İnsandan ötesi yok

Murat Kıraç yazdı

05 Kasım 2014 Çarşamba 07:10

 

     Yerden yaklaşık elli metre yükseklikteki küçük iskele hafif esen rüzgara rağmen yanlara doğru beşik gibi sallanmaktadır. Yüksek katlı rezidans inşaatın  dış sıvasını yapmakta olan iki ustanın emniyet kemerleri yoktur. İskele ise son derece güvenliksizdir. Bir tanesi çığlık atarak duvara yapışır. Bina devriliyor diye bağırmaya başlar. Arkadaşı güçlükle iskelenin dengesini düzeltir. Oysa ki tepeden geçen bulutlara aldanmış, onların hareketlendiği yönün tersine binanın yan yattığını zannetmiştir. Birkaç dakika sonra aynı sallantılarla işlerine devam ederler.

      Çelik konstrüksiyon çatının yerdeki imalatı bitmiş sıra on metre yüksekliğe montajına gelmiştir. Vinç kiralama masraflı, emniyet kemeri  de gereksiz olduğundan kullanılmaz. Genişliği on santim olan demirlerin üzerinden yüzlerce kilo malzemeyi ellerinde taşıyarak montaj gerçekleşir. Bu çalışmayı yerden korkuyla izleyenler ya da uyaranlar cesaretsizlikle suçlanır ve en ağır şekilde kınanır.

     Pırıl pırıl güneşli bir bahar gününde sarı taksi feryat edercesine Atatürk Caddesinde korna çalmaktadır. Tüm gözler ona çevrilir. Dörtlüleri yakmış kalabalık trafikte yol istemektedir. Arka kapı camı sonuna kadar aşağı indirilmiştir. Ve bir çift çıplak ayak oradan dışarıya uzanmıştır. Bileklerine kadar kum, kireç ve çimentoya batmıştır.  Aşağısını kimse göremez. Caddenin o cumartesi öğleden sonrası cıvıltısı bir anda uçar gider, her şey sessizliğe gömülmüştür.

    Çok ünlü bir restoran zincirinin patronu yeni açtığı işyerinin detaylarını dostlarına büyük bir keyifle anlatmaktadır. Tavandaki dekorasyon, duvardaki boyanın özelliği, yemeklerde kullanılan malzemelerin doğallığı ve kalitesi. O sırada yanına bir çocuk çıkagelir. Tüm müşteri ve dostlarının  gözü önünde. Henüz on yaşlarındadır. Üstelik üzerindeki önlükte kirden neredeyse görünmez olmuştur. Masumca mutfaktaki  bir malzemenin eksikliğinden bahseder. Elleri ve gözleri una bulanmıştır. İşyeri sahibinin gözleri kocaman açılır. Renkten renge girer. Apar topar mutfağa yollanır. Çocuk işçi boyundan büyük hamur teknesi ve kendinden yüksek pişirim fırınları içerisinde çalışmasına devam eder. Belki de şanslıdır. Kendi yaşıtı olup da çok daha tehlikeli işlerde çalıştırılan yaşıtları vardır.

      Madalyonun  diğer yüzüne gelince, işverenin sağlamış olduğu iş güvenliği ile ilgili koruyucu malzemeleri kulllanmamakta direnen çalışanlara da değinmek gerekir. Özellikle ‘ BUNCA YILDIR ÇALIŞIYORUZ BİZE BİRŞEY OLMAZ, veya BU KADAR AYRINTIYA GEREK VAR MI ‘  gibi olumsuz yaklaşımlar sıkça rastladığımız şeyler.  Çalışanlarımız kullanacağı kulaklık ile ileriki yaşlarında sevdiklerini daha iyi duyabileceği, takacağı baretin belki de hayatını kurtaracağını, gözündeki iş gözlüğünün dünyasını karartmayacağı bilinci ile ve en önemlisi akşam yolunu gözleyen bir ailesinin varlığını düşünerek ihmale dayalı ucuz kahramanlık ve tembellik yapmadan çalışmalarını sürdürmelidirler.

     İş Sağlığı ve Güvenliği denetimleri büyük işletmelerde nispeten daha iyi bir şeklide yapılmakla birlikte bazı küçük işletmelerde kaçak işçilik, küçük yaşta çocuk çalıştırma, yetersiz ve uygunsuz çalışma ortamları, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler maalesef halen süren problemler.

     Son sözüm yakın geçmişte sıkıntılarını çokça hissettiğimiz madencilerimiz üzerine.. Bizlerin bazen açık havada bile daraldığımız zamanlarda yerin yüzlerce metre altında, ekmek parası uğruna kazma sallayan, yemeğini yiyen elleri öpülesi insanlarımız. Onlarla ilgili  her sıkıntılı haberden sonra yıllardan beri gelen çaresizlik, önlenememezlik. Katmerleşen acılar. Geride kalan ana,baba, eş ve çocuk gözyaşı. Bir damla yaşın bile bir daha hiç dökülmemesi umuduyla başta madenciler olmak üzere tüm çalışan  kardeşlerime kazasız çalışma saatleri diler sevgi  saygılarımı sunarım.

                                                                                                                     

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.