İKİ YANI BİR TEL ÖRGÜNÜN

Murat KIRAÇ yazdı

31 Ekim 2014 Cuma 07:02

 

       Ülkemizin tarihsel geçmişine şöyle bir baktığımızda doğru ve yanlışın dönemlere hatta kişilere göre değişebildiğini, toplumsal değer yargılarının bile bu değişimin etkisinde kaldığını görmekteyiz.

       Aslında sosyolojik bir dengeden bahsetmek toplumu oluşturan bireylerin tutum ve davranışlarındaki tutarlılıktan söz etmektir. Gelenek, görenek, folklorik farklılıklar gibi bazı zenginlikler kültürler arasında farklılık yarattığı gibi, evrensel doğruların zaman mefhumu olmadan kabul ve sürdürülebilirliği toplumsal - düşünsel değeri belirleyen önemli unsurlardandır.

      Alman Nazi subayı toplama kampının yanı başındaki evinde karısı ve küçük oğluyla mutlu bir yaşam sürmektedir. Kendi doğrularınca  görevini yapmaktadır. Yanında ise insan kıyımı sürmektedir. Evin tek oğlu sıkı güvenlik önlemlerine rağmen bir gün kampın tel örgülerine ulaşır. Her şey ilginç gelir ama hiçbir şeyin gerçek manasını bilemez. İçerde bulunan kendi yaşıtı bir çocukla farklı dilleri konuşmalarına rağmen tel örgünün iki tarafında arkadaş olurlar ve kendilerince oyunlar yaratırlar. Küçük çocuk kampın içerisini sürekli oyunların oynandığı bir yer olarak algılar. Uğradığı onca zulme rağmen içerideki de halen çocuktur aslında . Bir gün subay tüm çocukların imha edilmesi emrini verir. Kendi oğlu da bunun yeni bir oyun olduğunu zannederek mahkum çocukla birlikte el ele gaz odalarına koşar. Bu iki masum melek savaşan dünyadan aynı anda kanatlanıp uçarlar. Hüzünlü bir filmdir.

     Beş altı yıl önce bir sebepten Hatay Reyhanlı’ya gitmem gerekmişti. Şehrin girişinde aradığımız yeri daha kolay bulabilelim diye motorsikletli bir kişiye adres sordum. Kendisini takip etmemi istedi. Bayağı bir yol kat ettikten sonra aradığım yeri gösterdi. Teşekkür ettim. İki saat sonra işim bitmişti. Dışarı çıktığımda aynı kişiyi aynı yerde beni bekler vaziyette buldum. Yanıma geldi. Evinde her şeyin hazır olduğunu, önce yemek yiyeceğimizi daha sonra da yörenin gezilecek yerlerini göstereceğini anlattı. Doğrusu şaşırmıştım. Israrıma rağmen evine gitmek zorunda kaldım. Tüm ailece beni bekliyorlardı. Güzel bir öğle yemeğinin ardından sanki kırk yıllık akrabalarıymışım gibi beni o gün ağırladılar.

     Geçen sene bir bayram arifesinde Anadolu’nun bozkırında otostop yapmak zorunda kalmıştım. İlk sorduğum kişi beni gideceğim yere bırakabileceğini söylemişti. Ben etrafımda cip tarzı bir araç beklerken minik bir motorsikletle geldiğini üstelik yaklaşık otuz kilometrelik mesafeyi sırf beni bırakmak için gidip geleceğini öğrenince bu zahmete izin veremeyeceğimi belirtip zorla vazgeçirmiştim. Üstelik hiç para da almayacaktı. İkinci deneme de bol hırıltılı, koltukları sökülmüş eski bir minibüs bulmuştum. Patates çuvallarının ve bir iki tavuğun yanında bana oldukça eğlenceli gelen bir yolculuktan sonra şoföre ücret vermektense yanımdaki küçük hediye paketlerinden birisini uzattığımda , şöyle bir yan bakarak ‘ BUNU ALIRSAM SANA YAPTIĞIM HÜRMETİN NE ANLAMI KALIR GARDAŞIM, YARIN BAYRAM ONU ÇOCUKLARA VERİRSİN’ deyiverdi. Ben bunun bir karşılık olmadığını anlatmaya çalışsam da bu minik hediyeyi kabul ettiremeden vedalaşmıştık.  

     Yanlışın kimseye faydası yok. Doğru ise her yerde her zamanda doğru. İkisi de bumerang sopası gibi ne yaparsan o sana bir şeklide geri dönüyor. Her daim doğruları bulmak ve  yaşamak dileğiyle.

 

                                                                                                                               Murat Kıraç

         

           

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.