Willam Sheakspare’in Hamlet adlı oyununun 3. perde, 1. sahne, 63. satırda geçen ünlü tradı. Herkesin kendince farklı anlamlar yüklediği ‘olmak‘ acaba sizin için neyi ifade ediyor? İyi bir kariyer, iyi bir eş, sınırsız maddi imkanlar günümüzde büyük bir çoğunluğun ‘olmakla‘ eşdeğer gördüğü erişimler olarak düşünülebilir. Farkındalık; ‘olmanın’ anlamını kavramak ve konum belirlemek için ilk adım kabul edilirse; Mevlana’nın ‘Hamdım, piştim, yandım‘ sözleri tasavvufi olduğu kadar aynı zamanda evrensel insani erdemlere ulaşmanın da bir öyküsü olarak algılanabilir. Belki de her şey ne olduğumuzdan ziyade ne olmadığımızın farkına varmakla başlıyor. İnsanların sahip oldukları evlerinin metrekare büyüklükleri ya da arabalarının markası veya taşıdıkları ziynet eşyalarının gramıyla değerlendirildiği bir ‘olmak‘ kavramıyla iç içeyiz. Garip bir çelişkidir ki olmanın verebileceği sonsuz hazlardan uzak ve bihaber geçiyor günlerimiz. Olmaktan kasıt insani erdemlere, düşünce ve davranış tarzlarına ulaşabilmek demek. Sonrasında iyi bir anne, baba, eş, doktor, siyasetçi, sporcu aklınıza ne gelirse ekleyebilirsiniz. Hayatta maddi kazançlar olmalı, hayat zaten bir yarış ama bu yarışında olması gereken kuralları olmalı. Bu kuralın adı: OLMAK. Yunus Emre’ nin ilk an da sırtına yüklediği alıç heybesinden duyduğu mutluluk ile OLMADAN kazanılan maddi kazançların kıymeti aynı olmalı.
Kaç çocuğun başını okşadın? Kaç kez simitini paylaştın parktaki kuşlarla? Kaç kez yüreğin sızladı Afrikalı bir aç’a? Hiç daldan düşen bir kuş yavrusu bıraktın mı yuvasına? Uzak bir köy yolunda kilometrelerce okuluna yürüyen bir çocuğun sızısını hissettin mi bacaklarında? Hayal ettin mi bir akşam maden ocağında yemek yemeyi? Ömrü bir gün olan kelebeğe kaç gün üzüldün? Ana- baba yolu bekleyen bir yetimin zamanını nasıl yitirdiğini düşündün mü?
Vaktiyle bir film izlemiştim. İki sevgili. Kız çok hasta. Hasta yatağından bahçe de görebileceği bir ağaç var. Mevsim sonbahar olduğu için sararan yapraklar bir bir dökülüyor. Hasta kız kendini şartlandırmış son yaprağın düşmesiyle kendisinin de öleceğine inanıyor. Fakat aradan zaman geçmesine rağmen ağaçta kalan son yaprak bir türlü düşmüyor ve kız bunun kendisi için mucize olduğuna inanıp hastalığını yeniyor. Ancak biz izleyiciler son yaprağın sevgilisi tarafından ağaca iple bağlandığını ve bu yüzden düşmediğini filmin sonunda sonradan öğreniyoruz.
Şimdi hangimiz hele de hiç tanımadığımız bir insanı hayata bağlamak için onun yaprağını ağaçta tutmaya çalışıyoruz. Veya bir diğer ağaçta bizimde bir yaprağımız olduğunu unutup bir gün bizimde bir ipe ihtiyacımız olabileceğini düşünüyoruz.
EVET BAŞKASI İÇİN KAÇ YAPRAK BAĞLADINIZ AĞACA ?
Dünya büyük bir ağaç. Bizler aynı ağacın yaprakları. Aynı dalda bazen birbirinden habersiz belki de duyarsız. Yeşilimiz, sarımız, düşenimiz. Bir ipe muhtacımız.
Sözüm daha önce bağlamış veya eline ip almış OLANLARA, diğerleri varın siz kendi yolunuza…