Sanatla Geçen Bir Ömür

Gülay ÇAKMAK Röportaj

20 Kasım 2014 Perşembe 09:33

Gönül Oytun hayatını sanata adamış bir kadın. Köy Enstitüsü mezunu idealist bir babanın kızı olan Gönül Oytun’un kızları da sanatçı. Her iki kızı da konservatuvar eğitimi alıyor. Hayatını sanatın içinde geçiren Gönül Oytun, sanat yaşamını yazarımız Gülay Çakmak’a anlattı.

gonul-oytun2.jpg

Gönül Oytun Kimdir?

1960 Tokat doğumluyum. Babam Köy Enstitüsü mezunu idalist bir öğretmen annem  ev hanımıydı. İlkokuldan itibaren güzel sanatlara ilgim nedeniyle tiyatro ve müzik proğramlarında yer aldım. Üniversite yıllarımda Ankara Halk Tiyatrosunda  rahmetli Erkan Yücel yönetiminde Müfettişler Müfettişi, Büroklatlar gibi çeşitli oyunlarda oynadım. Turnelerle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde temsiller verdik. 1985 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 1986’ da Adana Kozan Lisesine Müzik Öğretmeni olarak atandım. Adana Bilim ve Sanat Merkezi’nden emekli oldum. Kozan Musiki Cemiyeti  Korosu  Şefliğini yaptım, halen Adana Huzurevi Korosu, Adana Barosu Oda Korosu, Çukurova Öğretmenler Korosu ve Oytun Sanat Merkezi Polifonik Çocuk Korosu Korosu şefliğini yapmaktayım

Eşinizle tanışma öykünüz var mı?

Eşim Savaş Oytun’la Kozan Lisesinde tanıştık. O da benimle aynı dönemde atanmış bir tarih öğretmeniydi. Branşı Tarihtir  ama çok iyi bir kanun sanatçısı olduğundan çoğu kimse onu müzik öğretmeni olarak tanır. Kendisi “ben eş durumundan müzik öğretmeniyim” der.  Kozan Lisesinde müzik çalışmalarımda, okul korolarımda sürekli olarak bana yardımcı oldu. Birlikte kurduğumuz Kozan Musiki Cemiyeti’nde şef yardımcılığımı üstlendi. 1988 de hayatımızı birleştirdik. Kendisi halen şef yardımcım olarak görevine devam etmektedir. 

Kozan’da çok güzel işlere de imza attınız. Uzun yıllarda orda yaşadınız. Neler yaptınız Kozan’da ?

Kozan öğretmenliğimizin ilk yıllarının geçtiği yer. İlk göz ağrımız, ilk çocuğumuz Gökçe Bahar orada dünyaya geldi. Beş yıllık görev süremizde Kozan’lılarla güzel dostluklar kurduk. Çoğuyla halen görüşürüz. Yetiştirdiğimiz Kozanlı öğrencilerle, Kozanlı müzik dostlarımızla  ilişkilerimiz devam etmekte.  Kozan Musiki Derneği Korosuyla  1990 yılında verdiğimiz konser geliriyle, Kozan Devlet Hastanesi doğum servisine bir  Küvöz kazandırdık. O yıllarda çok eksikliği duyulan ve Kozan Devlet Hastanesinde olmayan bir ekipmandı Küvöz. Erken doğan çocuklar  Adana’ya yetiştirilebilirse kurtuluyor, Adanaya getirilemeyen yoksul çocukları ise yaşatılamıyor kadersizmiş diyerek ölüme terk ediliyordu.  “Erken Doğan Çocuklarda Yaşasın” sloganıyla başlattığımız,  Kozan halkının büyük  destek verdiği bu konser geliriyle aldığımız Küvöz, pek çok  çocuğun hayatını kurtardı. İnanıyorum ki doğru bir iş yapmak için yola çıkarsan herkes sana yardımcı olur. Yeter ki içtenliğine doğruluğuna inansın insanlar.  Bu konseri ilk kızım Gökçe’ye sekiz aylık hamile iken yönetmiştim. Doğrusu konserin amacına çok uygun bir şef vardı sahnedeJ Doktorum Kozan Devlet Hastanesi Kadın doğum uzmanı  Arif Bey’de korodaki yerini almıştı tabi ki. Bu durum  Kozan’lı kadınlar arasında  “anam şef de çok akıllı baksane her ihtimale karşı doktorunu da koroya almış” diye espri konusu da olmuştu.                                                                                                                      Konserin en son şarkısı “sana gönül bahçesinden bir demet gül vereyim mi” sözleriyle biterken, izleyicilere destekleri için teşekkür amacıyla sahneden güller fırlatmıştık. O anı unutamam tüm salon tek vücut olmuştu. Tam bir duygu seliydi yaşanan. Gözyaşlarını tutamayıp ağlayan teyzeleri bile görmüştük…                                                                                              Kozanın hayatımızdaki yerini soruyorsunuz ya. İşte o an biz Kozan’ın fahri hemşerisi ilan edilmiştik.

Siz koro şefisiniz. Bu durum evde de geçerli mi?

Eşim Savaş Oytun çok hoşgörülü ve sevecen bir insandır. Bazen bir inatçılığım tutar sorma. (kendimi çekilmez bulduğum zamanlar) O anlarda bile eşim alttan alır beni üzmemeye çalışır. Yardımcı olmaya gelince valla nazar değecek diye söylemeye korkuyorum ama hayatımdaki en büyük yardımcıdır. Mutfağa girer harika yemekler yapar, çok güzel kahvaltı sofraları hazırlar, bulaşık makinesini doldurur, boşaltır, çamaşırları asar sonra gelip “bir atlet, iki çorap, üç mandal zaiyatla görev tamamlanmıştır komutanım” diye tekmil verir.

Aile boyu müzikle uğraşıyorsunuz. Müzik sizin hayatınız. Ama kızınızın da bu arada büyük başarıları söz konusu. Biraz bahseder misiniz?

Kızlarımın ikisi de müzik eğitimi aldı. Küçük kızım Aydeniz Oytun Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano Bölümünde okudu. Diğer derslerde de başarısı yüksek olduğu için kendi isteği ile Anadolu lisesinde okuma kararı aldı. Ama bir piyanist kadar iyi piyano çalar.                                                                                                                                                                  Büyük kızım Gökçe Bahar Oytun ise ilkokuldan itibaren Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda  okudu. Konservatuarı birincilikle bitirdi çok iyi bir Çellist (Viyolonsel Sanatçısı)oldu. Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasında, Türk Yunan Orkestrasında, World Youth Orkestra’sında (Dünya Gençlik Senfoni Orkestrası), Türkiye Gençlik Flarmoni Orkestrası’nda, İstanbul Devlet Operası Orkestrası’nda çalıştı. Almanya, İtalya, Avusturya, Yunanistan, Hollanda ve Polonya’da konserler verdi.  Ünlü Polonyalı besteci Pendecki’nin  Üç Viyolonsel  Konçertosu için yapılan solist seçmelerinde  dünyanın pek çok ülkesinden katılan çellistler arasından seçilerek, 2014 yılının temmuz ve ağustos aylarında Almanya ve Polonya’da solo konserler verdi. Gökçe İstanbul’da yaşıyor ve Mimar Sinan üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Lisansüstü eğitimini yapıyor. 

Bir merkeziniz var. Ne tür eğitimler veriyorsunuz burada?

Evet 2006 yılında eşimle birlikte emekli olduktan sonra açtık Oytun Sanat Merkezi’ni. Eşimin bulduğu bir sloganı var merkezimizin. “Sanata açılan kapı” diyoruz biz Oytun Sanat Merkezine. Müzik, Resim, Dans, Drama, dersleri veriliyor merkezimizde. Bir tarafta minikler bale dersleri alırken, bir tarafta keman, gitar, piyano sesleri, bir tarafta ud, kanun, ney, klarnet, bağlama, bir taraftan şan eğitimi, bir cıvıltıdır gidiyor yani. Müzik Bölümlerine, Resim Bölümlerine, Konservatuarlara ve Güzel Sanatlara hazırlık dersleri de veriyoruz. Bu derslerle yaşamını sanat üzerine kuran çok sayıda öğrencimiz var bizim. İçindeki şarkıyı söylesin insanlar diye bir kayıt stüdyomuz da var hatta.  Ben piyano dersleri veriyorum. Eşim Kanun ve Ud dersleri veriyor. Bir de benim Pazar günleri çalıştırdığım Çocuk Koromuz var. Çok sesli bir koro. Miniklere birlikte şarkı söyleme mutluluğunu yaşıyoruz.

 Çocukların sanatla uğraşmaları  gelişimleri açısından ne kadar etkili?

Eski Yunan Uygarlığında Müzik ve Matematik zorunlu ders olarak okutulurmuş. Gerçekten de insanın eğitiminde müzik çok önemli bir yer tutuyor. Bugün Piyano eğitiminin çocuğun zeka gelişimindeki etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Çocuk iki elini ayrı ayrı kullandığı için beyninin  her iki lobu da gelişiyor. Bütün parmaklarını kullanarak reflekslerini geliştiriyor. Müzik aleti çalmak çocuktaki konsantrasyonu artırıyor. Dikkat dağınıklığını önlüyor. Bize dikkat dağınıklığını önlemek için psikolog tavsiyesiyle gelen öğrenciler var. Bir de çocuk  müzik aleti çalmayı öğrenince kendine güveni artıyor, insanlarla iletişimi gelişiyor. Ergenliğin çatışmalarını bile daha kolay atlatıyor. Derslerinden geri kalır endişesine hiç katılmıyorum. Aksine daha dengeli bir başarı sağlanıyor çocukta. Unutmayalım çocuklarımız bir test çözme robotu değildir. İnsanın duygusal ihtiyaçları vardır. Müzikle, sanatla uğraşmak bu ihtiyaçlara en güzel şekilde karşılar.

En erken kaç yaşında ve hangi alanda çocuklar sanatla tanışmalı?

Merkezimizde  dört yaşında piyano eğitimi alan çocuklarımız var. Renklerle Piyano Eğitimi dediğimiz bir yöntemle öğreniyorlar. Kısa bir süre sonunda  çift elini kullanarak çalıp söyleyebiliyorlar. Bale ve Resimde de dört yaşından itibaren başarı sağlayabiliyorlar.

En son okuduğunuz kitap: Kürk Mantolu Madonna

En sevdiğiniz renk: Turkuaz

En sevdiğiniz yemek: Balık

Evinize en son ne aldınız: Çiçeklik

Kozan’da görev yaparken Adana’daki sanat çevreleriyle de tanışmaya başladık ve bu çevrelerinde ısrarlarıyla 1991’de Adanana’ya tayin isteyerek yerleştik.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.