Aklımın ermeye başladığı yetmişli yılların başlarından itibaren bu şehrin fiziksel ve ruhsal dokusunu yaşayan biriyim. Geçen zaman içerisinde bir çok değişimler yaşasa da coğrafi özellikleri ve insan yapısı ile farklı bir kent Adana. Bu farklılığı ile her alanda başarılı insanlar yetiştirmiş ve halen de yetiştiriyor.
İster yaşanmışlık, ister ezilmişlik, ister farkındalık isterse doğuştan yetenek ne derseniz deyin ama buranın toprağına basan suyundan içen, dünya çapında üstadlar sunmuş bu iklim. Hani eskiler demiş ya ‘ Sopayı diksen adam çıkar ‘ diye öylesine bereketli bu topraklar.
Son dönemde çeşitli platformlarda, Adana’nın her geçen gün geri gittiği, sosyal alanlarının azlığı, çevre temizliğinin yetersizliği, imar planlarının bozukluğu, trafik yoğunluğu ve daha bir çok sebeplerle yaşanmaz bir şehir hale geldiği Adana’nın nereye koştuğu dile getiriliyor.
Sorunların çözümü de ya yerel yönetimlere ya da parti temsilcilerine havale ediliyor. Problemler arasında sadece siyasilerin ve yerel yönetimlerin çözebileceği konular dışında, burada herkesin sorması gereken bir soru da ;
‘BEN BU ŞEHİR İÇİN NE YAPIYORUM ? ‘ olmalı.
Piknik alanlarımız maalesef tek kullanımlık gibi. Tatil ertesi mesire yerlerimiz poşet, kömür, boş şişe, çeşitli gıda artıkları ile dolu. Özel kurumların itina ile yeni fidanlar dikip bakımlarını yaptığı hatıra ormanlrı bile tahrip edilip çöpe boğulabiliyor. Atıklarını poşetleyip çöp kutularına atanlara neredeyse enayi gözüyle bakılıyor.
Doksanlı yıllarda İzmir Kuşadası’nda bir dondurma kağıdını çöp kutusunun içerisine değil de üzerine bıraktığım için, bir kilometre peşimden koşup da nazik bir dille uyaran duyarlı yaşlı amcayı gördüğümde utancımdan neredeyse denize atlayacaktım.
Parklarının güzelliğiyle ve temizliği ile ünlü Kayseri’ de bir parkta dinlenirken yan taraftaki banklı masaya oturan yirmili yaşlarda bir grup gencin ellerinde yiyecek paketleriyle geldiğini farkettiğimde etrafın gürültü ve çöple dolacağını beklerken, gençlerin kendi aralarında neredeyse fısıltı ile sohbet ettiklerini ,sessizce yemeklerini yedikten sonra masayı deterjanlı su ile yıkadıktan sonra atıkları da ellerindeki poşetlerle yanlarında götürdüklerini izlemiştim.
Yaşadığımız trafik sorununda fiziksel problemler mutlaka var. Ancak kırmızı yandığı halde kavşağa doluşma, yanlış şeritlere dalma, takip mesafesine dikkat etmeme, hız sınırına uymama gibi yanlış davranışların bu çilekeşde hiç mi payı yok.
Ege şehirlerinin birinde oturan bir arkadaşım gece yarısı bir otobüs durağında, tamamına yakını boş olarak gelecek bir otobüs için beş kişi de olsa sıraya girip araca öyle bindiklerini söylemişti.
İmar planlarının düzensizliğinden bahsediyoruz ama, bu şehre o evleri yapan da bizleriz, oturanlar da.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BİLİNCİ sadece yöneticilerde değil, topyekün o şehirde yaşayan her bireyde olmalıdır. Atalarımız ne güzel demiş ‘ Herkes evinin süpürse , her yer tertemiz olur ‘
Yeşile saygı, komşuya saygı, hiç tanımasan da çarşısında hemşerine saygı, trafikte yol arkadaşına saygı.
Kimi yerler vardır ki, oralarda gezerken aidiyet duygusunu iliklerinize kadar hissedersiniz, attığınız her adım size huzur ve mutluluk verir. Adana’mızda öyle yerlerden birisi. Yeter ki bizler değerini ve ona sahip çıkmasını bilelim.
Bu güzel şehrin sarı güneşinde, portakal çiçeği kokan sokaklarında sağlıklı ve huzurlu olarak yaşamak dileğiyle.
Murat Kıraç