Yassıada mahkemesine rahmet okutan muamele

Osman Palamut yazdı

28 Temmuz 2014 Pazartesi 07:00


Yüce Yaradan’ın kullarına hediyesi olan Ramazan ve Kurban Bayramı;
Muhammedi bir duruşun,
Ve Muhammedi yaşamın adıdır.
Bayram;
Gazze, Afganistan, Çeçen’ya, Doğu Timur, Arakan, Irak, Keşmir, Suriye ve Patani  gibi yerlerde Şehit olanları hatırlamanın adıdır.
Bayram;
Bir dilim ekmeğe muhtaç olan İNSANI hatırlamanın adıdır,
Bayram;
Müminlerin muhabbet etmesinin adıdır,
Bayram;
Toplumu, hamaset ve sloganlarla şekillendirmek değil,
Kur’an ve Sünnet ışığında sevgi dalgalarını coşturarak, birliğimizin daha da güçlenmesini sağlamanın adıdır,
Bayram;
İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanların, tek umudu olan Türk Milletinin tefrikaya düşmemesi için yaptığı duanın adıdır.
Bu gün Ramazan Bayramının ilk gününü idrak ediyoruz,
Ancak ne hazindir ki, ne dışarıda ve ne de içeride Ramazan Bayramının sevincini tam anlamıyla yaşayamıyoruz.
Gazze’de,
Şeytanın uşağı olan alçak İsrail Başbakanı ve askerlerinin katliamı karşısında, Müminler Ramazan Bayramını buruk geçiyor,
Öyle ki,
“Bir müminin ayıbını örtmek, diri diri kuma gömülen kız çocuğunu kurtarmış gibidir” diyen Yüce bir Peygamberin ümmeti olarak, günümüzde bu ruhu unutmuş gibi doludizgin gidiyoruz şu üç günlük dünyada.
Yalanın,
İftiranın,
Çamur atmanın,
Merhametsizliğin,
Ve her türlü hileye başvurulduğu bir zamanı yaşıyoruz.
Bir milleti çökertecek tek unsurun tefrika olduğunu bilmemize rağmen, tefrika kazanının fokurdaması için ha bire kazanın altına odun taşımayı ihmal etmiyoruz.
Aynı kıbleye dönen, aynı kitabı teneffüs eden, aynı Peygambere inanan müminlerin tamamen dünya saltanatı için hamaset duygularıyla hareket etmesi karşısında, Bayram elbette buruk geçiyor.
Şeyh Edebali’nin Kur’an-i olan nasihatini unutan yönetim kadrolarının, Rahmet ayında bile hamasete başvurması, birliğimizin ve bütünlüğümüzün teminatı olan din birliğimize vurulan en büyük darbe olsa gerek.
Son günlerde polis şeflerine karşı Yassı Adaya Rahmet okutacak şekilde uygulanan tutum karşısında, Müminler arasında toplumsal bir birlikten söz etmek, olsa olsa kendimizi avutmaktan başka bir şey olamaz.
Onlarca canlı bombayı yakalayan, başbakana yapılacak olan iki suikasti başarılı bir şekelde önleyen Polis müdürleri terörist gibi çember içine alıp tutuklananların ise memurların yattığı Paşa Kapısı cezaevine gitmeleri kararlaştırılırken son anda İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın talimatıyla teröristlerin yattığı ceza evine gönderilmeleriyle toplumsal huzur sağlanabilir mi?
Gözaltına alınıp mahkemede serbest bırakılan Emniyet Müdürü Ömer Özüyılmaz bakın gözaltındaki polislere karşı yapılan muamele ile ilgili neler söylüyor;
“Emniyette uzun süren ifade verdim, dışarıya çıktığımda polis arkadaşlar yemek yiyorlardı ve doğal olarak, Arkadaşlar Ezan mı okundu soruma, ‘Biz Karsa göre oruç tutuyoruz’ diyerek dalga geçtiler. Sahurda oruç tutmamamız için yalnızca su verdiler, Yeni bir polis memuru emekliliği gelmiş bulunan emniyet müdürümüz Yurt Atayün’e hakaret etti, bu muamele teröristlere bile yapılmıyor”
Evet,
Böyle bir manzara karşısında toplumsal bütünlük nasıl sağlanır, buyurun değerlendirin, değerlendirebilirseniz.
SONUÇ OLARAK;
Bayram gönülleri kırma günü değil, gönülleri alma günüdür.

Biz Bayram’da bile sırf dünya saltanatı için hamaset temelli mesajlar veriyorsak, toplumsal birlikten nasıl söz edebiliriz?
Allah,
İslam coğrafyasındaki Müslümanların tek umudu olan Türk Milletinin birliğini ve dirliğini bozmasın,
Birliğimize ve dirliğimize güç versin diyorum.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.