Adil Gür: Vatandaş cebine bakarak karar veriyor

Adil Gür: Vatandaş cebine bakarak karar veriyor

01 Ekim 2014 Çarşamba 09:28

 

Araştırma şirketleri özellikle seçim dönemlerinde daha çok önemsenir. Seçim dönemlerinde araştırma şirketleri adeta el üstünde tutulur. Gazetelerde araştırma şirketlerinin temsilcilerinin görüşlerine yer verilir, televizyonlarda onlarla programlar yapılır.

Biz de araştırma şirketlerinin çalışma yöntemleri ve kamuoyudaki etkileri üzerine Türkiye’nin en önemli araştırma şirketlerinden biri olan A&G araştırma şirketinin sahibi Adil Gür ile sohbet gerçekleştirdik. Adil Gür, Adana Medya okurlarına hem araştırma şirketinin ne yaptığı ile ilgili önemli açıklamalar yaptı hem de Türkiye’nin geleceğine yönelik öngörülerini paşlaştı.

KAMUOYU ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİ HANGİ YÖNTEMLERİ KULLANIR?

Adil Gür: Dünyada araştırma şirketleri belli. Türkiye’de de Amerika’da da, Hindistan’da da aynı sistemdir. İstatistik bir bilim dalıdır. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok, bunun kuralları önceden belirlenmiş. Pek çok araştırma yöntemi var. En etkili, en doğru, ülkemiz için en geçerli olan yöntem, yüz yüze görüşme yöntemidir. Yani insanların adresinde, kapısında birebir yapılan görüşme. Ama bunun haricinde devir teknoloji devri, internet çağı. İnternet üzerinden çalışmalar yapmak mümkün, telefonla araştırmalar yapmak mümkün, günümüzde artık SMS  ile araştırma yapmak mümkün. Geçmişte mektupla da çalışmalar yapılıyordu, bunlar sayısal yapılan çalışmalar. Bir de sayısal olmayan, daha derinlemesine olan çalışmalar var. Tabi bunlarda araştırma yöntemleri fokus gruplar dediğimiz yöntem var. Burada da örneğin 10 ya da 12 kişiyi bir yuvarlak masa etrafında topluyorsunuz. Sohbet sohbeti açıyor, burada insanlardan sohbet içerisinde bir takım almak istediğiniz mesajları alıyorsunuz. Fakat bu sayısal bir çalışma değil, daha derinlemesine bir çalışma. Burada araştırmak istediğiniz konunun daha derinlemesine inceleme şansına sahipsiniz. Çünkü araştırmalarda siz neyi sorarsanız, onu alıyorsunuz. Halbuki bu derinlemesine çalışmalarda, sormayı unuttuğunuz şeyler dahi kendiliğinden ortaya çıkabiliyor. Çünkü mükemmel bir form yok. Her defasında daha iyisini yapmaya çalışıyorsunuz ve bir  önceki yaptığınız formu beğenmeye biliyorsunuz. Konuyu toparlayacak olursak, araştırma yöntemi ikiye ayrılır. Sayısal ve derinlemesine çalışma. Özellikle sayısal araştırmalarda pek çok yöntem var ama Türkiye gibi eğitimi, geliri, okur yazarlık oranı, sosyo-ekonomik durumu dikkate alındığında en doğru yöntem, kapısına giderek adrese dayalı, yüz yüze görüşme yöntemi. Çünkü internet üzerinden çalışma yaparsanız, Türkiye’de internet kullanıcısı daha genç, daha eğitimli. Siz okuma yazma bilmeyen ve ilkokul mezunu 60 yaşında bir bireyin fikrini alamazsınız.

ÇOK SAYIDA BU ARAŞTIRMALARI YAPAN ŞİRKETLER VAR SİZDE BUNLARDAN BİRİSİNİZ. VATANDAŞ GÜVENLİ ŞİRKETİ NASIL BELİRLEYECEK?

Adil Gür: Biz işimizi yapmaya çalışan, fakat gürültüsü çok olan bir şirketiz. Ancak bu işi Türkiye’de sanayi haline getirmiş, çok sayıda insanın çalıştığı, milyonlarca liralık bütçelerle araştırmalar yapan firmalar elbette var. Şimdi istatistikle ilgili halk arasında şöyle bir söz vardır; “İstatistik çok kolay yalan söyleme yöntemidir.” Türkiye’de genel olarak zaten adalet ve güven algısında bir sorun var. Yani sorduğumuzda yargıya güveniyor musunuz, polise güveniyor musunuz, sağlığa güveniyor musunuz, eğitime güveniyor musunuz, neyi sorarsanız sorun güven ne kadarsa, medyaya güven de o kadar, araştırmacılara güven de o kadar. Yani bir ülkenin içerisinde kurumlardan bir tanesi tek başına güvenilirliğini yitirmiyor, biz güven duygumuzu yitirdiğimizde aslında tüm sektörler, tüm kurumlar aynı oranda güven erezyonuna uğruyor. Araştırmacıları denetlemek için sorduğunuzda şöyle de bir yöntem var. Bugün bir araştırma yapsanız makarna tüketenlerin şu kadarı kadın, şu kadarı erkek, yaşı budur deseniz. Bunun doğrusunu test etme şansınız yok. Araştırma şirketlerini doğru değerlendirebilmek için, seçim dönemlerinde ne yaptıklarıyla, seçim sonuçlarını karşılaştırmak lazım. Yani bir öğrencinin sınavı gibi, siz karnenizi seçim akşamı alırsınız. “İstatistik bir bilim dalıdır”  zaman zaman hatalar yapılır, zaman zaman yanlışlar yapılır, bu hatalar illa bilerek yapılmaz. Bu yanlış anketöre dayalı olabilir, ülkenin içinde bulunduğu konjektöre dayalı olabilir, örneklemden kaynaklanan hata olabilir. İnsanın olduğu her yerde, hata olabilir. Onun için bence bir araştırma şirketini de sorgularken sadece bir iki çalışmaya bakarak değil, kurulduğu günden bu yana yapmış olduğu çalışmalara bakarak değerlendirmek mümkün. Hatta halk arasında bir söz vardır “duran saat bile doğru zamanı günde bir kez gösterir”.

KAMUOYU ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİNİN YAYINLADIĞI SONUÇLAR SEÇMENİ NE KADAR ETKİLER?

Adil Gür: Bu konu Türkiye’de çok tartışılıyor. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Ana muhalefet partisi CHP, MHP bunu çok sık dile getirdi. Dedi ki, Türkiye’deki tüm araştırma şirketleri manüplasyon yaptı. Halbuki dünyanın her tarafında yapılan bu konuda bilimsel çalışmalar, gerek AB ülkelerinde, gerek Amerika’da  kamuoyu araştırmalarının seçmen üstünde etkisi var olduğunu söyler. Doğru fakat sonuç olarak etki sıfır. Olumlu veya olumsuz etkilenenler var. Ama son Cumhurbaşkanlığı seçiminden yola çıkacak olursak, bu seçimde yapılan seçim sonuçları şunu gösteriyor ki, geçmiş Başbakan bugünkü Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan kazanıyor. Yüzde 55 ile 60 arasında bir oyla kazanıyor algısı Erdoğan’a zarar vermiştir,  muhalefete değil. Buna örnek verecek olursam, Trakya’dan Hatay’a kadar tüm illerdeki seçim sonuçlarına bakalım. Adana’yı istisna tutalım. Çünkü seçim sıcak bir ayda olunca, Adana’nın mevsimsel durumu söz konusu. Yani insanların yaylalara ve daha farklı yerlere gittiği bir dönem. Her yerde Ege’de, Trakya’da özellikle CHP’nin çok  yüksek oy aldığı yerlerde katılım yüzde 80’lerin üzerinde. Halbuki Diyarbakır’da katılım yüzde 70, Trabzon’da katılım yüzde 70, Ordu’da katılım yüzde 69, Doğuda pek çok ilde katılım yüzde 70’in altında. Bunu şunun için söylüyorum, bölgesel bazda baktığınızda seçime katılımın en yüksek olduğu yer Ege Bölgesi, ikinci sırada Akdeniz Bölgesi. Halbuki muhalefet partilerinin en çok oy aldığı yer buralar. Karadeniz, doğu ve güneydoğu ise seçimde en az katılımın olduğu yerler. Hem HDP’nin, hem de AKP’nin seçmeninin yoğun olduğu yerlerde katılım düşük oldu. Bunu şunun için söylüyorum, yani kamuoyu araştırmaları seçmen üzerinde etkili olmuyor. Muhalefet partilerinin veya seçimi kaybedenin kim olursa olsun, söylendiği gibi kendileri aleyhine sonucu etkilenmiyor. Sonuçlar ortada. Seçimi kazanamayan her defasında birisinde suç buluyor. Ya seçmene vatandaşa kızıyor, ya araştırmacıya kızıyor, ya medyaya kızıyor. Bu kendini savunmadan öte bir şey değil. Seçim sonuçlarında seçimi kazandıran nedenler başka. Yani genel olarak medyaya güvenin yüzde 20’lerin altında olduğu, araştırmacılara güvenin belki bunun daha altında olduğu bir Türkiye’de seçmen bundan neden etkilensin. Hele birde ülkemizde son yıllarda ki kutuplaşmayı dikkate alacak olursak “ya bizdensin, ya onlardan”. Denen bir ülkede seçmen davranışında değişiklik beklemek çok çocukça olur.

DOĞRU SONUCA ULAŞMAK İÇİN KAÇ KİŞİYLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞMEK LAZIM?

Adil Gür: Bu elinizdeki verilerin doğruluğundan yola çıkarak yaptığınız örneklerle şekilleniyor. Aslında batıda, gelişmiş ülkelerde, 1000 kişilik bir örneklemle doğru sonucu bulabiliyorsunuz. 200 milyondan daha fazla seçmenin yaşadığı Amerika Birleşik Devletlerinde, 1000 kişiyle doğru sonucu bulabiliyorsunuz. Türkiye genelinde yaklaşık 2 bin 400 hanede yapılan doğru bir çalışmada hata payı yüzde 1,5 civarında. Ama siz 1200 kişiyle yaparsanız hata payı yüzde 2 ya da 2,5,’larda olur. İstatistik dediğimiz şöyle bir şey değil. 2 bin 400 kişi ile yapıyorsan bu yüzde 1,5. 24 bin kişiyle yaparsan yüzde yarım olur, bu doğru değil. İstatistikte böyle bir şey yok. Çünkü örnekler büyüdükçe hata payı daha fazla olur. Şöyle ki, bir sandığın içinde 20 tane düzgün elmamı seçmek kolay olur? Bir sandıkta 150 tane düzgün elmayı seçmek mi daha kolay olur? Türkiye’de seçim sonuçlarıyla arasında çok ciddi farklar olmayan, çok az farklarla seçim sonuçlarıyla benzeşen araştırmalarda kullanılan örnekleme, 2-3 bin rakamlardır. Öyle bir şehirde ya da Türkiye’de, 10 bin 20 bin anket yaptım bu araştırma daha büyük bir araştırma, daha doğrudur tezi istatistikte doğru değildir.

2015 SEÇİMİNE YÖNELİK ÖNGÖRÜLERİNİZ NELER?

Adil Gür: Türkiye gibi her gün farklı bir gündemle uyandığımız, siyasi gündemi hızlı olan bir ülkede değil 8-9 ay sonrası için, 18 gün sonrası için bile öngörüde bulunmak zor. Ama ne olursa değişir diye söylersem, sadece Türkiye’de değil, dünyanın her tarafında seçmen davranışını belirleyen temel etken ekonomidir. Vatandaşın gündelik hayatından duyduğu memnuniyet çok önemli, vatandaş cebine bakıyor. İnsanların yüzde 80’i borçlu. Ev borcu, kredi kartı borcu, araba borcu var. Hal böyle olunca ekonomi her şeyden daha fazla bir öncelik. Yaptığımız  araştırmalarda şunu görüyoruz. Türkiye’deki seçmenin yaklaşık yüzde 60’ı cebine bakarak karar veriyor. Ülkemizde etnik, mezhepsel, ideolojik nedenlerle oy veren seçmenin toplamı azami yüzde 40, daha fazla  değil. Onun içindir ki zaten bir önceki seçimde bir bakıyorsunuz ülkenin birinci partisi olan bir parti, bir sonraki seçimde yüzde 1 oy alabiliyor, bu dünyanın hiçbir yerinde görülmez. Elbette ki bu gün CHP, MHP, HDP’ye oy veren seçmenler içerisinde, ideolojik seçmenlerin ağırlığı daha fazla. AKP ye oy veren seçmenlerin ise, kendi içinde daha küçük bir bölümü ideolojik seçmen. Türkiye’de Recep Tayip Erdoğan dindar ve muhafazakar olduğu için kazanmıyor, Kemal Kılıçtaroğlu sosyal demokrat veya Alevi bir genel başkan olduğu için kaybetmiyor. Bunun nedenlerini araştırmalarını söylüyorum. İktidarı belirleyen, aslında seçimin kaderini belirleyen, o yüzde 50-60’ lık gurup. Onlarda cebine bakarak karar verenler. Buradan yola çıkarak önümüzdeki 8- 9 ay içerisinde ekonomide ciddi kırılmalar olmazsa, ve birde sadece ekonomi değil etrafımız ateş çemberi gibi. Suriye’de, Irak’ta çok ciddi gelişmeler oluyor. Allah korusun Türkiye kendini bir kara harekatının içinde bulur, taraf alır mı, bunların sonucuna bakmak lazım. bugünden seçim tahmini yapmak çok zor. Fakat her şey bu günkü gibi olur ise, Türkiye’de çok ciddi bir şey olmazsa, dış politikada Türkiye kendisini Allah korusun bir çatışmanın içinde bulmazsa, siyasi görünümde çok ciddi değişimler olmaz.Türkiye’de her zaman, kaybeden ne yazık ki seçmene kızıyor. Halbuki araştırılırsa, seçmen kendine göre her defasında doğru karar veriyor.

TÜRKİYE GENELİNE BAKTIĞINIZDA ADANA SEÇMENİNİ NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Adil Gür: Adana çok enteresan bir yer, bir Türkiye mozaiği. Adananın birebir seçim sonuçları, Türkiye’deki seçim sonuçlarıyla oransal olarak örtüşmüyor. Adana’da her türlü siyasi rengi, etnik, mezhepsel unsuru bir arada görmek mümkün. Yani İstanbul da kısmen benzerlik var. Güneyde bazı illerde var. Bir bölgeye bakıyorsunuz Türkiye’nin her yerinden göç alıyor, ama belli bölgelerden göç almıyor sadece. Bu manada Adana seçmeni geniş ve renkli bir mozaik. Fakat Adana ile ilgili üzülerek şunu söylemek isterim. Adana, bundan 20 -25 yıl önce Türkiye’nin 4.cü büyük şehriydi, 4.cü büyük ekonomisiydi. Bu gün Adana, Türkiye’nin 22. sıralarında yer aldığı söyleniyor. Bu gerçekten çok üzücü, Adanalılar bunu hak etmiyor. Bunu tek başına iktidarlarla sorumlu tutmakta doğru değil. Başarısız yerel yöneticileri, ufkun çok geniş olmayan Adanalı siyasetçileri, topyekün kimler varsa hepsini sorumlu tutmak lazım.

ADİL GÜR BİR SİYASİ PARTİ İÇİNDE AKTİF OLMAYI HİÇ DÜŞÜNDÜ MÜ? YA DA BUNDAN SONRA DÜŞÜNÜR MÜ?

Adil Gür: Bu güne kadar çeşitli siyasi partilerden teklifler geldi siyaset yapmam için. Biz öyle bir iş yapıyoruz ki, işimiz tarafsız olmayı gerektiren bir iş. Bir siyasi parti ile anıldığınız andan itibaren, zaten doğruyu söyleseniz bile güvenilirliğiniz son bulmuştur. Fakat şöyle enteresan bir şey var Türkiye’de. Dönemsel olarak yaptığınız araştırmalarda kime iyi derseniz, ona yakın sayılıyorsunuz. Örneğin 2009 seçimlerinde Türkiye’de herkes AKP yüzde 50 alacak derken, yüzde 40’ın altına düşecek diyen tek kişiyim. AKP yüzde 40’ın altına düştü ama o zaman da şöyle bir algı oluştu. “Bu adam AKP karşıtı, bu adam ana muhalefet partisinin sempatizanı CHP’li” dendi. Yani tarafsız olduğumu söyleyenler kadar aksini söyleyenler de oldu. Gezi olaylarından itibaren, 17 -25 Aralıktan itibaren yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de AKP kazanacak, Erdoğan kazanacak dediğimizde de, bu defa “ hain bu adam AKP’li, şu kadar ihale almış, şu kadar para almış” deniyor. Halbuki bir araştırmacının güvenilirliği varlığı mümkün olduğunca tarafsızlığı başarabildiği ölçüde var. Çok basit bir şey eklemek istiyorum. Son yerel seçimlerde, seçime 20 gün kala Adana’da Apdullah Torun ile çalıştım, Ankara’ da CHP Adayı Mansur Yavaş’la çalıştım, Manisa’da MHP Adayı Cengiz Ergün ile çalıştım. Yani çok net. Bir siyasi parti ile değil, hepsiyle de çalıştım. Bakın anket yapmadım, seçim kampanyasının önemli bir bölümünü yürüttüm. Hiçbir siyasi partiye yakın değilim. Yarın seçim olsa hangi partiye oy vereceksiniz deseniz, şu parti diyebileceğim bir parti yok. Yalnızca görünürde tarafsız değil, doğru gördüğümü över, yanlış gördüğümü de eleştiririm. Aslında biz yalnızca fotoğraf çekiyoruz zaman zaman. “kardeşim senin kafan kel, burnunun üzerinde bir ben var” dediğimizde bize kızıyorlar. Halbuki bunun sorumlusu biz değiliz. Bundan sonrada mevcut siyasi partiler kanunuyla, mevcut siyasi anlayışıyla hiçbir yerde siyaset yapmak istemem. Neden istemem; gece saat 2’de TBMM’de parmak kaldıran bir adam olmayı tercih etmem. Zaten bunu yapan 550 kişi var. Fakat Türkiye’ de tamamı ile demokratik siyasi partiler kanunu olmuş olsaydı, siyaset içerisinde bir şeyler üretebileceğine, bu ülkeye bir şeyler katabileceğine  inancım olsaydı, belki olurdu. Allah sağlık verdiği müddetçe kendi işimi yapmak isterim.

ADANA’YA BUNDAN SONRADA GELMEYE DEVAM EDECEK MİSİNİZ? BU ZİYARETLERİNİZİN ÖZEL BİR SEBEBİ VAR MI?

Adil Gür: Sadece Adana da değil. 2012 yılında önce Dünya Bankası, sonra Avrupa Birliği fonlarıyla “Vatandaş Karnesi” diye bir çalışma yürüttüm. Bu çalışmalar özellikle Avrupa birliği finansmanı ile yapılan yürütme, büyük bir çalışmaydı. 26 ilde yürütülecekti fakat, bütçe 6 ilde yürütmeye yetti. Bu illerden biri de Adana idi. Adana, Antalya, Trabzon, Mardin, Malatya ve Kocaeli illerinde yürüttüm  bu çalışmaları. Bir ilde, bir ilçede vatandaş memnuniyetini artırıcı, hepsinden daha önemlisi, hizmet isteyenlerle hizmet verenleri buluşturan özel bir projeydi bu. Kültür bakanlığından telif aldım ve bunu pek çok belediyeyle beraber yürütmeye başladım, bunlardan biride Adana Büyük Şehir Belediyesiydi. Buraya seçimden önce çok sık gelip gittim. Şimdi aynı projeyi sadece Adana da değil, Adana’nın çevre illerinde, Ege’de, Marmara’da, yine bakın altını çizerek söylüyorum “tek bir siyasi partiye değil” bütün belediyelerin olduğu bölgelerde bu hizmeti veriyorum.  Adana’yı seviyorum inşallah gelmelerim devam edecek.

ÖZGEÇMİŞİ

 1965 yılında Malatya’da doğdum, Darendeliyim. İlk, orta ve lise tahsilimi Malatya’da yaptım. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdim. Zaten bu sektöre öğrencilik yıllarımda başladım. Hayatımda ilk işimdi ve hala son işim olarak devam etmekte. Evliyim 2 çocuğum var.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.