Gündelik yaşam içerisinde Allah’ın kurduğu düzene en sık yöneltilen eleştiri bu fani dünyanın adil olmadığıdır. Afrika’daki aç çocukları, genç yaşta ciddi bir hastalığa yakalanan ‘iyi’ bir insanı, trafik kazasında hayatını kaybeden minik bir bebeği, daha el kadarken yetim ya da öksüz kalan çocukları duyan, gören ya da bunlara şahit olan pek çok kişinin ilk tepkisi, hatta maalesef bazen hepten kalıcı olan tepkisi, ‘nerede Âlemlerin Rabbi’nin adaleti’ demek oluveriyor… Böyle bir tepkiye, Allah’ın verdiklerine isyana yönelmeden önce hatırlanması ve üzerine derin derin düşünülmesi gereken iki nokta olduğunu düşünmek gerekmez mi?
Bunlardan ilki bizim “adaletsizlik” olarak yorumladığımız bir takım olayların aslında o kişiler için daha hayırlı olabileceği gerçeğidir. Kesin olan bir şey vardır ki yüce Rabbimiz yarattığı kullarını da onlar için nelerin daha iyi olabileceğini de bizden iyi bilir. Dahası O geleceği de bilmektedir. Tam bu noktada Kuran’da geçen şu ifadeyi hatırlamakta yarar vardır: “… Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Bakara Suresi 232. Ayet). İşte bu ifade daima akılda tutularak benimsenmelidir ki, bizim kötü, acımasız, adaletsiz diye nitelendirdiğimiz bir takım olayların aslında bu olayların kahramanları için hayırlı olabileceği gerçeğini aklımızdan çıkarmayalım. Tabi çeşitli olayların altında yatan ve sonradan su yüzüne çıkacak olan hayır da iki farklı şekilde yorumlanabilir; dünyevi ya da uhrevi (ahirette ait) hayır. Yani yaşanılan şeye, dikkatimizi tamamamen bu dünyada olup bitenler üzerinde toplayarak bakarsak gerçekten de üzücü bir şeyin yaşanmış olduğu kanaatine varabiliriz ancak Allah yaşanılan bu olay sonucu olay kahramanı kullarını esas yurt dediği ahret yurdunda hayırlar ile karşılayacak olabilir. Bunu da yalnızca Rabbimiz bilir bize itikat edip Allah’ın adaletine tam teslim olmak kalır…
Hz. Musa (a.s) Tur dağına çıkıp Rabbine münacatta bulunurdu. Bir münacatında:
- Ey Rabbim! Bana, kullarına uyguladığın adaletini göster, diye dua etti. Allahu Teâlâ:
- Ey Musa! Sen atılgan, cesur ve aceleci birisin; sabretmeye gücün yetmez“ dedi. Musa (a.s):
- Senin özel yardımınla sabredebilirim, dedi. Allah (c.c):
- O zaman filan yerdeki çeşmenin yanına git, çeşmenin hizasında, orayı görebilecek bir yere gizlen; kudretime ve gaybî ilmimde sırlarıma bak! buyurdu.
Musa (a.s) çeşmenin yakınlarındaki bir tepeciğe çıktı ve kendini gizleyerek çeşmede olacakları gözetlemeye başladı.
Biraz sonra çeşmeye bir atlı geldi. Adam atından indi, abdest aldı, suyunu içti. Kuşağına bağlı ve içinde bin dinar bulunan kesesini çözerek yan tarafına koydu. Namaz kıldı. Sonra, acele ile atına bindi; altın kesesini orada unutarak çekip gitti.
Atlıdan sonra çeşmeye küçük bir çocuk geldi; çeşmeden su içti, o esnada altın kesesini gördü, onu alarak gitti.
Çocuktan sonra çeşmeye ihtiyar ve kör olan bir adam geldi; su içti, abdest aldı ve namaz kıldı. O sırada atlı, altın kesesini düşürdüğünü anlayınca geri döndü. Çeşmenin yanında ihtiyar kör adamı görünce hemen yakasına yapışıp ona:
“Ben burada az önce bir para kesesi düşürdüm; kesemi bana ver! Çünkü buraya senden önce başka birisi gelmedi!” dedi. İhtiyar kör:
”Baksana ben yaşlı ve kör birisiyim! Nasıl olur da senin keseni görebilirim?” dedi. Atlı, yaşlı adamın sözüne inanmadı, kızdı; kılıcını çektiği gibi adamı orada öldürdü. Yaşlı adamın üzerinde kesesini aradı ama bulamadı. Atına binip tekrar yoluna koyuldu. Musa (a.s) o an daha fazla dayanamayarak:
“Ey Rabbim! Sabrım tükendi. Ben biliyorum ki sen en adilsin. Acaba bu gördüğüm şeylerin aslı nedir?” dedi. O esnada Cebrail (a.s) geldi ve şöyle dedi:
“Ey Musa! Allah (c.c) şöyle buyuruyor: ‘Ben senin bilmediklerini ve bütün gizlilikleri bilenim. Gördüklerine gelince:
- Keseyi alan küçük çocuk, hakkını ve kendisine ait olan malı aldı. Onun babası bu atlı adamın yanında ücretle çalışan bir işçiydi, ama parasını alamamış, alacakları birikmişti. İşte bu altınlar onun hakkıdır. Bu ihtiyar ise kör olmadan önce atlının babasını öldürmüştü. Bu da onu öldürerek (benim katımdaki) kısası uyguladı. Gördüğün gibi her hak sahibi hakkına kavuştu. Benim adaletim çok gizlidir.”
Yüce Allah (c.c) daha dünyada iken zalimden zulmünün hesabını sorar; cezasını verir. Bizler de:‘Acaba bu bela ve musibet nereden başımıza geldi’ diye düşünür, işin aslından gafil kalırız…
***
KULA BELA GELMEZ HAK YAZMAYINCA
HAK BELA YAZMAZ KUL AZMAYINCA
HAK KULDAN İNTİKAM KUL İLE ALIR
DİN İRFAN BİLMEYEN BUNU KUL ETTİ
SANIR
"Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.. ALLAH bilir siz bilemezsiniz.."[ Bakara / 216 ]
‘Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız/adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zerre kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar bir şey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz!’ ( Enbiya Suresi 47.ayet)
Sevgi ve Dua ile…