“Koş Sevim, bizim yönetmen Adana Medya’ya röportaj veriyor”

Yener EKİNCİ Özel Röportaj

02 Aralık 2014 Salı 10:01

Yalçın Yelence ile kameranın arkasından

Bizimkiler, Perihan Abla ve Yazlıkçılar gibi onlarca efsanevi dizi ve filmlerin yönetmenliğini yapan Yalçın Yelence, bugün Adana Medya sayfalarına konuk oluyor. Yönetmenliğin yanı sıra senarist kimliğiyle de ön plana çıkan Yelence, o dönem milyonları ekranlara kilitleyen yapımlarla ilgili Adana Medya’nın sorularını yanıtladı.  Yelence, imzasını attığı her yapımın ekol olmasını şöyle yorumladı. “Günlük hayatta var olan mizahı ve elbette karakterleri yakalamaya çalıştım. Yazar ve senarist dostlarım da, oyuncu arkadaşlarım da bu arayışı destekleyen yapıda insanlardı.”

“Koş Sevim, bizim yönetmen Adana Medya’ya röportaj veriyor”

 

ADANA MEDYA

Baykuş gibi tünediği penceresinden apartmana girip-çıkanlarla olmadık diyaloglara giren patavatsız Ayyaş Cemil’i, kızdığı anlarda ‘Kırarım boynuzunu’ tekdiriyle elindeki bastonu karşısındakinin kafasına indiren Yandan Çarklı Halil’i, pembe pembe yanak gördüğünde dayanamayıp zorla öpmek isteyen Almancıların Dummkopf Halis’i, Kapıcı Cafer’e neredeyse her bölüm ‘Şimdi tutuyorum zaptı’ diyerek gözdağı veren huysuz ve cimri apartman yöneticisi Sabri’si, Şevket’i, Mine’si, Şükrü’sü, Abbas’ı, Katili ve daha niceleri… 1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz olarak yayınlanmış, Türk televizyonculuk tarihinin en uzun süren dizisi olan Bizimkiler, birbirinden farklı ailelerin gündelik yaşam içindeki sıcak, gerilimli ve tartışmalı olaylarını, mizah çerçevesinde başarılı bir şekilde ekranlara yansıttı. Gerek Bizimkiler’i, gerekse o yılları gerçekten çok özledik. Bu özlemimize binaen, dizinin Yönetmeni Yalçın Yelence’ye ulaşıp onunla keyifli bir röportaj hazırladık. Bizimkiler’in yanı sıra Perihan Abla, Yazlıkçılar gibi dizilerin yanı sına bir çok sinema filminin senaristliğini ve yönetmenliğini yapan Yelence, sosyal medya marifetiyle Adana Medya’nın sorularını yanıtladı.

 YALÇIN YELENCE’Yİ KENDİ PENCERESİNDEN TANIYABİLİRMİYİZ?

1955 doğumlu, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın Yayın Yüksek Okulu (Günümüzde İletişim Fakültesi), Radyo-Televizyon Bölümü mezunu; bir sinemacı, araştırmacı, yazar. Çalışmaktan asla yılmayan, bilimsel, çağdaş düşünceden yana, biraz duygusal, müzikle içli dışlı bir insan... Şimdilerde, biraz yorgun bir serüvenci...

BELGESELLERİ SAYMAZSAK YÖNETMEN VE SENARİST KİMLİĞİNİZLE HEP KOMEDİ TÜRÜ DİZİ VE FİLMLERDE ÖN PLANA ÇIKTINIZ, BUNUN ÖZEL BİR NEDENİ VAR MI?

Mizahı hep sevdim... Gerçeklere oturan, durumlardan ve gerçek yaşamdan kaynaklanan bir mizahı... Film ve televizyon piyasasında da, bu tür projeler içinde olmak ve çalışmak, şansım oldu. Ama gerçek hayatla çakışmayan, lafa, ya da beden dilini abartmaya dayalı mizah anlayışından da çoğunluk uzak durdum...

PERİHAN ABLA DİZİSİNDE YARATILAN KARAKTERLERİN ÖZELLİKLERDEN, ŞU AN BİLE GÜNDELİK HAYATTA ETKİ VEYA TEPKİ YAKIŞTIRMASI YAPILIYOR. MESELA “MERAKLI MELAHAT” GİBİ… BU KARAKTERLER NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTI?

Dediğim gibi, günlük hayatta var olan mizahı ve elbette karakterleri yakalamaya çalıştım. Yazar ve senarist dostlarım da, oyuncu arkadaşlarım da bu arayışı destekleyen yapıda insanlardı. Bu da ayrıca büyük bir yaratıcı destek oldu... Karakterlerin çoğunu, kamera arkasındaki kahramanlar yarattı... Bana çeşitli sinemasal olanaklarla, onları biçimlemek ödevi kaldı... Hoştu...

EKRANLARIN EN UZUN SOLUKLU DİZİSİ BİZİMKİLER’İN REKORU HALEN EGALE EDİLMİŞ DEĞİL. GÜNÜMÜZ DİZİLERİ BİRKAÇ BÖLÜM VEYA SEZON SONUNDA YAYINDAN KALDIRILIYOR. BİZİMKİLER’İN BAŞARISININ SIRRI NEYDİ?

Bir çok insan ve yorumcu, bu başarının ardında, o dönem fazla dizi üretilmemesi gibi bir gerekçe yatıyor. Ama bu bütünüyle yanlış. Elbette kanal sayısının azlığı bir etken, ama o gün için yapılan komedi dizilerinin en büyük eksikliği, sinemadan yararlanmayı pek fazla düşünmeden, tiyatral yaklaşımlara rağbet etmiş olmalarıydı. "Kuruntu Ailesi", "Kaynanalar" ve benzeri diziler düşünüldüğünde, seyirci ilgisi ve potansiyeli asla ihmal edilmemeli. Ama bizler, Perihan Abla'ya da, Bizimkiler'e de, sinemasal anlatım ve yaklaşımlar içinde hayat verdik. Birkaç kapalı mekana sığıp, laf komiklikleri ile değil, yaşayan insanları, yaşayan mekanlarda işleyerek, gerçek yaşamı, abartmadan yakalamaya çalıştık. Bugüne gelince... Diziler fazla uzun soluklu olamıyor. Kolayca başlasa da, kolayca yayından kaldırılabiliyor. Uzun soluklu, çok başarılı olan diziler var ama; çoğunun ömrü çok kısa. Bunda bence en büyük neden, "Seyirci bunu kabul eder, ya da yer" mantığı. Yanlış ve seyircinin kolay benimseyemeyeceği; daha doğru bir deyimle "özdeşleşemeyeceği", yani kendini bulamayacağı konu, karakter, öykü ve oyuncuların seçimi. Teknik kadrolardaki yetersizlikler, bir zamanlar Yeşilçam'ın düştüğü bariz hatalar, temcit pilavı gibi uzatmalar.... Bu işin bir yönü... Batı standartlarından uzaklaşma... Saatler süren dizilerden oluşturulmaya çalışılan bölümler... Yoğun reklam altında, kesintiye uğrayan anlatımlar... Yüksek zaman ve para kayıpları... Kendini önemseyen oldukça ukala bir star sistemi... Teknik kadroların ucuza kapatıldığı, adeta geçiştirildiği acımasız bir çalıştırma politikası.... Güne bile sığmayan çalışma günleri ve tempoları... Daha ne olsun?!...

BİZİMKİLER DİZİSİNDE HER BİR KARAKTERİN AYRI REPLİKLERİ VARDI. DİZİNİN UNUTULMAMASININ NEDENLERİNDEN BİRİ DE BU OLABİLİR Mİ?

Sadece dizide değil, genel anlamda sinemasal ya da tiyatral anlatımların tümünde, insanların konuyla ya da karakterlerle uyuşumunda, özdeşleşmesinde, en temel yöntemlerden biri, anlamlı anlar ve ortamlarda kullandıkları, "peleseng" dediğimiz yinelemelerdir. Bir tür söyleyiş alışkanlığı. Bu bir davranış biçimi de olabilir, bir kelime, cümle ya da bakış.... Elbette, iyi bulunur ve işlenirse, yoğun bir ilgi ve dikkat çekmeseler bile, seyirciyi, seyrettiği karakterlere bağlar...

KÜFÜR VE HAKARET İÇERİĞİ OLMAYAN SENARYOLARLA İNSANLARI GÜLDÜRMEYİ BAŞARIYORDUNUZ. ŞU AN DİZİ VE SİNEMA YAPIMLARINDA İSE HEPSİNDEN BOLCA BULUNUYOR. TOPLUMUN MİZAH ANLAYIŞI MI DEĞİŞTİ?

Küfre dayalı mizah, hem kabadır, hem de itici özellikleri bence daha fazladır. Yurtdışı dramalarda daha fazla kullanılmaktadır; ama komediler için nerede olursa olsun, dozunun bulunduğunu söyleyemem. Hele her yaşa hitap etmeyi seçiyorsanız... Bolca küfür kullanmak, ayrıca serbestlik de değildir. Bolca kesinti ya da bipler-dütlerle yüklü bir ürüne hayat verirsiniz ve anlaşılması engellenmiş bu söylemler de, ancak merak konusu olmakla ilgi çeker. Beklenen buysa, bir şey diyemem...

GEÇMİŞ DÖNEMKİ DİZİLER İLE ŞİMDİKİLER ARASINDA NE GİBİ FARKLAR GÖRÜYORSUNUZ?

Sadece teknik ve teknoloji anlamında, büyük farklar var. Çok ilkel olanaklarla başlamış olan bir elektronik çevreden, dijital ortamlara geçildi. Sinemasal anlatım olanakları şu anda müthiş... Ama Chaplin'in anlattıkları hala değişmedi... Bu bir kalem ve gönül işi temelinde...

BİR ÇOK FARKLI YAPIMLARINIZDA OYUNCU EKİBİNİN İSKELETİNİN AYNI İSİMLERDEN OLUŞTUĞUNU GÖRÜYORUZ. O DÖNEM KALİFİYE OYUNCU BULMAK GÜÇMÜYDÜ? O OYUNCULARIN ŞİMDİKİLERDEN FARKI NELERDİ?

Bu özünde bir yöntem.... Türk sinemasındaki bazı deneylerden kaynaklanıyor... Örneğin Ertem Eğilmez gibi ekollerden... Buna sanatçıyı, belli kadroları kollamak da diyebilirsiniz; yakaladığınız bir başarıyı, kadro adına korumak da. Aynı şey tiyatroda daha kesin ve nettir... O dönem de yeni oyuncular bulmak daima olasıydı ama, özellikle yapımcı firma, oyuncularına değişik karakterlerle kendilerini başka projelerde de gösterme olanağı tanıdı... Elbette önemli, kadro ve karakter ekleriyle. Oyuncu ya da oyunculuk farklarına gelince... O dönem sinema ve tiyatro kökenli oyuncular, elbette daha deneyimli insanlardı. Şimdi, müzik ya da benzeri piyasalardan, moda çevrelerinden, sıradan çevrelerden ya da benzerlerinden seçilen çok insan var. Zaman zaman fiziksel ya da oyunculuk karakteri olarak birbirinden ayıramadığınız pek çok insan. Yetenekli, yeteneksiz diye ayırmayı bir kenara bırakın, tipini bile bir özelliği ile ayırt edemediğiniz bir kalabalık...

AYKUT ORAY, SELÇUK ULUERGÜVEN, TUNCAY AKÇA, SAVAŞ YURTTAŞ,OKTAY SÖZBİR VE DAHA BİR ÇOK ARAMIZDAN AYRILAN OYUNCU OLDU. ONLAR HAKKINDA NELER SÖYLEYECEKSİNİZ?

Onlar bize yıllarını verdiler... Tümü, anılarımızdaki yerlerini hak ederek aldılar. Sevgi ve saygılarımla anıyorum... Yaşayan tüm arkadaşlarımıza da uzun ömür ve başarılar diliyorum...

YENİ ÇALIŞMALARINIZ VAR MI?

Ben çalışmalarıma, ünlü belgeselci Sayın Süha Arın'la başlamıştım. 8-10 yıl çeşitli ve önemli belgeseller ürettik. Şimdi de yaklaşık 10 yıldır Belgesel Film çalışıyorum.

Ayrıca, belgesel film yapamadığım dönemlerde, araştırmacılığa önem verdim. Yayınlanmış iki kitabım var... Pek çok da, yayına hazır araştırma ve çalışma... Çokça senaryo yazdım ya da katkıda bulundum... Bu çalışmalarımı da sürdürüyorum... Yine ayrıca, 10 yıl kadar Üniversite hocalığım ve birbirinden değerli öğrencilerim var. Onlarla da ortak çalışmalarımız sürüyor... Bilgisayar teknolojisinde eğitim görmüş, özellikle editing ve web tasarımı üzerinde uzman üç oğlum ve iki yaşında mama sandalyesinde klavyeyle, mausla oyalanan  bir torunum var... Eşim de, Mimar Sinan Sahne Tasarımı Bölümü kökenli bir "Sanat Yönetmeni"... Önemli projelerin üreticisi... Mutluyum yani...

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.