Çanlar Adana için çalıyor: Müstakbel vatandaşlarımız Suriyeliler

Armağan KABAKLI yazdı

21 Ağustos 2014 Perşembe 10:39

Suriye meselesine bakış açımı hem yazılarımda hem de Akdeniz TV’deki programlarımızda açıkça belirtmiştim. Dünyanın en laik ülkelerinden birisi olan Suriye’de, “Esad halkını bombalıyor” yalanı da rejimin kimyasal kullanıldığı iddiaları da olmak üzere tüm kurgular çürüdü.

Peki şimdi elimizde ne var? Türkiye’nin sınırlarında önlem almayarak bir ülkenin iç savaşına katkıda bulunduğu savını güçlendiren deliller ve dünyanın dört bir yanından devşirilen cihatçılara karşı savaşında, halkın büyük desteğini alan bir Suriye rejimi.

“Suriye’de Alevi diktatörlüğü var” yalanıyla pazarlanan emperyalist, kanlı mezhep savaşına karşı, Esad’ı seçmenin büyük bölümü destekledi. Mezhep ayrımcılığına değil ulusal bilinç tarafında safını belirledi. Şimdi ne ÖSO’yu konuşuyoruz ne de El Nusra’yı. Irak’ta  konsolosumuzu ve vatandaşlarımızı rehin alan IŞİD’e “terörist” diyemeyen dış politikanın sosyal yaşamımıza eklemlediği mülteci sorunu ise kucağımızda.

Açıkça söylemek gerek ki, öngörürüz ve cumhuriyet tarihinin barışçıl politikalarını inkar eden dış politika sonucu Türkiye’ye sığınan Suriyeliler misafirimiz değil, müstakbel vatandaşlarımızdır. AKP iktidarından arada sırada “ömür boyu kalmayacaklar” gibi altı boş, ciddiyetsiz açıklamalar gelse de biliyoruz ki savaşı destekleyenlerin mülteci politikası yok.

Antep karıştı, Hatay gergin, dün İskenderun’da taciz iddiasıyla gerginlik çıktı. Adana’da önce Yenibey Mahallesi’nde ardından Mirza Çelebi Mahallesi’nde gerginlik yaşandı. Kocavezir’de de entegrasyonsuzluğun tedirginliği var. Kendi aralarında konuşan, Arapça tabelaları olan işyerlerinden alış-veriş yağan küçük komünler oluşmuş mahallelerde.

Adana’da güneyden kuzeye hemen hemen her kavşakta dilenen, su satan Suriyeli küçük çocuklar, cam silen genç kızlar ve kadınlar görüyoruz. Fuhuşa sürüklenen Suriyeli kadınlar iddiaları da işin cabası.

Yaşanan gerginliklere “bizim milletimize yakışmıyor” perspektifinde yaklaşan AKP iktidarı ise mültecilerin yerleştiği ve denetimsiz, kaotik bir sosyolojinin ortaya çıktığı kentlere kısa, orta ve uzun vadede hiçbir planının olmadığını itiraf eder nitelikte. 

Özellikle  Adana’da durumun vehameti tartışılamayacak ölçüde. Yoksul mahallelerde küçük ticari çarkları döndüren esnaf şikâyetçi. Siftah yapamazken, ucuz işçilik ve imtiyazlı uygulamalar karşısında öfkeleniyor. İşsizler, mültecilerin ucuz iş gücüne karşı geleceğinden kaygılı.

Adli olaylarla bu travma güruh psikolojisiyle linç psikolojisine dönüşüyor. Hiçbir sosyal ve kültürel entegrasyon olmadan, psikolojik destek olmadan halihazırda yoksulluğun ve işsizliğin pençesindeki varoş mahallelere, sosyolojik deney yapılacakmış gibi denetimsiz şekilde bırakın Suriyeliler ile bölge halkları karşı karşıya getiriliyor.

Adana Medya önceki gün bu konuya geniş yer ayırdı. ADYAR’ın raporuyla birlikte bir çalıştay çağrısında bulundu. Kentli aydınlar bu konuda hemfikir. Ancak ne hikmetse, sorumlu kamu kuruluşları gözünün önündeki sosyal patlamaya kör, sağır ve dilsiz.

Kent Konseyi Genel Sekreteri Ekrem Aslan ile görüştüm.  Bu konuda gerekli girişimlerde bulunarak çalıştaya destek vermek istediklerini ve bu konuyu önemsediklerini söyledi. Çalıştayın sonuç bildirgesi hem Adana hem de Türkiye için bir çözüm yolu olabilir. Kent Konseyi’nin sürecin içerisinde yer alması da önemlidir. Tabii ki Çukurova Üniversitesi’nin de süreçte aktif rol almalı ve Adana için bir acil eylem planı hazırlanmalı.

Bu konuda valilik, emniyet ve Adana Büyükşehir Belediyesi de ortak bir hassasiyetle sorumluluk almalı. Adana, Urfa, Hatay ve Antep hattında çanlar çalıyor. İktidarın hiçbir hazırlığı yok. Tehlikeli tırmanışları spesifik olarak tartışmak yerine geniş perspektiften yaklaşmak ve tedbir almak şart.

Acil eylem planı olmadan geçirilen her gün Adana’nın aleyhine geçmiş demektir. Maalesef iktidarın her konuda yalnız bıraktığı Adana bu konuda da göbeğini kesmek zorunda.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.