Çukurovamın cefakar kadınları

Murat KIRAÇ yazdı

29 Ekim 2014 Çarşamba 07:51

      Bilenler bilir eskiden Demirköprü’nün yanında şimdiki Galeria İş Merkezi’nin olduğu yerden başlayıp  Merkez Camii yönüne doğru nehir kıyısına paralel sıra sıra gazinolar vardı. Yanlarında ki portakal bahçelerine  alışverişe gittiğimiz gündüz vakitlerinde görebildiğimiz mekanlar gece olunca  şehrin kabadayıları, toprak ağaları, esnaflar başta olmak üzere bir çok insanı misafir ederdi.    

      1970 li yıllar Çukurova’da hovardalığın veya daha yumuşak bir dille çapkınlığın daha bir revaçta olduğu yıllardır ki dönemin bir çok komedi filmlerinde büyük şehire bu amaçla yola çıkmış bir Adana tüccarına mutlaka rastlarız. Belki de  bu durum  o dönemdeki  toprak ağalarının fazlalığından da kaynaklanır. Konu ya bir de kadınlarımız açısından bakacak olursak, aslında iki kadının da çektiği cefa birbirinden daha katmerlidir. Asıl kadının hiçbir şeye sesi çıkamaz, diğer kadın ise büyük bir ihtimalle feleğin sillesini yemiş, her daim sıkıntı içindedir.

     Günlük yaşantısına gelince, ekmek bakkaldan kolay kolay alınmaz. Undan hamur yapılır. Tepeleme sıralanır yufka ekmekler. Öyle şimdi ki gibi marketler yoktur. Mevsimin de seyyar tablacıdan alınan beyaz peynirler güzelce tuzlanır toprak testilere basılır,  toprağa gömülür. Belli bir süre sonra çıkartılıp yenilir. Evler tek katlı ve genelde bahçelidir. Her şey  bu bahçede yaşanır. Öyle çevirince su gelen çeşmeler yoktur henüz. Su tulumbadan çekilir. Çocuklar yazın  bahçenin ortasında, kışınsa odanın içinde plastik leğenin içinde yıkanır. Çamaşırın en alası saatlerce kaynatılan odun ateşinde kara kazanlarda temizlenir. Öyle şimdinin otuz  çeşit deterjanı daha icat edilmemiştir. Kül ya da çivit en esaslı olandır. Yemekler genel de sebze ve tahıl ağırlıklıdır. Anne onu yapabilmek  için şimdinin en iyi ekonomistlerine bile taş çıkarır. Hesaplı olsun diye Kasım Gülek Köprüsü’nden eski sebze haline öteberiyle yaya gider gelir. Çocukların odaları yoktur. Elbise dolapları ise büyükçe bir plastik leğendir. Renkli fayanslı, büyük dolaplı mutfakları da olmamıştır. Tahtadan yapılan bir raflık, buzdolabı da yoksa tepe de sallanan bir tel dolap mutfağı süsler. Büyük bir çoğunluğu evinin tüm işlerini yapar, çocuğunu okula gönderir. Yokluk o kadar keskindir ki genelde ya varlıklı ailelerin evlerine temizliğe gidilir, ya da ev de bir başkası için nakış dikiş işleri yapılır. Divan örtüsünden kalan kumaşlara yırtık elbiselere yamanır. Kozmetik masrafı limon kolonyası, kına saç boyasıdır. Çoğunlukla ev, ev üstüne kurulduğu için kaynana her daim  yanı başındadır. Tüm yapılması gereken vazifeler yapıldığı halde üstüne üstlük kocadan ya sarhoş türküsü dinlenir ya da dayak yenilir Daha öncesindeki, ömrü gaz lambası ışığında ve mantız başında geçen kuşağın çilesini ise hiç saymıyorum bile.

     İnsanın her zaman diliminde en güzel yaşam koşullarında hayatını sürdürmesi gerektiğini savunan birisiyim. Dünya’nın her tarafında kadınlar  cefakarlar. Ama benim şehrimde daha bir kavruk, daha bir mazlum daha dirayetli ve güçlü gibi geliyorlar bana. Her ne kadar gelişen teknoloji ile yaşam koşulları kolaylaştı den se de kadınlarımız, kimi zaman çalışma şartlarının olumsuzluklarını, kimi zaman da ekonomik sıkıntıları günümüz de de fazlasıyla çekiyorlar.

    Kimi zaman nur yüzleriyle ellerini öptüğümüz ninelerimiz, kimi zaman her daim yolumuzu gözleyen, üzerimize ömrü boyunca kol kanat geren, yemeyip yediren analarımız, bazen aşık olduğumuz kadınlarımız, bazen de canımızdan parça kız çocuklarımız.

   Geçmişten günümüze dünyamıza kattıkları estetiğe, her cefamızı çekmelerine, taşıdıkları erkekten öte yüreklerine ve takındıkları insan gibi insan tavırlarından dolayı sadece Çukurova’mın değil tüm kadınlarımıza minnetle teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

                                                                                                             Murat Kıraç

 

  

     

 

    

    

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.