Eksen kaymasına ince ayar

EKSEN KAYMASINA “İNCE” AYAR

18 Ağustos 2014 Pazartesi 10:07

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından kurultay kararı alan CHP’ de Muharrem İnce’nin genel başkan adaylığını destekleyen Ümit Özgümüş, Taner Talaş, Doğan Gülbasar ve Armağan Kabaklı’ya konuştu.

“HİLAFETÇİ VE CUMHURİYET DÜŞMANI”

Cumhurbaşkanı seçiminde çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı muhalif tavrıyla gündeme gelen ve sahaya inmeyen, seçimin ardından CHP’de ortaya çıkan kurultay sürecinde de Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin genel başkan adaylığına Türkiye’de ilk desteğini açıklayan CHP Adana Milletvekili olan Ümit Özgümüş, Adana Medya ekibine çarpıcı açıklamalar yaptı. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu kimin aday yaptığı ve neden aday yapıldığı konusunda gerçek bilgilerin ancak 10-15 sene sonra ortaya çıkacağını belirten Özgümüş, “Bunun bir tezgah olduğuna inanıyorum. Bazı görüşmeleri biliyorum. İstanbul’da yapılan bir yemeği ve görüşmeleri biliyorum. Bir tanesini bütün Türkiye öğrendi. Kemal Derviş. Bu bir projeydi” dedi.

“ADAYLIĞI AKILLARA ZİYAN”

“Bir süre sonra projeyi ortaya koyanlar emeklilik zamanı geldiğinde ya da bir ayağı çukura girdiğinde, anılarını yazmaya başladığında öğrenebiliyoruz.” şeklinde konuşan Özgümüş, “Cumhuriyet Halk Partisi gibi misyonu olan cumhuriyeti, demokrasiyi özgürlüğü, üstüne basa basa söylüyorum, sol değerleri ve sosyal demokrat değerleri, CHP’yi var eden laik değerleri savunan bir partinin, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi gerici, yobaz, mezhepçi ve cumhuriyet düşmanı ve eğer mümkün olup kurabilse hilafetçi bir adamın CHP’den aday göstermesi akıllara ziyan. Onun için bu dışarıdan bir dayatma. Hem CHP’ye hem MHP’ye. Ama ben bu dayatmanın, projenin nihai amacının ne olduğunu tam olarak bilemiyorum. Belki de Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçtirmenin bir planıydı” dedi.

“MUHARREM İNCE RAHATLIKLA SEÇİLİR”

CHP’de eksen kayması olduğunu, “toplumu çağdaş, laik, demokrat, cumhuriyetçi bir yapıya dönüştüremiyorsak, biz muhafazakar bir yapıya dönüşelim” düşüncesinin hakim olduğunu ve bunun sakat bir zihniyet olduğunu burgulayan Özgümüş,  “Muharrem İnce gelirse, aklıyla, zekasıyla, birikimiyle CHP’nin bu eksen kaymasını yani sağ ve muhafazakarlardan oy almak için sağ ve muhafazakar bir yapıya dönüşmesini engelleyip, tekrar onu evrensel sol değerler çekecek. O raya oturtacağına inandığım için yanındayım. Zaten muhafazakar yapıyı savunan bir parti var o tarafta. Kurultaydan rahatlıkla genel başkan olarak çıkacağını düşünüyorum” diye konuştu. Özgümüş, İnce’nin liderlik yeteneğine de güvendiğini ifade etti.

“TIRLARI DURDURAN SAVCI DOĞRU YAPTI”

Özgümüş, Adana’da MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin de, “Bence savcı görevini yapmıştır. Çok da doğru yapmıştır. Bence asıl hainlik komşu, sıfır sorun dediğin, tarih boyunca kardeş olarak yaşayan iki halkı birbirine düşürmektir. Türkmenlere yardım gidiyor demek de yalancılığın dik alası. Eğer yardım gönderiyorsan buna dünyada hiçbir ülke de örgüt de karşı çıkamaz. Göğsünü gere gere dersin ki ben insani yardım yapıyorum. Suriye’de insani yardım yapmak doğrudur. Kuzey Irak’taki Türkmenlere de, Araplara da ya da Ermenilere de Ezidiler’e de. İnsandır sonuç olarak. Bunu göğsünü gere gere yaparsın. Tırların üzerinde çelik şeritlerle çevrilmiş sıkıştırılmış, ve çevresinde ellerinde uzun silahlarla sivillerin koruduğu bir TIR.  Domatesi mi koruyorlardı, bisküviyi mi koruyorlardı, helvayı mı koruyorlardı? Bu çok büyük bir yalandır” dedi.

“CHP’DE EKSEN KAYDI, İNCE’NİN LİDERLİĞİNE İNANIYORUM”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığına çok sert karşı çıkan, solun böyle bir yöntem kullanarak baştan yenilgiyi kabul ettiğini ileri sürüp sahaya inmeyen, ortaya çıkan kurultay sürecinde Muharrem İnce’nin genel başkan adaylığına desteğini açıkça deklare ede CHP Adana Milletvekili Ümit Özgümüş ile Cuma günü akşam yemeğinde buluştuk. Taner Talaş, Doğan Gülbasar ve Armağan Kabaklı’nın ortak sorularını yanıtlayan Özgümüş’ün CHP’de eksen kayması, çatı adayıyla kaybedilen cumhurbaşkanlığı seçimi ve Muharrem İnce’ye genel başkanlık desteğini konuştuk. İşte çarpıcı açıklamalarıyla 1. Sayfadan devamla gündem yaratacak röportajın tamamı.

 “ATATÜRK MİLLİ KAHRAMAN DEĞİL ÖNDERDİR”

-Cumhuriyet düşmanı diyorsunuz ama Ahmet Necdet Sezer gibi cumhuriyetçiliği ve laikliği tartışmasız birisinin devlet üstün hizmet madalyası verdiği bir insan cumhuriyet düşmanı olabilir mi?

 

Evet gerici ve cumhuriyet düşmanı. Bir tanesini söyleyeyim. İlk aday olduğunda kendisine Atatürk’ü sordular. “Atatürk tarihi bir şahsiyettir” dedi. Bu kendisine öğretilmiş bir cümleydi. Ama bunun altı boş. Atatürk sadece tarihi bir şahsiyet değildir. Atatürk bir önderdir. Atatürk bu ülkenin sadece askeri olarak kurucusu değildir. Fikri olarak da kurucusudur. Eğer Atatürk’ü sadece tarihi bir şahsiyet noktasına götürürseniz ben de kendisine şunu sorarım. Hitler neydi? İdi Amin neydi? Stalin neydi? Mussolini neydi ya da Kazıklı Voyvoda neydi? Şimdi bütün bunlar tarihi şahsiyettir ve inkar edilemez. Laf kalabalığına gerek yok. Bunu twitter üzerinden de söylemiştim o zaman.

CHP İl Başkanları toplantısında bir daha Atatürk ile ilgili bir şey söyleme ihtiyacı hissetti. Bu defa dedi ki, “Atatürk’ün Cumhuriyet’in kurucusu olduğuna ve bir milli kahraman olduğuna inanıyorum”. Birincisi cehalet. Çünkü Türkiye’de cumhuriyeti başkasının kurduğu yönünde bir tartışma yok. Kim kuracaktı yani cumhuriyeti, Kazım Karabekir mi, Çerkez Ethem mi? İkincisi bir milli kahraman olduğuna inanıyorum. Peki Nene Hatun, Hasan Tahsin, Sütçü İmam, Adana’da Cemil Nardalı? Sayabileceğimiz Yörük Ali Efe? Bunlar ne?  Bunların hepsi birer milli kahraman. Kurtuluş savaşında canını, malını ortaya koymuş. Bunlar bilinçli.  Şimdi Atatürk sadece bir asker değil,  sadece savaşta yararlılık göstermiş bir kahraman değil, aynı zamanda fikir adamıdır bir toplum önderidir.

İHSANOĞLU’NUN KÜRTAJ SORUSUNA CEVABI

Sonra gelelim başka bir yobazlığına, benim açımdan. Bana Atatürk’ü hangi konuşmasından hangi düşüncesinden dolayı bu kadar benimsiyorsun dersen… Atatürk’ü Atatürk yapan şudur. Diyor ki, “ben size ayet, dogma kalıplaşmış düşünce bırakmıyorum, bilimin ışığını gösteriyorum”. Bu da diyalektik felsefenin özüdür. Bundan anlıyoruz ki Mustafa Kemal diyalektik felsefeyi biliyor. Diyor ki, bilim geliştikçe toplumların yaşayış şekli, kurallar, kültürünüz değişir. Bu adama diyorlar ki “kürtaj ile ilgili ne düşünüyorsunuz?”. Diyor ki “Din insanların inancıdır. Pazarlık konusu yapılmaz. Çocuk aldırmak konusunda dinin koyduğu kurallar vardır”.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin göstereceği adan şu cevabı vermeliydi. Ona karar verecek olan önce çocuğun sahibi anne, iki bilimin geldiği nokta. Ne zaman nasıl çocuk aldırılacağını, annenin sağlıklı doğum yapıp yapmayacağını, ne zaman aldırılması gerektiğine 21. Yüzyılda bilimin geldiği nokta karar verir.

-Ama Ekmel hoca CHP’nin adayı değildi. Bir uzlaşma adayıydı, biraz da böyle bakmak gerekmiyor mu?

CHP’nin adayı değilse o zaman kimsenin bana neden desteklemedin demeye hakkı yok. Size daha başka bir şey söyleyeyim. Çok önemli benim için. Taha Akyol Ekmeleddin Bey’e çanak soruları hazırlamış, güle oynaya gidiyorlar. O programda darbeyle ilgili bir konu açılıyor ve diyor ki “Mısır’da Nasır darbesinin Mısır’ı nasıl geri götürdüğünün şahidi benim”. Halbuki Cemal Abdul Nasır Arap dünyasında ilk kez milli sosyalist hareket olan BAAS hareketini ortaya çıkaran antiemperyalist batı çağdaş bir hareketin önderidir. Atatürk hayranıdır, batıcıdır çağdaştır. Ve en önemli özelliği antiemperyalisttir.

-Ama darbecidir?

Her darbe kötü darbe değildir. Bazı darbeler hayırlıdır. Mısır’daki Nasır darbesi çok hayırlı bir darbedir. Çünkü Mısır’da Nasır’dan önce çok sefil bir hayat süren kral Faruk vardı. Kral Faruk kendisi sefil bir hayat sürerken, Avrupa’dan kadın getirtirken, Mısır’ın yönetimini İngilizlere bırakmış, Mısır’ın kaynaklarını İngilizlere bırakmış sefil hayat süren bir adamdır. Ve Cemal Abdul Nasır darbe yaptığında yaptığı işlerden bir tanesi cumhuriyeti kurmak. İki İngilizleri Süveyş’ten koymak, Süveyş Mısırlılarındır ve buranın geliri Mısır halkınındır demiştir. Üç, o dönemde fetva makamı olan ve Mısır’da vali atamasına karar verecek kadar merkezileşmiş El Esser Üniversitesi’nin bu gücünü geri alıp orayı sadece bir üniversite haline getirmiştir. Ve tırnak içerisinde söylüyorum, çok büyük bir hata yapmıştır, Mısır’da gittikçe güçlenen Müslüman Kardeşler örgütünü dağıtmıştır.

MERAL AKŞENER YA DA EMİNE ÜLKER TARHAN İÇİN MİLİTAN GİBİ ÇALIŞIRDIM

Cumhuriyet Halk Partisi tek başına bir aday çıkarsaydı, MHP tek başına bir aday çıkarsaydı cumhurbaşkanı seçtiremezdi. Ancak bizim önerimiz şuydu; ilk turda CHP kendi adayını göstersin, MHP kendi adayını göstersin. Ama ikinci tura kalınca her iki partinin tabanına seçmenine ters gelmeyecek adaylar göstersin ki çatıda birleşme Yalova örneğinde olduğu gibi ikinci turda olsun. Böyle yapılsaydı seçimi kim kazanırdı onu bilemem ama kesin olan bir şey var ilk turda Recep Tayyip Erdoğan kazanamazdı. O zaman ikinci turda MHP adayı kalırsa diğer parti MHP’nin adayını, CHP’nin adayı kalırsa CHP’nin adayını MHP desteklerdi, böyle bir organizasyona gidilebilirdi. Ama benim için yaşam kadar, nefes almak kadar önemli olan şey cumhuriyet değerleri, demokrasi ve laikliktir. Bunun için örneğin gösterilecek aday ikinci tura kalacak aday, MHP’nin adayı da olsaydı ve laik değerleri, cumhuriyet değerlerini,  demokrasiyi savunan birisi olsaydı o zaman sahaya iner militan gibi çalışırdım.

Meral Akşener olsaydı ya da Emine Ülker Tarhan aday olsaydı çalışır mıydınız?

 

-Elbette. Zaten aday olsaydı Emine Ülker Tarhan’a imza vereceğimi açıklamıştım. Meral Akşener ve Meral Akşener gibi benimle ortak değerleri olan… Ortak olmadığımız, MHP’yle farklı düşüncelerimiz var, eyvallah, onlar ayrı. Ama birleşeceğimiz noktalar, cumhuriyet, demokrasi ve laiklik. Bu değerleri taşıyan birisi olsaydı, benim istemediğim birisi de olabilir. Ben partinin ne genel başkanıyım, ne MYK üyesiyim ne yetkili organıyım. Benim istediğim birisi olması şart değil. Öyle bir iddiada bulunmak ukalalıktır. Ama işin içerisine cumhuriyet, demokrasi, laiklik, Atatürk ilkeleri girdiği zaman genel başkanın ya da partinin talimatını yerine getirmem. Nitekim de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması için imza vermediğim, doğru bulmadığım bir insana hangi yüzle halka gidip benim partim bunu aday gösterdi oy verin diyeceğim? Onun adı biat kültürü o da bizde yok AKP’de var.

-Her şeye rağmen, genel başkanın şahsiyetine fikirlerine inanıyorsunuz. Onun aday yapması yeterli bir referans, meşruiyet kaynağı değil mi?

Benim istediğim birisini aday gösterse, genel başkandır, genel başkanın hareket serbestisi, inisiyatifi vardır. Nereye kadar? Bir az önce söylediğim üç tane değere kadar. Benim için genel başkandan daha değerli olan cumhuriyet, demokrasi, laiklik. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun böyle bir hassasiyeti olmadığı gibi bu değerlerin karşısında olduğuna adım gibi eminim. Emin olmama gerek yok, yazılı belgeler var televizyondaki konuşmaları var.

-Ekmeleddin Bey’in ismi partinin yetkili kurullarında tartışılsaydı, parti meclisine gelip çoğunluk kararıyla aday gösterilseydi, yine mi tutumunuz aynı olurdu?

Hiç fark etmezdi. Asla. Yani diyelim ki tartışıldı, ya da genel başkanların şöyle bir uygulaması vardır, boş kağıda imza attırır ve yetki alır. Mesela AKP bunu yaptı. Bu siyasette olan şeylerdir. Benim genel başkanım da belirli konularda, birçok konuda gruptan, parti meclisinden, MYK’dan yetki alabilir. Ama bütün bu yetkileri alıp da yine Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterseydi ben yine çalışmazdım. Yine destek vermezdim. Çünkü benim yaşamımın anlamı olan, olmazsa olmaz cumhuriyet, demokrasi, laiklik ilkelerini barındırmadığı için yine destek vermezdim.

“CHP’DE EKSEN KAYMASI OLDU”

-Cumhuriyet Halk Partisi’nde eksen kayması oldu mu? Kemal Kılıçdaoğlu’na inandığınız o günden bugüne eksen kayması oldu mu?

Evet var. Zaten şu anda CHP’nin en büyük sıkıntısından birisi bu. Cumhuriyet Halk Partisi’nde şöyle yanlış bir zihniyet oluştu. Efendim toplumun yüzde 30-35’i solcu, sosyal demokrattır, yaklaşık yüzde 60-65’i sağcıdır. Böyle olunca oturup evrensel sol, sosyal demokrat değerleri, laikliğin değerini -özellikle Ortadoğu’da yaşananları görünce daha bir ortaya çıkıyor- halka gidip tek tek anlatmak yerine şöyle bir hastalık ortaya çıkıyor. O zaman biz toplumu çağdaş, laik, demokrat, cumhuriyetçi bir yapıya dönüştüremiyorsak, biz muhafazakar bir yapıya dönüşelim. Muhafazakar adayları göstererek oy toplamaya çalışalım. Bu sakat bir zihniyettir. Ne yazık ki son dönemde CHP böyle bir sapmanın içerisinde.

 

 

HESAP YAPMADAN İNCE’YE DESTEK VERDİM

Onun için de bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir kurultay ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ve bu kurultayda Muharrem İnce arkadaşımız aday olmuştur. Ve ben hiçbir hesap yapmadan, acaba delege hangi tarafta durur, hangi taraf daha fazla ağırlıklı olur, acaba Kılıçdaroğlu kazanırsa önümüzdeki dönemde bir daha milletvekili olabilir miyim diye düşünmeden, bugüne kadar tanıdığınız, bildiğiniz Ümit Özgümüş tavrını ortaya koydum. Kazansak da kaybetsek de doğru yer, doğru saf Muharrem İnce’nin yanıdır ve ben de yeni öğrendim basından, milletvekilleri arasında ilk desteğini açıklayan benmişim. Benim tavrım şu olmaz. 3-4 gün bekleyelim Türkiye’yi kollayalım, acaba delege ağırlığı hangi tarafta, ona göre nasıl bir tavır alacağımız o zaman belirleriz. Asla böyle bir adam olmadım, böyle bir siyaset yapmayacağımı söyledim, bundan sonra da yapmayacağım.

CHP’NİN MUHAFAZAKAR BİR PARTİYE DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEYECEĞİZ

-Muharrem İnce’yi neden destekliyorsunuz?

Çünkü Muharrem İnce gelirse, aklıyla, zekasıyla, birikimiyle CHP’nin bu eksen kaymasını yani sağ ve muhafazakarlardan oy almak için sağ ve muhafazakar bir yapıya dönüşmesini engelleyip, tekrar onu evrensel sol değerler çekecek. O raya oturtacağına inandığım için yanındayım. Zaten muhafazakar yapıyı savunan bir parti var o tarafta. Aslı var.

-Peki muhafazakar yapıya benzemeden, evrensel solu anlatarak Anadolu’dan oy almak mümkün mü?

Elbette. Benim de Muharrem İncenin de inandığımız değerler şudur. Laikliğin özü odur. Şu andakinden daha özgür bir toplum yaratıyorsunuz. Beni tanıyorsunuz. Ben TBMM’ye başörtülü milletvekillerinin girebilmesini savundum. Üniversitelere başörtülü öğrencilerin girebilmesini savundum CHP içerisinde. Bizim adımız özgürlükçü sol. Yani Anadolu insanının oyunu alabilmek, güvenini kazanabilmek için partinin muhafazakarlaşmasına gerek yok. Sadece muhafazakarların özgür ve yaşayabileceği, kendini özgür ve üstüne basa basa söylüyorum, birinci sınıf vatandaş olarak hissedebileceği bir yapıyı biz kuracağız. Ama bunu yaparken göstermelik olarak partinin muhafazakarlaşmasına gerek yok. Özgürlük bunu barındırır. Kürtlere de özgürlük getirir, Alevilere de özgürlük getirir, Süryanilere de, Ermenilere de, Yahudilere de özgürlük  getirir.   

Demokrasi ve özgürlük yanında halkın belki daha öncelikli beklentisi ekonomik beklentiler. Halkın refah seviyesinin yükselmesi, gelir adaletsizliğinin giderilmesi ve buna benzer şeyler. CHP’nin bunlarla ilgili umut vermesi gerekmiyor mu? Bu konuda da eksiği yok mu CHP’nin?

Olmaz olur mu? En temel eksikliklerinin başında bu geliyor. Biz bunu parti içerisinde konuştuk. Ve dedik ki, sürekli olarak “kötüsün Tayyip”, “yalancısın Tayyip”, “hırsızsın Tayyip” diyerek Cumhuriyet Halk Partisi bir yere gidemez. Biz inşalar ne vereceğiz? Biz ne yapacağız? İnsanların ekmeğini iki lokma büyütmek için ne öneriyoruz? Her apartmanda üniversite mezunu işsiz var. Bu gençlere gelecekle ilgili ne vaat ediyoruz. Bunların üzerinde çalışıp ve özellikle AKP döneminde ekonomiyi felce uğratan ithalata dayalı ekonomi modelini, içerideki kaynakları ihraç ederek, üzerine katma değer ekleyerek, ihracata yönelik büyüme modelini ortaya koyup bunu halka doğru anlatmalıyız. Yoksa sabahtan akşama kadar eleştir. Bunun karşısında bir umut olamıyorsan, bir şey anlatamıyorsan geldiğimiz nokta burası. Bundan öteye gidemiyoruz.

 

 

 

CHP’YE OY VEREN İKİ KESİM KALDI

Şu anda CHP’ye oy veren iki kesim kaldı. Bir, gelecekle ilgili yaşam kaygısı olan Aleviler. Ki özellikle Ortadoğu’daki Irak’taki, Suriye’deki kafa kesme görüntüleri karşısında savunmaya geçen bir toplum. Gelecekle ilgili hayat güvencesini CHP’de gördüğü için CHP’ye oy veriyor. İki, haritada da görüldüğü gibi kıyılarda yaşam alanlarına müdahale edilmesinden korkan, daha modern yaşam biçimini şeçmiş insanlar oy veriyor. Ama biz CHP olarak Orta Anadolu’daki, Karadeniz’deki, Güneydoğu’daki ezilen işçinin, köylünün, ezilen grupların umudu olabilmeliyiz. Ama umudu olabilmek de, “Ben sizin umudunuzum” demekle olmuyor. Nasıl umut olacağını elle tutulur somut politikalarla ortaya koymak gerekiyor. Bunu yapamadığımız için CHP iktidar da olamıyor, iktidar ortağı da olamıyor. Onun için bir değişime ihtiyaç var. Değişim de laf olsun diye bir değişim değil.

MUHARREM İNCE’NİN LİDERLİK YETENİĞİNE İNANIYORUM

Ben 4 yıldır tanıdığım Muharrem İnce’nin aklına zekasına, birikimine, inisiyatif kullanma yeteniğine, liderlik yeteneğine inandığım ve bu CHP’de şikayet ettiğim sağ ve muhafazakar sapmayı kendi kulvarına dönderebilecek çözüm önerilerini ortaya koyacağına inandığım için hiçbir hesap yapmadan, delegenin kimden yana olacağını hesaplamadan, Muharrem İnce kaybederse ben ne olacağım diye düşünmeden onun yanında yer aldım, almaya da devam edeceğim.

-İkinci bir aday çıkar mı?

Çıkmaz. Bu seçim Muharrem İnce ile Kemal Kılçdaroğlu arasında olur.

SURİYE LAİK BİR ÜLKE

Doğuda, batıda çok ülkeye gittim. Dünya da laikliğin, din, vicdan, mezhep özgürlüğünün en yüksek olduğu ülke Suriye. Baba Hafız Esad döneminden öyle bir düzen kurulmuş ki, hiç kimse kimsenin inancını, etnik yapısını, mezhebini sorgulamıyor, sorgulayamıyor. Herkes birbirine saygı gösteriyor. Cuma günü Müslümanların dükkanları kapalı, camiye gidiyorlar. Cumartesi günleri, çok ilginçtir, Suriye İsrail’e düşman olduğu halde, Suriye’de sayıları çok azalmış olan Yahudiler sinagoglarına gidip ibadetlerini yapabiliyor. Kimse onlara biz İsrail’e düşmanız, sen bunu nasıl yaparsın, kafana o kipayı nasıl takarsın diye sormuyor.

ESAD HALKINI BOMBALIYOR DEMEK NAMUSSUZLUKTUR

-Bu bilinç nasıl oluşmuş?

Baba Hafız Esad’ın zekası ve yönetim becerisi. Yani bunu böyle yapmazsa, ileride ne gibi sorunlar olacağını görmüş.  Mezhepçilik yapsa ne gibi sorunlar çıkacağını o zamandan görmüş. Böyle bir düzen kurabildiği için orada bugün Suriye halkının yüzde 90’ı Esad’ın yanında. Ve Esad’ın yanında olan Suriye halkının da yüzde 80’i Sünni. Aleviler azınlıkta. Hükümetinde 23 tane bakanı var. Ararlarında 3 tane Alevi var gerisi Sünni ve Hristiyan. Düzeni böyle kurmuş. Geçmişte hiç kimse inancından dolayı, mezhebinden dolayı, ya da etnik kimliğinden dolayı baskı görmediği için bugün dünyanın çeşitli ülkesinin ajanları yani Amerika ajanları, İngiliz ajanları, İsrail ajanları ve Türkiye ajanları bütün uğraşılarına rağmen Sünni halkı Esad aleyhine ayaklandıramadılar. Bugün Suriye’de Esad halkını bombalıyor demek namussuzluktur. Çünkü Esad’ın ordusunun saldırdığı insanların içerisinde bir tane sivil halktan bir tane yok.

-Peki onlar kim?

Dünyanı çeşitli yerlerinden gelmiş seyyar cihatçı ama sapık grup. IŞİD gibi El Nusra gibi yakaladıklarının canlı canlı kafasını kesen sapık bir gurup. Ellerinde büyük silahlar var. Ama Suriye’de Suriye devletinin savaştığı insanlar içerisinde Suriye halkı yok. Suriyeli yok.

-Sizce savaş biter mi?

Türkiye eğer yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini uygulayıp daha önceki gibi komşularıyla sıfır sorun politikasını sürdürebilseydi zaten iki sene öncesinden biterdi. Buradan silah gidiyor, buradan lojistik destek gittiği gibi orada başı sıkışan militanlar sınırımızdan Türkiye’ye giriyor, burada hazırlık yaptıktan sonra orada baskın yapıyor. Zaten şu anda savaşın büyük bir kısmı da Türkiye sınırına yakın yerlerde.

ESAS HAİNLİK KARDEŞ HALKI BİRBİRİNE DÜŞÜRMEKTİR

-Ümit Özgümüş MİT TIR’ını aratan savcıyı destekliyor mu? Ya da sizce de o savcı hain mi?

Elbette. Bence görevini yapmıştır. Çok da doğru yapmıştır. Bence asıl hainlik komşu, sıfır sorun dediğin, tarih boyunca kardeş olarak yaşayan iki halkı birbirine düşürmektir. Türkmenlere yardım gidiyor demek de yalancılığın dik alası. Eğer yardım gönderiyorsan buna dünyada hiçbir ülke de örgüt de karşı çıkamaz. Göğsünü gere gere dersin ki ben insani yardım yapıyorum. Suriye’de insani yardım yapmak doğrudur. Kuzey Irak’taki Türkmenlere de, Araplara da ya da Ermenilere de Ezidiler’e de. İnsandır sonuç olarak. Bunu göğsünü gere gere yaparsın. Tırların üzerinde çelik şeritlerle çevrilmiş sıkıştırılmış, ve çevresinde ellerinde uzun silahlarla sivillerin koruduğu bir TIR.  Domatesi mi koruyorlardı, bisküviyi mi koruyorlardı, helvayı mı koruyorlardı? Bu çok büyük bir yalandır.

-Türkiye uluslararası alanda bundan dolayı zor duruma düşer mi?

Elbette ki düşer. Savaş suçları mahkemesinde bile yargılanabilir. Resmen komşu ülkenin içerisindeki savaşı destekliyor ve oradaki katliamlara Türkiye sebep oluyor. 

“TÜRKİYE ATEŞLE OYNUYOR”

-Suriye ve Irak’taki karışıklığın ardından bölgeye de ciddi bir sığınmacı yerleşti. Orada savaşın sıcaklığı sürerken orada olan bazı gazeteciler, Suriye’deki katliamları yapan çetelerin bir kısmının Türkiye’deki kamplarda barındığını iddia ediyorlar. Antep’te gerginlikler sürüyor. Adana’da da bildiri dağıtılmış siz konuyu meclise taşımıştınız. Bu mülteci sorunu nasıl çözülecek?

Türkiye resmen ateşle oynuyor. Durup dururken başını belaya soktu. Bu aşamadan sonra bizi bekleyen iki tane tehlike var. Yani testerenin iki tarafı da kesiyor. Eğer Esad’ı devirebilselerdi oraya bir şeriata dayalı bir İslam devleti kuracaklardı ve yavaş yavaş Türkiye’ye doğru geleceklerdi. Şu anda Hatay’da Gaziantep’te, Adana da göreceli olarak daha az, sadece yerinden yurdundan olmuş masum insanlar değil, IŞİDçiler, El Nusracılar cirit atıyor. Arkadaşlarımız bize cep telefonuyla çekilmiş fotoğraflar gönderiyor, bazıları internette de yayınlandı. Yolda yürüyen adamın montunun, ceketinin altından kaleşnikofun ucu görünüyor. Bu kadar aleni ve Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik güçleri bunu görmüyor, görmezden geliyor. Görmüyor olması mümkün değil, görmezden geliyor. Tehlike şurada. Bu bölge hassas bir bölge. Dua ediyorum böyle bir şey olmadın. Ama eğer orada bir silah patlarsa, eğer oradan buraya gelen canilerin bir tanesi Hatay’da, Gaziantep’te bir vatandaşı öldürürse bu bölgede Alevi-Sünni çatışmasına döner. Suriye’deki, Irak’taki mezhep çatışması bu taraf döner, kan gövdeyi götürür.

-Türkiye’nin sosyolojisi buna uygun mu?

Şu ana kadar uygun değildi. Ama buna uygun hale getirildi. İşte cumhuriyetin, Atatürk’ün değeri burada. Türkiye’de mesela mezhebe dayalı siyasi parti kurulamadı. Burayı o kadar kaşımalarına rağmen örneğin bir Alevi partisi kurulamadı.

-Selahattin Demirtaş’ı nasıl buldunuz, cumhurbaşkanlığı sürecinde nasıl değerlendiniz?

Türkiyelileşmeye çalışan bir partinin bu kadar oy alması da Türkiye’nin gelecekte demokrasisi açısından olumludur. Ben de olumlu buluyorum. Söylemlerini çok olumlu buldum. Özetle Türkiyelileşmek isteyen bir parti. Umut da verdi. Barış yönünde umut verdi. CHP’lilerden de oy aldı. Niyet okuma gibi bir kabiliyetim yok. Yani samimiyetini sorgulayamam. Söylediklerine bakarım. Benim açımdan olumlu olan bir şey laikliği savundu. Kadın haklarını, barışı, kardeşçe bir arada yaşamayı savunduğu gibi laikliği de savundu. Bunun karşılığında bu seçimin galibi olarak kendisi çıktı. Yani çatı aday kendisini destekleyen partilerden 8, 9 puan az oy alırken Selahattin Demirtaş oy patlaması yaptı.

-Kurultay ile ilgili bir öngörünüz var mı? Bazı kaynaklar Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan güçlenerek çıkacağını söylüyor ama sizin öngörünüz nedir?

Var tabii ki. Çünkü biz sadece Adana’yı değil Türkiye’nin çeşitli illerini geziyoruz. Ben Bartın’ın sorumlusuyum, Karadeniz’de dolaşıyoruz. Ya da zaman zaman kongre yönetmeye gidiyoruz. Bütün bunların hepsine baktığımız zaman son iki üç gün Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki gelişmeleri de gördüğümüz zaman Muharrem İnce’nin bu kurultaydan zorlanmadan çıkacağını, zorlanmadan genel başkan olacağını görüyorum.

-Bartın sorumlusu olarak Bartın’a gittiniz mi cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde.

Hayır gitmedim. Gitmeyeceğimi söylemiştim gitmedim. Ben kendim imza vermediğim, doğru bulmadığım bir aday için de vatandaştan oy isteme riyakarlığını, iki yüzlülüğünü gösteremezdim. Hiçbir insanı da arayıp oy verin demedim. Ama parti içerisinde çok sevdiğim, saydığım bazı insanlara söz verdim. Dediler ki duruşunu gösterdin, doğru bir duruştu, tavır koydun, ilkeli durdun. Ama bu noktadan sonra karşı kampanya yapma. O çok sevdiğim insanların hatırına karşı kampanya da yapmadım. Yapsaydım eğer çok farklı olurdu. Sadece bir kez basın bülteni yaptık. O da bizi yok sayan, güneydeki Arap Alevileri dışlayan, bizden değildir diyen Meltem TV’deki demeci üzerine. Nitekim Adana’ya geldiğinde “ben böyle bir şey söylemedim” demesi yalandır. Yalancıdan cumhurbaşkanı olmaz, olmamalı. Eğer gerçekten Arap Alevileri yok sayan, dışlayan bir söylemi yoksa Meltem TV’deki konuşmasını Youtube’a koyarken 3 dakikasını neden kestiler? Bunun açıklamasını yapsınlar.

-Eğer Arap Alevileri ile ilgili o demeci olmasaydı Ümit Özgümüş destek verecek miydi?

Asla desteklemezdim.

-Kurultaydan sonra eğer Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan seçilirse siyasete devam edecek misiniz bildiğiniz çizgide, yoksa bu iş burada olmuyor mu dersiniz?

Bir laf vardır, doğmamış çocuğa don biçilmez. Onun için şu kurultayımızı bir yapalım. Benim için siyaset bir amaç değil araçtır. Bu topluma hizmet etmek için bir araçtır. Birçok yerde hizmet etmeye çalıştım. Adana Güç Birliği Vakfı’nı kurduk orada hizmet etmeye çalıştım. ÜSAM’da hizmet etmeye çalıştım. AYAGEM’i kurdum orada hizmet etmeye çalıştım. Adana Sanayi Odası Başkanı olarak hizmet etmeye çalıştım. Şimdi milletvekili olarak hizmet etmeye çalışıyorum. Hizmet etmenin çeşitli yolları var. Onun için siyasete devam eder miyim, etmez miyim, onu o gün geldiğinde, önümüzde henüz milletvekili olarak 10 ayım var, Türkiye’deki gelişmelere bakar, yapabileceğimiz bir şey varsa devam ederiz. Yapabileceğimiz bir şey kalmamışsa yapmayız, başka bir alanda mücadele ederiz. Mesela gönlümden geçen, hayalini kurduğum kimsesiz çocukların koruma dernekleri var. O derneklerde çalışmak benim için milletvekilliğinden çok daha kutsal bir görev. O çocukları hayata hazırlamak, sosyal gelişimini sağlamak. Ama yalnızca uzaktan maddi destek sağlayarak ya da ilgilenerek değil. Yaşamın belli bölümünü onların içerisinde geçirerek. Özellikle belli bir yaşa geldikten sonra o çocuklar sokağa terk ediliyor. Terk edilmeden önce bir mesleki beceri sağlayarak. Ya da siyasete daha fazla asılırım. Şu anda daha etkili olacağım alanın siyaset olduğunu düşünüyorum. Siyasette daha yapabileceğim bir şeyler olduğunu düşünüyorum.  Geçtiğimiz 4 yıl içerisinde bilgimin birikimimin çok azını Cumhuriyet Halk Partisi’ne yansıtabildiğimiz düşünüyorum. Çünkü böyle bir talep yok. Ama yarın yeni bir yönetimde, yeni ekonomik model için, kalkınma modeli için,  ihracata dayalı, Türkiye’nin pastasını, ekmeğini büyütecek çalışma modelleri için ciddi biçimde daha fazla katkı koyabileceğimi düşünüyorum. Onun için siyasete devam.

-Muharrem İnce’ye destek verdikten sonra Adana milletvekillerinden arkadaşlarınızla görüşmeniz oldu mu?

Ben böyle bir şeye karar verirken kimseye danışarak karar vermedim. Danıştığım tek şey kendi bilgim, birikimim vidanımdır. Onun için bunu yaparken ne diğer milletvekilleriyle ne belediye başkanlarıyla görüşmedim. Ne de delegelerle görüştüm ne de partideki güç dengelerini bilen insanlarla. Bunlar beni ilgilendirmiyor. Nedir beni ilgilendiren? Bilgim, birikimim, kafa namusum ve vicdanım. Ona göre kararımı verdim, asla ve asla hiçbir koşulda bundan pişman olmam. Şu anda gördüğüm Muharrem İnce’nin genel kuruldan rahatlıkla genel başkan olarak çıkacağı. Ama hesap bunun üzerine kurulmaz. Kaybetsek de asla da kararımdan dolayı pişman olmam.  Çünkü ben doğru bildiğim şeyin peşindeyim.

-Basın toplantısı ile istifa çağrısı yapan eski milletvekilleri arasında Adana eski Milletvekili Tacidar Seyhan da var. Onunla bir temasınız oldu mu?

Hayır. Hiç kimseyle bu konuda temasım yok. Sadece Muharrem İnce ile temasım var. O da icazet alma ya da onay alma anlamında değil. Bilgi paylaşımı anlamında.

-Türkiye’de ilk destek bildiren milletvekili sizsiniz. Bu konuda Adana İl Başkanı ile de ters düştünüz. Genel başkana destek bildiren bir açıklama yapıp, sürece katkı koymayıp ardından eleştirmenin doğru olmadığı şeklinde bir açıklamada bulundu.

Şimdi bazı insanların bir şeyler okuyup, örneğin sebep-sonuç ilişkilerini öğrenmesi gerekir. Genel başkan da yaptı aynısını yardımcıları da. Efendim seçimin kaybedilmesine şezlongdan kalkmayan 12 milyon insanın neden olduğunu söylediler. Bu sebep-sonuç ilişkilerini bilmemek ve karıştırmaktır. Birincisi Türkiye henüz aynı anda 12 milyonun tatil yapabileceği ülke konumuna gelmedi. Sandığa gitmeyen insan sayısı 13 milyon. Haydi tatilde olup sandığa gitmeyen insanların sayısına 10 bin diyelim.  20 olsun, 30, 50 ya da 100 bin olsun. Bu mantıklı bir şey değil. İkincisi gelmeyenler varsa ki var. O gelmeyen insanları sebep saymak yerine onun bir sonuç olduğunu bilmek gerekiyor. Niye başka seçimlerde insanlar kalkıp, tatilini bırakıp otobüsle, uçakla arabayla gidip oyunu kullanıyor da bu seçimde kullanmadı.  Şimdi sen burada kalkıp seçmeni suçlarsan bir yere varamazsın.

      

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.