Geçtiğimiz günlerde çok değer verdiğim bir isimle sohbet ediyorduk. Spesifik bir konuyla ilgili konuşurken aslında meselelere bir daha geniş bakmakta fayda olduğunu harikulade bir biçimde anlatan cümleyi sarf etti.
“Türkiye'de siyasetin en büyük sorunu, siyaseti sınırlı sayıda siyaset erbabının belirlemesi” deyince o bildiğimiz ve ezberlediğimiz büyük resim bir anda yeniden zihnimde canlanıverdi. Aslında baktığımızda yalnız Adana'nın değil ülkenin en büyük sorunu, var olan sorunları, o sorunları var eden bilinç ile çözmeye çalışmak, çabalamak.
Siyasetin aktörleri ve zamanları değişse de unsurları maalesef değişmiyor. Yapısal unsurlarda mesafe kat edilemeyince de aktörler belirli bir bilinç ve kronikleşmiş yaklaşım ile çözüm mercileri olarak karşımıza çıkıyor.
Evet bilakis siyaset bezirganlarından bahsediyoruz. Siyaset bezirganları belli başlı aktrörlerin gölgesinde karşımıza çıkıyor, medya ve sermaye ilişkileri değişmiyor, dolayısı ile yapısal unsurların içerisinde hareket etmek durumunda olan, siyasal alan bulmak için statükoya yaslanmak durumunda kalan aktörler de çözüme hizmet etmek yerine mevcut düzenin yani sorunun bir parçası oluveriyorlar.
Geçtiğimiz günlerde farklı bir sayfada yazmaya başlayan Mahmut Korkmaz'ın ilk yazısı meseleye geniş bakmak için manidardı. Korkmaz AKP siyasetinin de içinde bir isim. Ve bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu sanki... Merak eden bir göz atıversin.
Benim geleceğim nokta ise şu ki; meselenin sağı, solu yok. Mahmut Korkmaz'ın sağ ve AKP siyaseti için yazdığı yazıyı alıp altına imza atabilirim. Ve aynı eleştiriler benim imzamla kendi fikir akrabalığını taşıdığım siyasal çevrede karşılık bulur.
Salim Büyükkaya'nında bu konuda ustaca yazılmış, muazzam tespitlerle dolu nice köşeleri yazıları vardır. Döngüyü çok iyi tarif eder. Okuduğunuzda yine aynı yola çıkarsınız.
Dolayısı ile bugün sorunları her ne kadar öznel tartışsak da nesnel olarak karşımızda duran çıplak bir gerçek var lügatimize yabancı durmayan: Sulta...
Birileri sermaye ve medya ilişkilerinden güç alarak siyasette egemen olmak istiyor. Eli kalem tutanlar denetim mekanizmasını patronun inisiyatifine vermiş ve işlevsizleşmiş. Aynı yere yaslanan nice aktörler, farklı siyasal alanda karşımıza çıkıyor ve biz meseleyi taassuba teşne olmadan görmüyoruz, göremiyoruz.
Adana'nın da Türkiye'nin de mevcut siyaset oligarşisiyle bir yere varacağı, varabileceği yok. Çünkü sorunumuz sistemle ilgili. Sisteme yönelik eleştirilerimizi herhangi bir ideolojik örgütsel şemayla ilintilendirebiliriz. Ancak sisteme karşı her bir duruş, sistemin kölelerine hareket alanı yaratıyor.
Yani sistemden çıkan, sisteme karşı duran herhangi bir figürün destek bulması bir yana, boşalttığı alanda hareket etmek isteyen binlerce niteliksiz figür var.
Bu müptezeller için ne ilkeler önemli ne de evrensel değerler. Işıklar içinde uyusun, Uğur Mumcu'nun dediği gibi güç merkezi döndükçe dönüp fırıldak olmaya müsait dalvuklarla örülü siyasetin çeperleri.
Sisteme uymayan, sultaya biat etmeyene karşı niteliksiz bir nicelik zarı örülür. Örülür ki mevcut alan korunabilsin. Saflar sıklaştırılır ki alt kültür dayanışma kendisini ilericiliğe ve sistemin devamına karşı savunmada tutabilsin.
Zira nitelik tartışması başladığında ortaya özgüven sorunu çıkacaktır. Sadece siyasal nicelik ile meşruiyet kazanan var oluşun mevcudiyet dayanışması olarak da ifade edebiliriz bu durumu. Halk böyle olunca da sisteme olan eleştirilerinizi, sistemin aktörleri üzerine alır. Eleştirinizi şahsında öznelleştirir.
Sisteme karşı eleştiriyi sahiplenmek başka bir kazanım doğurur: Sultaya olan bağlılık ve biat. Bu da beraberinde ödül getirir. Bu çark da böyle yürür, gider...
Bu tablodan bir Adana okumak mümkün mü? Elbette mümkün. Türkiye okumak da mümkün. Bugün tartıştığımız nice kent sorunu için devrim gibi kararlar alınması gerek. Yani sisteme kafa tutulması gerek. Ancak aynı medya-sermaye yapısına tabii olan hangi aktör sisteme karşı böyle bir duruş gerliştirebilir?
İşte bu yüzden değişim yavaş olur.
Hava değişir, iklim değişmez.
Zaman değişir, koşullar değişmez.
Aktörler değişir, unsurlar değişmez.
Stratejiler gelişir ama hedefler gelişmez.
Egemenler beslendikleri kaynağı kurutmak istemezler. İşte tüme varımda kısıtlı sayıda siyaset erbabının şekillendirdiği siyaset örgüsü zaman çemberinde böyle işler durur...
Hani diyor ya egemen...
Fıtratında vardır..