Bir kuraklık tehlikesi aldı başını gidiyor. Ülkenin bir çok yerinde barajlar suyunu çekmeye başladı. Gazetelerin birinci sayfalarında alarm çalıyor. Herkes susuzluğu konuşuyor ama. İnsanların yüreğine serpecek su kalmadı. Asıl ondan korkalım. Bu kış kar yağmaz diye endişe etmeye de gerek yok. Bir gecede karlar yağabilir, simsiyah saçlara. Hatta yağmurun saçlarına bile. Güçlünün ve haksızlığın suyuna gitmeyene ekmek yok bu ülkede. Gidenlere yuh olsun! Kendi sığ sularında çırpınanlar bilmelidir ki, sular korkuları yıkamaz. Sular her kiri de yıkayamaz üstelik. Sabunu bedava olsa da. Tohumu ekmek için önce suyu bilmek gerekir. Bütün güzelliklerin suyunu çektiği bir ülkede, o yüzden bu ruh kuraklığı. Komşusunun açlık kokusunu duymayan, susuzluktan da korkmasın. Onlara ekmek elden su gölden. Yanında da yalancı cennetin anahtarı! Su uyur düşman uyumaz derler ya. Suyun akışına bırakmayalım kendimizi. Suya da güven olmaz. Hele böyle bir ülkede. Namuslu insanların içi kan ağlıyor. Namussuzlar namuslu insanların gözyaşlarıyla ıslattıkları saçlarını tarıyor. Zaman su gibi akıp gidiyor. Son ağaç kesildiğinde, son damla kuruduğunda insanlar, kesilen ağaçların yerine dikilen gökdelenlere ve alışveriş merkezlerine koşsunlar. Bir damla suyu 100 dolara alabilirler. Herkesin ödeyeceği bir bedel var. Susuzluğun gönlünü o bedeli ödemeden alamazlar.