Her şey merakla başladı. Eğer Robert Edwin Peary merakına yenilip gemisiyle dünya turuna çıkmasaydı, belki de Kuzey Kutbu’nu 1900’lerin başında değil de, 20-30 yıl önce keşfetmiş olacaktık. O nedenle merak etmek bazen iyidir diye bilirim. Bende hep morgda çalışan insanları merak ederim. Ölülerle konuşuyorlar mı?
Eski postacıları merak ederim. Kendilerine sakladıkları mektuplar kalmış mıdır? Adresini bulamadıkları.
Gözleri görmeyen insanları merak ederim. Bizim göremediğimiz neleri görüyorlar?
Delileri merak ederim. Onlardaki dahiliğin sınırlarını. Onları deli eden dünya gerçeklerini.
Ters çevrilmiş kaplumbağaları merak ederim.Yan gelip yatarken bile, başkasının eline ihtiyaç duymanın, onda yaratacağı gurur sarsıntısını.
Magazinle beslenen ucuz kadınları merak ederim.
Bir aylık içe kapanmayla, isimlerin tahvil değerinin düşmesinden korkuyorlar mı?
Kanser hastalarını merak ederim.
O hastalığı yenme duygusuyla, ya yenilirsem korkusu arasındaki gezintilerini.
Kasapları merak ederim.
Bıçağı bir canlı varlığa değdirmenin, insanın ruhunda nasıl yara açtığını.
Yetimin öksüzün kanını emerek zengin olanların iftar sofralarını merak ederim.
Sofraya boş tabak koyuyorlar mı? Hakkını yedikleri insanlara mahsuben!
Alkolikleri merak ederim.
Bira içen milletvekillerinin topluma gösteremediği saygıyı, mahallelerindeki insanlara nasıl gösteriyorlar?
Ölümü merak ederim.
Gerçekten hayatımız bir film şeridi gibi önümüzden geçip gidiyor mu? Acaba bizim istediğimiz sahneler mi başrolde? Zamanın istediği kareler mi?
En çok da işkence yapanları merak ederim. İnsanlık kitaplarında isimlerini arayacak yüzleri var mı diye!