Çoktan unuturdum da ben seni, ah bu şarkıların gözü kör olsun. Nerde inleyen bir nağme duysam, hatırama gelen hatıralar, başımda pervaneler gibi döner durur. Her nota, eski bir dikişi söküp kanama başlatır yeniden. Bu kez mesaimi paylaştığım, değerli ağabeyim Doğan Gübasar’ın otomobilinde yakalanıyorum büyülü makama… ‘Mümkünse sus, yoksa kendimi arabadan atacağım’ ricasına binaen, çalan şarkıya vokal yapmayı bırakıp düşünmeye başlıyorum.
Ne kibar şarkılarımız vardı eskiden, sizli bizli; "Bir bahar akşamı rastladım size."
Sonra belalı şarkıları dayattılar bizlere, ucuz aşkları.
Ahlaksızlık yaşam biçimi oldu.
Şimdi biliyoruz ki; "Olmaz ilaç sine-i sad pareme."
Bir zamanlar elinden tutardık dostluğun.
İstanbul'un olamasa da Adana’nın bütün meyhanelerini dolaşırdık. "Kadehinde zehir olsa" vız gelir. "Agora meyhanemiz" vardı.
Dertlerin en şahanesi orada.
Şimdi bakıyorum da, ne "eski dostlar" var artık, ne eski fasıllar.
Acımasız zaman dilimizden sadece şarkıları koparmadı, bizleri de birbirimize düşürdü. "Niçin baktın bana öyle" şarkısında aşka bakardık. "Yeşil gözlerinden muhabbet kaparken" başka bakardık.
Doğuştan karanfilliydi yakalarımız.
Ne olduysa oldu, nefretin mayası tuttu. "Enginde yavaş yavaş günün minesi solarken", galiba biz de solduk.
Çocuklarımızı aldı zalim zaman.
Aslan gibi delikanlılarımızı gözünü kırpmadan harcadı. "Ham meyvayı kopardılar dalından."
Kim başlattı bu savaşı, kim sürdürüyor?
Ve niye bitmiyor?
Sahibi ölünce kapının önüne konan terliklere döndük. "Göze mi geldik, biz mi unuttuk?"
Aynaların eski olması, yeni gerçekleri gizlemeye yetmiyor.
Yanarak geçtik yılları, harcanarak.
Hayatın girdabı içine çekti bizleri.
Bizlerin de suçu var elbet. "Kimseye etmem şikayet."
Şimdi "Ben küskünüm feleğe."
Siz, biz, hepimiz. "Derdimi ummana döksem" kimse dinlemez.
Biliyorum ki, haksızlığa ne kadar suskun kalırsan o kadar bedel ödersin.
Şimdi durdurabilir miyiz bu gidişi?
Eski bütünlüğümüze kavuşabilir miyiz?
"Bir ihtimal daha var. O da ölmek mi dersin?"