Ne ayak sesleri duyuldu ne kapıyı çaldı. Anahtarıyla açtı paldır küldür daldı edebiyat dünyasına. Bütün gözler biran da ona çevrildi. İlk kitabı Kağıttan Köprüler’le büyük bir başarı yakalayan Elvan Ebinç’ten bahsediyorum. Ona röportaj teklif ettiğimde kitabını okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım ama merak da ediyordum doğrusu.. O zaman önce okuyun sonra konuşalım dedi. İnanamıyorum tam 450 sayfa. Nasıl bitirebilirdim ki. Bitirirsiniz dedi. Çok akıcı ve sürükleyicidir hikayem… Evet okudum. Heyecanlandım, üzüldüm, ağladım, korktum ve meraktan çatladım bitirene kadar. Ve bir süre de etkisinden çıkamadım. İyi ki okudum Kağıttan Köprüler’i, iyi ki tanıdım Elvan Ebinç’i. Bence sizler de onu tanımalısınız.
Elvan Ebinç yazar olmadan önce ne yapardı?
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra İstanbul merkezli iki ayrı bankanın teftiş kurullarında toplam yedi yıl çalıştım. Müfettişliğe terfi ettikten bir süre sonra bankacılık sektörüyle yollarımı ayırdım. Evlendim ve şu anda on iki yaşında olan kızım dünyaya geldi. Sonrasında Adana’da özel bir yazılım şirketinde (Kalite Yönetim Sistemleri-Bilgi İşlem) beş yıl kadar çalıştım.
Kâğıttan Köprüler ilk kitabınız. Ama sanki yıllardır yazıyormuş gibi çok başarılı bir giriş yaptınız edebiyat dünyasına. Bekliyor muydunuz bu başarıyı?
Bu benim için gerçekten sürpriz oldu. Net cevap olarak beklemediğimi söyleyebilirim. Severek hatta tutkuyla yazdığım bu hikâyede okuyucularla buluşmanın verdiği tarifsiz mutluluğu ve hazzı bu dünyada başka hiçbir şeyin bana vereceğine inanmıyorum.
Yazmak zor olsa gerek. Ciddi bir altyapı, birikim gerektirir. Siz kendinizdeki bu yeteneği nasıl keşfettiniz ve nasıl karar verdiniz yazmaya?
Yaşamımda işe güce dalıp da koşuşturmalar içerisinde tüketmek zorunda kaldığım ömrümü, ara ara verdiğim molalarda “Ben ne yapıyorum?” diye sorgularım. Başının ve sonunun belli olmadığı bu hayatın her kesitinde, bir sürü mecburiyetler ve sorumluluklar var. Ve bunlarla yaşamak zorunda olduğumu görüyorum elbette.
Ama dâhil olamadığım geçmiş zaman kesitlerini her zaman düşünür, anlamaya çabalar ve inceleme altına alırım; özellikle o dönemlerin zorluklarla mücadele eden sürgündeki, yokluk içindeki yazarlarını… Güneş ışığının bile girmediği derme çatma, soğuk odalarının, nasıl bir yaratıcı, ulvi güçle ısınıp ışıldadığı ve hatta dünya klasiklerinin yazıldığı o odalardaki yazarlara… Dünya kültürü, mirası o kadar büyük ve derin ki bu dünyadan iz bırakarak geçen insanların geride bıraktıkları barışçıl düşüncelerini, söylemlerini, tüm yazılan ve çizilenlerin anlamlarını, felsefelerini, kültürlerini, psikolojilerini, direnişlerini ve hayata karşı duruşlarını her zaman için çok önemsemişimdir. “Bu kişiler acaba insanlığa ne anlatmaya çalışmışlar?” diye.
Bir yandan dünya diğer yandan insanlar kendi kaosunu yaşayadururken, tam da bu noktada ben de kendi kaosumu yaşıyordum. O tutkunun hem de ne pahasına olursa olsun o kudretli tutkunun ne demek olduğunu hissediyordum. Belki karşılığının hiç olmayacağını kati bir kararla ödenecek bedelin de ağır olduğunu seziyordum. İşte bu süreçte ara sıra bir gökkuşağı gibi görünürdü yazma isteği bana. Yazılım şirketiyle yollarımı ayırdıktan sonra bir yıl kendimi dinledim. Tomurcuklanmayla başlayan bir doğa olayının baş edilemez o kudretli gücü gibi içimde çoktan baş veren ve benim onu keşfetmemi beklerken hiç vazgeçmeyerek sessizce ilerleyen bu filizlenmenin karşı konulamaz etkisiyle yazmaya başladım.
Kitabınızın editörlüğünü kim yaptı.?
Ufuk Tekin Yaptı. Ona da emeğinden dolayı çok teşekkür ederim. Onunla çalıştığım için çok mutluyum.
Eşiniz de bir müzisyen. Sonuçta o da sanatçı. Size yeterince destek oldu mu?
Elbette, hem de her aşamasında. Çünkü o da asla vazgeçemeyeceği bir diğer sanat alanındaydı; “Müzik”, hem besteci hem de icraatçı olarak. Onun da ruhu oradan besleniyor çünkü. O notalar arasındaki boşlukların insana hissettirdiği duyguları henüz edebiyatta betimleyecek kelimeler türetilmedi maalesef. Hep bir kısırlık ve yetersizlik var. Duygu ve kelimenin bir türlü özdeşleşmeyen ve arasında hep var olan o boşluk, belki hep havada asılı sahipsiz kalacak. Kim bilir besteler ve bestecilerin kudretini yansıtan o boşluk da onların kendi edebiyat alanlarıdır belki. Bu yüzdendir ki beni anladığını düşündüğüm eşim desteğini benden hiç esirgemedi.
Okuyucu kitabınızı okurken heyecan, merak, korku, öfke, duygusallık, gözyaşı yani neredeyse tüm duyguları yaşıyor. Siz yazarken neler hissettiniz?
Hissetmenin çok daha ötesinde içinde an be an yaşadığım bir gerçeklikti sanki. Güldüğüm, endişelendiğim, duygusallaştığım, yazarken aslında yazmıyormuşum da hikâyeyi sanki izliyormuşçasına, gelişen olayların etkisinde sürüklenerek gittiğim, gerçekliğin arafta kaldığı bir haldi.
Peki nasıl bir anne ve eş Elvan Ebinç?
Aslında bu sorunun cevabı doğal olarak ben de değil. Eşimin ve kızımın ağzından konuşacak olursam benimle beraberliği hem zevkli hem de komik bulduklarını söylüyorlar. Özgürlüğün herkese doğuştan tahsis edilmiş bir hak ve bunun korunması gerektiğine inanan bir kişi olarak aile bireylerinin özgürlük alanlarına, kendilerini ifade ediş biçimlerine müdahale etmeyen, kuralsız bir anne ve eşim. Onların içlerinde taşıdıkları ruha asla baskı yapmıyorum. Ne kafesteki bir hayvan ne de toprağından ve ikliminden uzak bir bitki doğası gereği dışındaki ortamlarda yaşamlarını sürdüremez. Her canlı kendi doğal ortamında hem kendini hem de yaşamın öz halini bulur. İnsan için de bu böyle. Doğasını özgürlük içinde keşfeder. Kısacası hep birlikte evrilip, gelişiyoruz, deneyimleyip, öğreniyoruz. Önceliklerim yemek ve ev işleri hiç olmadı. Hiç olmadığı gibi ilgi alanımda da olmadı. Bu bağlamda mutfakta ne kadar becerikli olduğum konusunda sanırım bir yargıya ulaşmışsınızdır. Aileme zaman ayırmak onları mutlu etmek beni de mutlu ediyor. Geriye hoş duygularla, güzel anılmaktan başka ne kalıyor ki!
Okuyucularınıza yeni bir kitap müjdesi var mı?
Elbette… Yazmak bir tutku çünkü… Ve yeni kitabım için yoğun çalışmalarım devam ediyor.
En sevdiği renk: Beyaz
En son okuduğu kitap: Henry David Thoreau, Doğal Yaşam ve Başkaldırı
En sevdiği yemek: Adana Kebap, içli köfte
En son hangi etkinliğe katıldı: İkinci kitaba yoğunlaştığımdan bu yana pek etkinliklere katıldığım söylenemez. Bununla birlikte son katıldığım etkinliği de hatırlayamıyorum.
Evine en son aldığı şey: Kitap, kitap ve kitap