur. Ebu Hanife’nin İslam Devletinin Diyanet işleri başkanlığını reddedip, sonucunda öldürülmeye razı olmasını şimdi daha iyi anlıyorum.

       İktidar gücünün Dindar oluşumlar üzerinde bir de psikolojik etkisi var ki, bu durumun ortaya çıkardığı tahribatın, yukarda zikrettiğim tahribattan geri kalır yanı yoktur. Samimi, tevazu sahibi, naif , kibar mutasavvıf ekoller dahi, bu psikolojiden kedilerini alıkoyamıyorlar.

       Son günlerde plajlarda gezinen sakallı, sarıklı, cübbeli Sufilerin  bayanlara tebliğ adı altında yapmış oldukları taciz, meselenin ne vahim boyutlara geldiğini göstermesi açısından bariz  trajik bir örnek. Yıllarca giyimleri nedeniyle taciz edilmiş , horlanmış, hakarete uğramış, takibata maruz kalmış, bedel ödemiş sufiler, şimdi kendilerine yabancı  giyim tarzına sahip, hayat şekillerini kabaca taciz eder hale geldiler.

       Meselenin fıkıh ve metod açısından tartışılması boyutunu irdelemek , konuyu küçültür. Bu bir psikoloji. Kadın sesini haram gören insanlar, bikinili kadınların yanına tebliğe gitmelerinin İslami değil akıl açısından tutar bir dalı zaten yok.

      İktidar ile olan fikir akrabalığı ve bu akrabalıktan doğan güç nedeniyle; şımarıklık, eziklik, rövanş izim, sıra bizde duygusunun dışa vurumu söz konusu. Bu psikolojinin savunulacak bir tarafı yok.                                                  

Hatta düne kadar Çarşaflı bayanları taciz eden, cübbe giyen insanlara hakaret eden zihniyetin başka  bir versiyonu.

     Meseleyi Dini değil, psiko patolojik açıdan değerlendirmek gerekiyor. Özgürlükler noktasında Dini gerekçelerle insanların yaşamlarına müdahalenin sonucu bizi IŞİD mantığına götürür. Bu tür hadiseleri tebliğ ve İslam’ın kötülüklerden alıkoyma ilkesine dayandırmak , bizatihi provokasyona çanak tutmak olur. Yarın aklı evvelin birisi çıkar, İstanbul/Çarşamba da çarşaflı kadınlara açılmaları gerektiği yönünde broşürler dağıtır ve meşruiyetini de plajda gezen sufilere dayandırırsa ne olacak?

    Unutmadan;
      Meseleye cesurca yaklaşan Adana Müftüsü Arif GÖKÇE’yi kutluyorum.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.