Türk sinemasının sert adamı Kadir İnanır, Sinema Oyuncuları Derneği (SODER) aracılığıyla sorularımızı yanıtladı. Kendini, toplumun sevgisini ve saygısını kazanmış biri olarak gördüğünü söyleyen İnanır, “Kadirzm denilen şeyi medya çıkarmıştı. Böyle bir şeyi kabul etmiyorum” dedi. “Üzüldüğünde ağlamayanı sopayla dövmek lazım” şeklinde konuşan İnanır, “Hıçkıra hıçkıra ağladığım çok olmuştur” itirafında bulundu. Sert yapısının nedenini açıklayan İnanır, “Toplumun sorunlarıyla ilgisiz bir sanatçı düşünemiyorum. Eğer bir toplumda gülmeyen, küskün ve umutsuz insanlar varsa, işsiz insan sayısı 2,5 milyonsa, benim de gülmem ve eğlenmem söz konusu olamaz” dedi. İnanır, Altın Koza Film Festivali’ne sahip çıkmanın da her sanatçının görevi olduğunu söyledi. >>2’de…
Kadir İnanır: Kadrizm diye bir şey kabul etmiyorum
ADANA MEDYA - Ünlü sinema sanatçısı Kadir İnanır, Türkiye'de televizyon ekranlarına yansıyan dizilerin birbirini taklit ettiğini ifade ederek, "Ne yazık ki, Türkiye'de dizi senaryosu yazacak kadro yok. Var olanlarsa yetersiz. Bu yüzden diziler birbirinin aynısı" dedi. İnanır, Türk sinemasının 'jön' sorunu değil, bir 'üretim sorunu' olduğunu belirterek, geçmişte yılda ortalama 350 film yapılırken bugün bu rakamın 50'ye düştüğüne dikkat çekti.
İMKANSIZLIKLAR NEDENİYLE UCUZ FİLMLER YAPILIYOR
Sinema Oyuncuları Derneği (SODER) aracılığıyla Adana Medya’nın sorularını yanıtlayan Kadir İnanır, bugün Türkiye'de film çekmenin çok maliyetli ve pahalı bir uğraşı olduğunu ifade ederek, yeni kuşak Türk sinemacıların özellikle 'bağımsız bir bakış açısı' ile yeni bir oluşum içinde olduklarına dikkat çekti. İnanır, "Çok çalışıyorlar ve de çok da yetenekliler. Ancak sinema pahalı bir uğraşı olduğu için imkansızlıklar nedeniyle ucuz filmler yapmak zorunda kalıyorlar. Genç sinemacıların ellerindeki imkanlar ne yazık ki yetersiz ama buna rağmen yine de en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Evrensel sinema değerlerini içinde barındıran bir sinema filmi yapmak artık çok para gerektiriyor. Yapılan prodüksiyonlara parasızlık yansıyor ama üretilen eserlerin içeriğine baktığımız zaman çok kaliteli işler ortaya konuluyor. Ama ne yapsınlar, bu mesleği seçmişler ve ellerinden geldikçe içtenlikle işlerini yapmaya çalışıyorlar. Onları kutluyorum" diye konuştu.
SEKTÖRDE JÖN DEĞİL ÜRETİM SORUNU VAR
Son dönemde vizyona giren filmlerle ilgili değerlendirmelerde de bulunan İnanır, ticari amaçla beyaz perdeye yansıtılan filmlerin yapımcılarına büyük paralar kazandırıp yoğun bir izleyici kitlesine ulaşırken, evrensel sinema değerlerine göre yapılan çalışmalarınsa çok fazla ilgi görmediğini savundu. "Genç sinemacıların ticari bir kavga içinde olmaması beni mutlu ediyor. Her şeye rağmen yine de vazgeçmiyor ve işi sonuna kadar sürdürmek istiyorlar" diyen İnanır, genç sinemacıları oyunculuk bakımından da yetenekli ve başarılı bulduğunu ifade etti. İnanır, genç oyuncuların diziler yerine sinema filmlerinde yer aldıklarında gerçek anlamda mutlu olduklarını hissedeceklerini, bu nedenle de sinemada üretimin artmasının bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Türk sinemasında 'jön' sorunu olmadığını ve çok başarılı isimlerin bugün öne çıktığını belirten İnanır, sektörde 'jön' sıkıntısından çok 'üretim sorunu' olduğuna, geçmişte Türkiye'de yılda ortalama 350 film çekilirken bugün bu rakamın 50'ye kadar düştüğüne işaret etti.
ALTIN KOZA’YI DESTEKLEMEK HER SANATÇININ GÖREVİ
Ülkenin dört bir yanında festivaller yapıldığını ancak Antalya ile birlikte Adana'da organize edilen 'Altın Koza Film Festivali'nin, Türkiye'nin en güçlü film festivalleri olduğunun altını çizdi. İnanır, "Altın Koza Film Festivali, önümüzdeki süreçte Türkiye'nin bir numaralı festivali olacak çünkü Adana ve bölgesi, Türk sinemasının var oluşunda ve gelişmesinde en büyük payı olan bölge. Burada yaşayan insanlar adeta bir sinema tutkunu. Zaten kendi yapısıyla bir doğal cennet. Film yapımcılarının arayıp da bulamadığı her şeyin olduğu bir bölge burası" dedi. Yakınlarının ve değer verdiği birçok ismin Adana'da olduğunu ve bu nedenle aynı zamanda festivale manevi anlamda ev sahipliği yaptığını belirten İnanır, bunun kendisi için bir onur olduğunu dile getirdi. Kendi mesleklerine olan sevgi, saygı ve ilgiyi bu tür festivallerle gözlemleme fırsatı bulduklarını anlatan İnanır, bu nedenle 'Altın Koza' gibi organizasyonları desteklemenin bir sanatçı olarak görev ve sorumlulukları olduğunu belirtti.
TÜRKİYE’DE SENARYO YAZACAK KADRO YOK
Dizi projeleriyle ilgili olarak kendisine yapılan teklifler olduğunu ve kendisinin de beğendiği bir dizide rol almayı kabul edeceğini açıklayan İnanır, bu noktada üstleneceği karakteri daha da zenginleştirmeye çalıştığını ve klasik bir tipi canlandırmaya pek sıcak bakmadığını söyledi. Bugün vizyonda yer alan dizilerle ilgili asıl sorunun senaryoda olduğu kaydeden İnanır, "Hikayeler birbirine çok benzemeye başladı. Çünkü Türkiye'de senaryo yazacak kadro yok, var olansa yeterli değil. Bu nedenle kadroyu zenginleştirip değişik ve farklı hikayeleri anlatmak lazım" dedi.
ÇOĞU KİŞİ SİZİ SERT BİR ADAM OLARAK TANIMLIYOR. ÖYLE MİSİNİZ GERÇEKTEN?
Çok sertim. Bu ülkede yaşayan bir sanatçı olarak, sanatçının toplumun sorunlarıyla ilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Toplumun sorunlarıyla ilgisiz bir sanatçı düşünemiyorum. Sanatçının görevi toplumdaki olumsuzlukları yok edebilecek kişilerden biri olmaktır. Ben sanatçı kişiliğimi böyle oluşturdum. Eğer bir toplumda gülmeyen, küskün ve umutsuz insanlar varsa, işsiz insan sayısı 2,5 milyonsa, benim de gülmem ve eğlenmem söz konusu olamaz. Bu duyarlılıkla yüzümdeki çizgiler de sertleşiyor. Aslında hiç de kendi içimde derin hesaplaşmaları olan, sorunlar yaşayan biri değilim.
PEKİ ÇOCUKLUĞUNUZDA DA SERT BİRİ MİYDİNİZ?
Daha sonra olan bir şey bu. Kalabalık bir ailenin son çocuğu olarak büyüdüm. Hep onların elinde, onların korumasındaydım. Ne zengin ne fakir bir aileydik. İlkokulu bitirdikten sonra ortaokulu okumak için büyük şehre geldim. Daha sonra sinema hayatım başladı. Aradan geçen yıllar neticesinde sert adam fotoğrafı oluştu. Her şey zaman içinde oldu.
ÇOK ÜZÜLDÜNÜZ DİYELİM. HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLAR MISINIZ?
Tabii ki. Üzülürsem ağlarım. Üzülüp de ağlamayanı sopayla dövmek lazım. Zorla söylettiniz bunu bana.
ÇOK MESAFELİ BİRİ OLDUĞUNUZ SÖYLENİYOR, DOĞRU MU?
Asla böyle bir şey yok. Yaşamın ciddi bir olay olduğunu düşünüyorum. Tabii ki eğlence ve gülmek insani olgular. Saydığım etkenleri düşününce sadece eğlenmeyi bilen insanları çelişkili olarak görüyorum. Bu nedenle de ciddi biri olarak belirli bir mesafem var insanlarla.
BONUS REKLAMINDA OYNADINIZ, TİYATROYA GİTTİNİZ VE BİR FİLMDE KADIN KILIĞINA GİRDİNİZ. BU NEDENLE KADİRİZM’İN BİTTİĞİ SÖYLENİYOR. GERÇEKTEN BİTTİ Mİ?
Gazete sayfaları için yazılan şeyler bunlar. Aslı astarı yok.
KADİRİZM TAM OLARAK NEDİR?
Ben Kadirizm diye bir şey kabul etmiyorum. Medyanın çıkardığı bir tabir bu. Toplumun sevgisini, saygısını kazanmış biri olarak görüyorum kendimi. Ulaşmak istediğim yüce değerlerin karşılığını aldım. Buna saygı gösteren bir disiplin içinde yaşıyorum. Kadirizmi medya yaratı. Şimdi beğenmiyorlarsa, yapıştırdıkları gibi kendileri kaldırsınlar. Benim için en büyük ödül halkın sevgisini kazanmış olmak. Yarattığım değerleri yok etmek, iki tane fotoğrafın arkasında sığınmakla, altına yazı yazmakla olacak şey değil.
ERKEK ADAM HAYATINDA NEYİ ASLA YAPMAMALI?
Erkek kadın diye ayırmıyorum. Herkesi insan olarak görüyorum. Yaradılıştan kaynaklanan, eksiklikler vardır hayatın içinde. Bu eksikliklerle insanları kırıp dökmemek için yalan söylenebilir. Bunun dışında gözün içine bakarak söylenen yalanları kabul edemem. Doğaya saygısızlık da benim için kabul edilemez. Doğa intikamını kötü alır. İklimler değişir. Yediğinizin tadını alamazsınız. Kadınlar için de erkekler için de. Sinsilik, korkaklık akan insan tipleri vardır. Yüzlerine yansır samimiyetsizlikleri, hesapları. İşte bunlar insan değil benim için.
POLİTİKAYA ATILMA NİYETİNİZ VARDI BİR ARA. VAZMI GEÇTİNİZ ŞİMDİ?
Bu her seçimde söylenir. Bu dönemde de bir sürü teklif aldım. Ben oyunculuk yaparken de zaten siyaset yaptığımı düşünüyorum. Mesela bana içinde insanların sorunları yer almayan, gerçeklikten soyutlanmış senaryolar gelmez. Teklif bile edemezler zaten.
SİZ PARTİ KURSANIZ PROGRAMINIZDA NELER OLURDU?
Ben bütün gerçekleri ortaya koyarım. Bu kıskacın içinden nasıl çıkacağımızın hesaplarını ortaya dökerim. İyice rakamlara döküp öyle sunarım. Dürüstçe söylerim. Bunları geride bırakmak için çok çalışmamız ve acıya, çileye katlanmamız gerektiğini. Halk beş yıl, on yıl beklememek için oy vermeyebilir tabii. Ama acelecilik yüzünden fatura artıyor. Boş vaatler verenler sorun çözücü değiller. Sadece kısa süre için böyle bir forma giyiyorlar ama aslında iş yaptıkları yok. Ben siyaset yapsam ilk iş dış ticareti yasaklarım. Sen kimsin ki muz alıyorsun dışarıdan? Anamur’da alası var.
TARIK AKAN’LA BUNCA YILDIR NEDEN HİÇ BİR ARAYA GELMEDİNİZ? KISKANÇLIKTAN MI?
Asla. Niye böyle bir şey olsun ki? Koca bir sektörde bir tane mi aktör olacak? Tarık ile bana bugüne kadar böyle bir proje getirilmedi. Şimdi geldi. Biz de oynuyoruz. Tarık’la aramızda en ufak bir söz düellosu bile gerçekleşmemiştir. Yaşam tarzlarımız aynı olmayınca doğal olarak aynı ortamlarda da bulunamadık. Basın da bundan yola çıkarak sürekli “Dargın” diye yazdı. Dargın falan değildik.
FANATİK BİR FENERBAHÇELİSİNİZ DEĞİL Mİ?
Evet. Hatta en eski divan kurulu üyelerinden biriyim.
HALI SAHA MAÇI YAPIYOR MUSUNUZ?
Yok canım. Sakatlanır, bacağımı kırarım herhalde.
MAÇ İZLERKEN SİNİRLENİR MİSİNİZ?
Fener kötü oynarsa kızıyorum onlara. Sektör birdenbire hazmedemeden büyüdü. Futbolcunun derdi “Kaç yıl oynarım?” diye hesaplayıp kazanacağı parayı kazanmak. Şeytanca, profesyonelce hesaplar dönmeye başladı. Bunlar futbol tutkusunun yerini aldı. Halk bunun farkında değil ama futbolcunun derdi 10-15 yıllık futbol hayatını hesaplamak. Antrenöründen oyuncusuna, kulüp yöneticisinden menajerine kadar herkes ticari savaşlara girerse futbol anlamını kaybeder bence.