Kafasız Siyasetçi

Murat Kıraç yazdı

21 Kasım 2014 Cuma 13:45

 

                                                                                

      Üniversite yıllarında aşırı yoğun geçen bir sınav  döneminden sonra  biraz rahatsızlanmıştım. Nur içinde yatsın zamanın en iyi doktorlarından  Muhittin Özübelli’nin Abidin Paşa Caddesi’ndeki muayenehanesine gitmiştik. Kısa bir tetkikten sonra sırtımı sıvazlayıp, hiçbir problemin olmadığını doğru okuluma gitmemi söylemişti. Onun oldukça cana yakın ve hekimden çok arkadaş kimliği yorgunluk hislerimi çoktan alıp götürmüştü bile. Bir de Mülkiye öğrencisi olduğumu öğrenince bana siyaset ile ilgili bir de fıkra anlatmıştı.

      Zamanın birinde tıp tekniği o kadar ilerlemiş ki insanlar rahatsızlandıklarında uzuvlarını doktora bırakıp, tedaviden sonra tekrar gelip alabiliyorlarmış. Müthiş baş ağrıları çeken ünlü bir siyasetçi iyileşmek için kafasını doktora teslim etmiş. Halen kafanın tedavisiyle uğraşan doktor bir gün şehir meydanında büyük bir kalabalık görmüş. Halk öyle coşkulu öyle hareketliymiş ki adeta yer yerinden oynuyormuş. İnsanların bir siyasetçiyi dinlediğini  fark etmiş. Merakından konuşmacıya iyice yaklaşmaya başlamış ancak bir de ne görsün konuşmayı yapan kafası kendisinde tamirde olan siyasetçi. O konuştukça millet coşuyor, millet coştukça o konuşuyor. Hışımla yanındaki ne dönmüş, ya arkadaş bu adamın kafası bende tamirde ama siz onun söylediklerini alkışlıyorsunuz. Adam kendinden emin küçümsercesine şöyle bir bakmış  ‘HEMŞERİM SİYASETÇİ OLMAK İÇİN KAFA GEREKMEZ Kİ’ demiş. Bu fıkrayı Ankara’da sınıf arkadaşlarımın yanı sıra birkaç hocaya da anlatmıştım. Gülmekten yerlere yatmışlardı.

       Türkiye’ de siyaset yapmak çok zor. Siyasi politikaların yanında en önemli konu geçmişlerden gelen ekonomik problemlerin çözümü.  Sorun öylesine büyük ki geçmiş başbakanlara bile ‘ELİMDE SİHİRLİ BİR SOPA YOK Kİ’ veya ‘BİZDEN ÖNCEKİLER TÜM KİRİ HALININ ALTINA SAKLAMIŞLAR’ dedirtecek kadar büyük. Haklı veya haksızdırlar ama  gördükleri buydu.  Öyle ki eski dönemlerdeki gibi ülkelerin sırf kendi iç ekonomilerinde gerçekleştirebilecekleri değişimlerle aşılan sorunlar günümüz dünya entegrasyonu ile artık kronik yaralar halini almıştır. Başka bir kıta ülkesinin  mali krizi dahi gelip sizi etkileyebilmektedir. Buna bir de yerkürenin gittikçe azalan kaynaklarını ve negatif yönde gelişen yaşam koşullarını da eklerseniz, geçmişin siyasal politikaları yaşatma çabalarını günümüzde neredeyse  politika üstü, ayakta kalma, varlığını sürdürebilme savaşına çevirmiş en kısa anlatımla ‘PARANIN SİYASETİ OLMAZ ‘ilkesine getirmiştir. Özellikle dünyanın her yerinde yaşanan kargaşalar, iç savaşlar, karşıt savaşlar bu sürecin sonuçlarıdır.  Altmışlı yılların sade ve bohem havası, yetmişli yılların sakinliği, seksenlerin değişim ve çılgınlığı, doksanların kafa karmaşıklığı ve iki binli yılların bireyselciliği bu serüvenin geçmişini yansıtır.

      Çoğunluk olduklarına inandığım ,  halkın içinden geldiğini unutmayan, toplumsal faydacılığın her türlü politik düşüncenin sonucu olduğunu düşünen, baba yüreği gibi aş dağıtıcı, ana yüreği gibi şefkatli, karıncanın sırtındaki yükün vebalini düşünecek kadar merhametli, gecesini gündüzüne katarak çalışmayı prensip etmiş siyasetçilerimize saygı ve şükranlarımı sunarım. Onlar gibileri her daim yanımızda ve başımız da olsunlar. Sevgi ve saygılarımla.    

  

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.