TARİHİN İÇİNDEN

Prof. Dr. Yılmaz KURT yazdı

01 Aralık 2014 Pazartesi 08:13

 

Adana’nın Türkleşmesi  veRamazanoğulları

Geri kalmış ülkelerde kurumlar ve sağlam ilkeler ortaya konulmadığı için her şey politikanın etkisindedir. Biz günlük politikanın mümkün olduğu kadar dışında kalmaya çalışarak tarih sohbetlerimizi sürdürmeye çalışacağız. Bugün Yüregir Bey’den PirȋMehmed Paşa’ya Adana’nın genel bir tablosunu çizeceğiz. Bundan sonraki yazılarımızın daha iyi anlaşılması için bu genel çerçevenin çizilmesini yararlı gördüm.

Adana denilince benim aklıma ilk önce Seyhan nehri ve Ramazanoğulları gelir. Seyhan nehri elbette ki Ramazanoğulları’ndan daha eski… Türkler Çukurova’ya geldiklerinde Çukurova’ya hayat veren iki nehri Ortaasya’daki Seyhun ve Ceyhun’a benzettiler. Bu yüzden birisine Seyhan ve diğerine Ceyhan adını verdiler. Seyhan nehrine arşiv kaynaklarımızda “Kızılırmak” denildiğini de görmekteyiz. Bu yüzden bazı araştırmacılar Karacaoğlan’ın şiirlerinde geçen “Kızılırmak” kelimesini yorumlamakta yanlışa düşmüşler ve Karacaoğlan’ın İç Anadolu’ya gittiğini sanmışlardır.

Aslında Seyhun’da atını sulayan ilk Türkler,Bulgar ve Peçenek Türkleri idi. Bu Türkler Emeviler zamanında Arap akınlarına karşı Doğu Roma sınırlarını korumak üzere Balkanlardan getirilmiş ve Çukurova’ya  iskȃn edilmişlerdi. Onlardan günümüze bazı yer adları kaldı. Berendi nahiyesi adını Peçenek Türklerinden almıştır. Bulgar Dağı ise Bulgar Türklerinin unutulmaz bengi taşıdır. Bugün adını -yanlış bir kararla-Bolkar yapmış olsak da bu dağın esas adı Bulgar Dağı’dır ve Bulgarlar da Peçenekler gibi, Uzlar gibi bir Türk topluluğudur. XVI. Yüzyılda bile bölgede yaşayan Türk nüfusu içerisinde Bulgar adını taşıyan kişilerin oranı diğer bölgelere kıyasla çok fazladır.

Türkler 1071 Malazgirt zaferinin ardından Anadolu FȃtihiSüleyman Şah zamanında Çukurova’yı  ele geçirdiler. 1084 yılında Antakya’nın alınması Hırıstiyan dünyasında büyük üzüntü yarattı. Antakya ve Kudüs, Hırıstiyanlar için kutsal şehirlerdi. Bu şehirlerin Müslüman Türklerin eline geçmesi, -sanki bir daha hiç bitmeyecekmiş gibi duran- Haçlı Seferleri’ni doğurdu. Ve Türkler Çukurova’dan çekilmek zorunda kaldılar. Büyük çoğunluğu çevre eyaletlerden gelen Ermeniler bölgede üstünlük sağladılar ve Kilikya Ermeni Krallığı’nı kurdular. Ermenilerin bölgeye nasıl hȃkim oldukları ve Osmanlı dönemindeki durumları hakkında ayrı bir makalemde detaylı bilgi vereceğim.

1255 yılları Türk dünyası için kaç-göç yılları idi. Cengiz Han topladığı dev ordu ile batıya yönelince Moğol zulmünden kaçan Oğuz boyları Anadolu ve Suriye’ye kadar geldiler. Bu yeni gelen Türkmenler Anadolu’da ve Suriye’de nüfus yapısının ciddi şekilde değişmesine sebep oldular. İlk defa Türk nüfusu yerli halklardan daha fazla olmaya başladı. Halep çevresinde yerleşen Türkmenler tarihe Halep Türkmenleri olarak geçtiler. Bu yüzdendir ki bugünEsed’in “varil bombası”ndan payını en çok alan şehir Halep olmuştur…

Sayıları 40.000 çadır olarak tahmin edilen Halep Türkmenleri arasında bir çadır da Yüregir Bey’in çadırı idi. Yüregir Bey’in oğlu Ramazan Bey’e Süleyman Şah  Çukurova’yı kışlak ve An-nahşa dağını yaylak olarak verdi. Karaisa Bey, Özer Bey ve diğer Türkmen beyleri de kendilerine kışlak ve yaylak olarak verilen yurtlarında yaşamaya başladılar.  Süleyman Şah ise Caber’deki Türk Şehitliği’nde ebedȋistirahına çekilmişti.

Halep Türkmenleri,Memlȗk Devleti yönetimine bağlı bir şekilde Çukurova’nın adım adım Türkleşmesini sağladılar. Bozok Türkmenleri Maraş ve Elbistan yöresinde Dulkadiroğulları Devleti’ni kurdular. Kınık, Salur, Afşar boylarından oluşan Üçoklar ise Tarsus ve Adana yöresinde Ramazanoğulları Beyliği’ni kurdular. 1352 yılında Yüregiroğlu Ramazan Bey’e Beylik menşuru gönderilmişti. 1352’den 1516’ya kadar Memlȗkler Devleti’ne bağlı olarak yaşayan Ramazanoğulları bu tarihten sonra 1608 yılına kadar Osmanlı hȃkimiyeti altında bölgede varlıklarını sürdürdüler.

Ramazanoğulları Beyliği de diğer Anadolu beylikleri gibi sürekli gelişme zorunluluğu içerisinde idi. Ya büyüyecek sürülerine yeni otlaklar bulacak, ya da başka siyasȋ teşekküller içerisinde eriyip gidecekti. Bu yüzden Memlȗklere bağlılıkları çoğu zaman kağıt üzerinde kalmakta, fırsat buldukça isyan bayrağını çekmekteydiler.Mücadele sadece metbȗ‘ları olan Memlȗk Devleti’ne karşı değildi. Komşuları olan Karamanoğulları, Özeroğulları, Turgutoğulları gibi beyliklerle de zaman zaman savaş yapmaktaydılar.

Memlȗk Devleti, Anadolu beylikleri arasındaki bu iktidar mücadelesinden yararlanıyor; bu beyliklerden birinin fazla büyümesini ve kendisine rakip olmasını istemiyordu. Bazen de kendisine bağlı şekilde yaşayan bu beyliklerde yöneticileri sık sık değiştirerek birisini diğerine karşı kullanıyordu. Ünlü tarihçi Aşıkpaşazȃde bu durumu “beylerini tiz tiz değiştirdiler” şeklinde özetlemekteydi.

Osmanlı kaynaklarında Ramazanoğulları  Beyliği  ile ilgili belgeler, II. Bayezid dönemindeki  Çukurova üzerindeki Osmanlı-Memlȗk savaşları dolayısıyla artar. Bu dönemde yapılan savaşlarda Çukurova’nın Türkmen aşiretleri genelde Memlȗk Devleti yanında olmuşlardı. Bunun da sebebi Osmanlı Devleti’ni kendi bağımsızlıkları bakımından daha büyük, daha yakın bir tehdit olarak görmelerindendi.

1512 yılında Yavuz Sultan Selim iktidar dizginlerini eline aldığında tek hedefi vardı: Ülkenin doğu sınırlarını kontrolü altına almak. 1502 yıllarında doğuda bir güç olarak ortaya çıkan ve Anadolu üzerinde planları olan Safevȋ Devleti’nin yarattığı tehlikeyi şehzadeliği günlerinde, Trabzon sancakbeyi iken görmüştü. İktidara geçmek için bu kadar aceleci davranmasında bu tehlikeyi görmüş olmasının da büyük etkisi vardır. 1514 yılında Çaldıran Ovası’da Şah İsmail’i büyük bir yenilgiye uğratan Selim, iki yıl sonra Memlȗk düğümünü çözmek için harekete geçecektir. O zamanlar Doğu’nun bu iki büyük gücünün birleşmesini engelleyerek önce Safevȋ tehdidini, sonra Memlȗk tehdidini ortadan kaldırmış olması ancak Yavuz gibi bir siyȃsetdehȃsının gerçekleştirebileceği bir başarı idi.

1516 Mısır seferi sırasında Dulkadiroğulları Beyliği savaş yoluyla ortadan kaldırılırken Ramazanoğulları Beyliği kendi isteği ile Osmanlı hakimiyetini kabul etmişti. Bu yüzden de Adana’yı elinde bulunduran Ramazanoğulları beylerine bu topraklar “yurtluk ve ocaklık” olarak verildi. Bu uygulama Yavuz Sultan Selim tarafından daha çok Doğu ve Güneydoğu’da ortaya konulan bir uygulama idi. Osmanlıhȃkimiyetini kendi isteği ile kabul eden yerli beylerin yönetim hakları kabul ediliyor ve bu kişiler bulundukları şehrin yönetiminde bırakılıyorlardı. Bitlis, Palu, Kulp, Cizre vs. gibi şehirler bu şekilde iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlıya bağlı olarak yaşamışlardı. Ocaklık sahibi bu kişiler öldüğünde veya bir suçtan dolayı ortadan kaldırıldığında yönetim aynı aileden olan kişilere veriliyordu. İşte Ramazanoğulları ailesi de kendi istekleriyle Osmanlı hȃkimiyetine girmiş oldukları için Osmanlı bu ailenin Adana üzerindeki idarecilik hakkını tanıdı. İlk atanan Adana beyi Ramazanoğlu Mahmud Bey 1517 yılında Ridaniye savaşında şehit düşünce yerine Korkud Bey ve kısa bir süre sonra da kardeşi Piri Bey tayin olundu.

Çoğu zaman Piri Mehmed Bey (Paşa) olarak tarihe geçen bu Ramazanoğlu beyi Ramazanoğulları tarihinde en tanınmış olan yöneticidir. Piri Bey ile ilgili sohbetimizi bir başka zamana bırakıp sizlere “Allaha Emanet” diyerek veda etmek istiyoruz.

Prof. Dr. Yılmaz KURT

Ankara Üniversitesi

E.mail: ykurt@ankara.edu.tr

E.mail, Facebook, Twetter :  yilmazkurt2002@yahoo.com

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.