Türkiye İstatistik Kurumu artık her şeyin çetelesini tutuyor. Çeşitli başlıklar altındaki bazı rakamları incelerken ilginç bir kaç bilgi çekti dikkatimi. Ülke genelinde her gün ortalama 18 kadın şiddetten ve ölüm korkusundan devlete sığınıyormuş ve geçen yıl 214 kadın öldürülmüş. Buna şaşrımadım çünkü eldeki hukuk; şiddetin önünü kesemeyecek kadar çaresiz. Resmi olmayanlar var bir de... Bu sayının kim bilir kaç katı. Her gün şiddet görüp de seslerini çıkaramayanlar, duyuramayanlar... Ve böyle bir ülkede siyasetten başka bir şey konuşulmuyor. Ne acı!
Oysa, hayatı şekillendiren önce analardır, sonra anılar! İnsanlığın doğasına ihanet eden kötülük, anaları da tanımaz, anıları da... Bütün anneler ölümün koynuna çocuklarından önce girmek ister. Ölünecek dava varsa onlar ölürler. Çocukları acımasızca öldürenler, o çocukla birlikte anneleri de öldürürler. Zenginleştiğimize şüphe yok! Benim merak ettiğim. Kişi başına düşen milli gelirin 10 bin doları aştığı bir ülkede, kişi başına düşen buğday tanesi. Ölüm bir başak gibiyken hele. Eskiden insanlar uyansın diye yazılırdı yazılar. Şimdi insanları birbirine düşürmenin sinsi metodu var. Eskiden en büyük zenginlikti insanı sevmek. Kalemini haksızlığa kırmayanlar o günleri hatırlar. Doğan günü tetikte bekliyor insanlar. "Bakalım bugün neler olacak?" Avını koklayanlar var. Vicdanlarını öldürenler. Her yanımız böcek istilasında. Ölmekle yenilmez insan. Ama korkuyla yenilir. Esaretin devrimi için cesaret gerekir. Her şeyden önemlisi de insanları sevecek yürek gerekir. Kolay paranın şehvetin toplumu sarmaşık gibi sardığı bir ülkede, istemediğiniz kadar kötülük ve hainlik bulunur. Ama Allah'ın bizlere bahşettiği duyguların yolculuğunda. İnsanların, insaniyet namına yüreklerini yeniden insanlığa açmaları. Rica olunur. En korktuğum şey. Kadını döverek öldürenler, ya organlarını bağışlarsa!