Cadı avı Adana'da başladı

Armağan Kabaklı

18 Ekim 2014 Cumartesi 10:05

Çukurova TV'deki canlı yayınlarımızda bu hafta polise önleyici tedbir adı altında verilecek yetkileri içeren yasal düzenlemeyi oldukça fazla konuştuk.

 

Demokratik hukuk devletinde, devletin ve özellikle iktidarın kendisiyle aynı fikirde olmayan vatandaşları olağan şüpheli olarak gördüğü dönemler yeni bir gerçek değil.

 

2002'den bu yana AKP iktidarının hak ve özgürlükler ile demokratik haklar konularına nasıl yaklaştığını hepimiz biliyoruz. Yasaları, kanunları, yönetmelikleri konjonktürel olarak karşılaştığı durumlara göre revize ederek lehine çeviren bir hukuk anlayışı, bugünlerin işaret fişeğini yakıyordu.

 

Gezi'de iktidarın yanında yer alan cemaat ve diğer kiltleler, Gezi'deki itirazı anlayamamıştı. Bu yüzden Gezi'yi bir çevreci eylem değil de iktidara yönelen bir tehdit olarak lanse edilmesine inandılar, katkı koydular.

 

Gezi Parkı'nın Kışla ve AVM'ye dönüştürülmesine karşı çıkan insanlara karşı takınılan tavır, mahkeme kararına rağmen sürdürülen dayatma ve karşıt firkilileri terörist, vandal, provakatör, vatan haini gibi yaftalayarak itibarsızlaştırma siyaseti artık bir hak arayışına dönüşmüştü.

 

Her demokratik talebi savunan kitleye başka bir yafta yapıştırılıyor ve darbe girişimi süsü veriliyordu. O zaman Mehmet Ali Alabora'nın “Mesele ağaç değil, sen daha anlamadın mı?” twitter mesajı da bu algıya eklemlendi. Alabora hedef gösterildi, “bakın işye biz söylemiştik” denildi.

 

Evet öyleydi. Gezi bir yerden sonra çevreci bir direniş değil, yaşam tarzına, farklılıklara, ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne yönelen baskılara karşı kitlesel bir dayanışmaya dönüştü. Polisin orantısız şiddetiyle de katmerlendi.

 

Ergenekon ve Balyoz davalarında sahte delillerle üretilen suçlar, zindanlara atılan insanların hayatlarını çaldı. Adil yargılanma hakkı ters yüz edildi. Bu süreçte kaygılar oldukça arttı. AKP İktidarı itirazları dinlemek yerine daha da otoriterleşmeye, kimlikleri siyasi ayrışmaya dönüştürmeye devam etti. Uzlaşı kültürü yerle bir oldu.

 

Yargının siyasallaşması olağanlaştırılmaya çalışıldı. Ve biz bu girşimlere hem itiraz ettik. “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu sorduk. Sadece bir zümre için değil, laik, demokratik hukuk devletinib her bir ferdi için daha fazla demokrasinin tarafı olduk.

 

Tüm bunlar yaşandıktan sonra bir dönem AKP'ye çok yakın olan cemaat de kin ve öfke dilinden nasbini almaya başladı. Ergenekon ve Balyoz'da iktidar kendisini taca atıp cemaati hedef gösterdi. Devlet içerisinde paralel bir yapılanma iddiasıyla darbeci ve vatan haini ilan edildiler.

 

Sosyal medyada da dahil, karşıt fikir beyan eden her yurttaş bir korkulu kavrama eklemlendi. Torba yasaya eklenen önleyici tedbirler cadı avının önünü açtı. Bu haliyle artık iktidar ile aynı görüşte olmayan herkes potansiyel şüpheli hailine geldi. Şüphenin somut değil makul olmaya yeterli hale getirildi.

 

Pratikye uygulamada olan yaklaşım yasallaştırılınca da cadı avının ilk mağduru cemaate yakın bir gazeteci oldu. Dün sabah Aytekin Gezici'nin evi basılarak gözaltına alındı. Bilgisayarına, telefonuna el konuldu.

 

Savcı gazeteci Aytekin Gezici'ye sadece twitter üzerinden yazdığı mesajları sordu. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlara yönenelik yazdığı sosyal medya mesajlarının kendisine ait olup olmadığını sordu. Yani Aytekin Gezici twitter üzerinden eleştirdiği için evi basıldı, gözaltına alındı ve bilgisayarı ve telefonuna el konuldu.

 

İşte size “Yeni Türkiye” fotoğrafı.

 

Sadece twit atmak evinizin basılmasına, bilgisayarınıza ve cep telefonunuza el konularak gözaltına alınmanıza yetiyor. Çünkü başka bir suçlama yok Aytekin Gezici hakkında.

 

Hani o “Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü” diye her getirdikleri yasayı “reform” diye yandaş medya üzerinden satan sivil iktidarın “ileri demorkasisinde”...

 

Cadı avı başladı...

 

Üstelik henüz yasalaşmadan, yasallaşmadan başladı. İlk ava da Adana'da çıkıldı.

 

Herkes için adalet ve herkes için demokrasi derken neyi kast ettiğimizi bugünler çok daha iyi anlatıyor sanırım.

 

Aytekin benim arkadaşım. Aynı dünya görüşünü paylaşmasak da kimliğine, inancına, seceresine bakmadan, rövanş şehvetine kapılmadan haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı durmak bugün çok daha önemli.

 

Hukukun silaha çevrilerek gazetecilerin, yazarların, aydınların ve namlunun ucuna getirilmesine karşı durmalıyız.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.