İlkokulda anımsıyorum. Atatürk fotoğrafının yanında bir kitabe asılıydı: “Meçhul Öğretmen…”
Şu an orada yazılı metnin aslını bulamıyorum. Ama daha o küçücük beynimde o kitabeyi her zaman okur duygulanırdım. Öğretmenlerin fedakârlığı ve toplumların ilerlemesi için ne denli önemli olduğunu anlatan bir kitabeydi.
Anne ve babamızdan sonra önünde secde ettiğimiz tek kuldu öğretmen.
Öğretmen odasına girdiğim zaman o yıkanmaktan neredeyse renkleri solan, eski ama tertemiz kıyafetleri içinde mutlaka önemli şeyler tartışırlardı. Öğretmen odasının sehpası kitap, dergi dolu olurdu.
Yıllar geçti, bu kez bir veli olarak öğretmenler odasına girdiğimde; konuşmaların çok değiştiğine tanık oldum. Sehpada kitaplar değil de katalog ve broşürler vardı.
Market, elektronik eşya veya “center” – ne demekse- broşürleri.
Konuşmalar, kredi kartı borcu, araba taksiti, balkona yaptırılan aparat, araba modelleri, bilmem kaç yıl kalmış apartman dairesi taksiti, yeni cep telefonunun teknik özellikleri vs… vs…
“Önce Ekmekler Bozuldu” diyordu Oktay Okbal ünlü eserinde.
Eğri oturup doğru konuşalım; Önce Öğretmenim Bozuldu. Öğretmen bozulmadan ekmek bozulmaz.
Bunu bütün öğretmenler için söylediğim asla düşünülmesin. Ama bir asansörde iki kişi varsa ve ikisinden biri “yellenmişse” kimin yellendiğini ikisi de bilir.
Değerli öğretmenin sağına soluna bakarsa neden önce öğretmenlerin bozulduğunu söylediğimi anlar.
Ben mi koşulsuz teslim oldum 657 sayılı yasa ve 625 sayılı yasalara…
Ben mi yetiştirdim hiçbir şey öğrenmeden diploma alanları.
Bu sisteme öğretmenler teslim olmasaydı hiç kimse teslim olmazdı.
Evet biliyorum Eğitim –İş” in araştırmasını.
Öğretmenim, bankaya, esnafa, anne babasına borçlu; ancak ek iş yaparak geçinebiliyor. Ay sonunu zor getiriyor. Eziliyor… Psikolojik işkenceye uğruyor… Ama bunu yapanda öğretmen değil mi?
Bu sıkıntı sadece öğretmenin değil, öğretmen olmayanlar da –Ataması yapılmayanlar -- aynı eşkıya sisteminin kurbanıdırlar. Peki, sevgili öğretmenin neden mücadeleden düştün?
Neden Köy Enstitülü öğretmenler gibi toplumun önderi olmaktansa liberal yaşamı seçtin.
Benim lise yıllarıma kadar paralı ders verdiği anlaşılan öğretmen toplum içine çıkamazdı. Neden paralı eğitime geçit verdin?
Kendinle beraber bizi de yaktın öğretmenim.
İnsan olarak mücadele ve direnmene hak veriyor ve destekliyorum; ama kafamdaki o “Meçhul Öğretmen” imajının zedelenmesine tahammül edemiyorum.
İspanya’da Franko Faşizmi döneminde Barselona’da bir öğretmeni idam ediyorlardı. Öğretmen son söz olarak: “bana bu ülkenin eğitim sistemini bir yıllığına teslim edin, bu ülkeyi elli yıl hiç kimse yıkamaz” demişti.
İşte bu meçhul öğretmendir.
Öğretmenim, güzel öğretmenim; eğitim sistemini bu karanlık zihniyete sen teslim etmedin mi?
Vakit geçmiş deme yine o liberal yaşantından soyutlan kalbin tüketim malları için değil de “eğitim” için attığı an yanında milyonlarca insanı göreceksin.
Öğretmenler gününü kutlamıyorum. Zaten benim için öğretmenler günü 17 Nisan’dır.
O zaman Öğretmenler günü’nü kutlarım.