Ne yazık ki kendisiyle değil de, 50 yıllık hayat arkadaşıyla görüşebilmek kısmet oldu. Zamanın yükü Yılmaz hocanın da çökmüş sırtına. Konuşma yetisini kaybetmiş ve yatağa bağlı, ilgiye muhtaç bir hayat sürer hale gelmiş. Gözleri doluyormuş sürekli. Duydukça benim de gözlerim ıslandı. Eski insanlar gidiyor birer birer... Kalanlar da dönülmez bir yolculuğa hazırlanıyor. Yılmaz hocanın portresinden kıyasladım bu zamana kadar olan ömrümde gördüklerimi. Eskiden herkes kendi hayatının terzisiydi, söküğünü kendi dikerdi. Şimdi başkalarına ömür biçiyor. Sohbetlerin eski adı dostluktu. Şimdi dedikodu! Yüreği tavlamak, insan avlamaktan kolaydı. Şimdi tokalaşmak bile olay. Dağın görkemi yalnızlığı. Şimdiki zamane insanının görkemi kansızlığı! Eskiden altın vuruşun kralını, ölüm çemberi daraldığında akrepler yapardı. Şimdi uyuşturucu kullanan gençler yapıyor. Eskiden film afişleri süslerdi duvarları. Şimdi insanları fişliyor zaman. Eskiden şarkıları söylenirdi ömürlük aşkın. Şimdi geceleri şeytanın işi başından aşkın. Eskiden hasmına bile hoşgörüsü olurdu insanların. Şimdi sokaklarda ürkek kuş sürüsü. Eskiden komşular gömleklerini asardı bulutlara. Şimdi iki kaşının arasına düşmanlığı asıyor. Eskiden parasız yatılı okullarda kumbaralarda para biriktirmeyi öğretirlerdi çocuklara. Şimdi kin ve nefret biriktirmeyi öğretiyorlar. Paralı okullarda! Geçmişte, delikanlılığın ruhu; hileyle zapt edilmiş bütün kaleleri almaktı er niyetine. Şimdi para ve soysuzluk karışmış, delikanlılığın her niyetine. Ben anıların silinmediği zamanlardan geliyorum. Geçmişin yansımasından gözlerim kamaşıyor ama limanlara karanlık gemiler yanaşıyor artık. Ne olursa olsun, saatimi aydınlık bir geleceğe kuruyorum. Zaman bu kara büyüyü çözecektir.