Muhteşem Süleyman ve Ramazanoğlu Pirȋ Mehmet Paşa

Yılmaz Kurt yazdı

09 Aralık 2014 Salı 08:00

 

 

Ramazanoğlu Piri Mehmet Paşa… Ramazanoğulları sülȃlesinin yüz akı…  Adana’yı kasaba olmaktan çıkarıp  “şehir” yapan kişi…  Adana’da heykeli dikilecek kişi… 

Kānȗnȋ Sultan Süleyman Osmanlı İmparatorluğu için ne ise Piri Mehmet Paşa da Ramazanoğulları için O’dur. Kānȗnȋ devri sanatta Mimar Sinan’ı; hukukta Şeyhülislȃm Ebussuud Efendi’yi ortaya çıkardığı gibi  Piri Mehmet Paşa da Çukurova’yı ve Adana’yı tarihin ön sıralarına çıkarmıştır.

Ramazanoğulları Beyliği’ni Yüregir oğlu Ramazan Bey kurmuş (1352), onun torunlarından Piri Mehmet Paşa ise Ramazanoğulları’nın en ünlü beyi olmuştur.

 

Piri Mehmet Paşa’nın Mührü: Ez‘afü’l-‘ibȃd Piri bin Ramazan.

Piri Mehmet Paşa, 1510-11 yıllarında vefat eden Ulu Cami’nin banisi  Halil Bey’in oğludur.  Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1567 yılında öldüğünde yaşının “90’ın üzerinde olduğu”  bilgisinden hareketle 1475 yıllarında doğduğunu düşünebiliriz.

1516 yılında Mısır Seferi sırasında Osmanlı ordusu Çukurova’ya girdiğinde Halil Bey’in kardeşi Mahmut Bey, Yavuz Sultan Selim’in emrinde bulunuyordu. Mahmut Bey akrabası olan Selim Bey’e karşı giriştiği iktidar mücadelesini kayıp ederek İstanbul’a sığınmıştı. Selim Bey, Su Gediği Mahallesi’nde  kendi adıyla anılan bir mescit yaptırmış olan Ramazanoğlu beyidir. Ancak Mahmut Bey 1517 yılındaki Ridaniye savaşında şehit oldu ve Halep’de bulunan Mahmut Bey Türbesi’ne defin edildi. Bu türbeye daha sonra Ramazanoğulları Vakfı’ndan tahsisat ayrılacaktır. Son iç savaştan sonra bu Türbe’den de, ünlü Ramazanoğulları Hastahanesi’nden de bir eser kalmış olması her halde mümkün değildir!!.

Halil Bey öldüğünde Kubad, Davud, Korkut, Mahmut ve Piri Mehmet isimli oğulları bulunmaktaydı. Kızların isimlerini şecereye koymak adet olmadığından maalesef kızlarının isimlerini bilemiyoruz.  Mahmut Bey’in Ridaniye’de ölümü üzerine Kubad Bey Çukurova hȃkimi olarak atandı. Kısa bir süre sonra Adana hȃkimi (sancakbeyi) olarak atanan Piri Mehmet Bey’in istekleri doğrultusunda Kubad Bey ve Korkud Bey’e bölge dışında görev verilerek kardeşler arasındaki iktidar çekişmesi önlenmek istenildi. Kubad Bey daha sonra Paşa oldu.  Ünlü denizci Piri Reis’in Hint Seferi sırasında (1551) Kubad Paşa Basra Beylerbeyi olarak bulunuyordu ve Piri Reis’in idamında onun vermiş olduğu raporların etkili olduğu bilinmektedir[1].

 Korkud Bey hakkında fazla bilgimiz yok. Ancak bazı vakıf belgelerinde Ramazanoğulları Vakfı üzerinde hak iddia eden bazı kimseler O’nun soyundan geldiklerini ileri süreceklerdir.

Çukurova feth edildiği günden beri Türkmen aşiretleri ile dolu bir bölge idi. Bölgenin  konar-göçer aşiret yapısı 1865’lere kadar hiç değişmedi. Aşiretleri kontrol altında tutmak ise hiç de kolay bir iş değildi. Bu yüzden  Memlȗk Devleti gibi Osmanlı Devleti de bölgenin yerel beylerinden yararlanarak bu aşiretleri kontrolüne almayı daha uygun buldu.

Kanunȋ  1526 yılında Macaristan’ın Mohaç ovasında seferde iken Safevȋ kökenli ayaklanmalar Çukurova’da kurulu düzeni ve halkı tehdit etmekte idi. Ellerinde saz,  köy odalarını, cemaat çadırlarını dolaşarak güzel türküler söyleyen Safevȋ daileri (halifeleri)  halkı “Şaha gitmeye” teşvik ediyorlardı. Bu dȃilerin sözlerine kanarak ortaya atılan Karaisalı’da Veli Halȋfe, Tarsus’da Donuzoğlan ve  Yenicebey isimli asilerin çıkarmış oldukları isyanları Adana sancakbeyi Piri Bey  kendi kuvvetleri ile bastırdı.

Özer İli (Üzeyir) adıyla anılan bugünkü Dörtyol- Payas- İskenderun çevresi ise 1516 yılında kadȋmȋ Özeroğulları hanedȃnından Ahmet Bey’in yönetimine bırakılmıştı. 1529 yılında Ahmet Bey’in kardeşinin oğlu Seydi Bey, başına kırmızı taç giyerek isyan bayrağını kaldırdığında bölgedeki en büyük kargaşayı yaratmıştı. Önce amcası Ahmet Bey’i şehit eden ve Özer İli (Üzeyir) sancağını ele geçiren  Seydi Bey, daha sonra Ayas (Yumurtalık) bölgesini  kontrolü altına aldı. İnciryemez adlı bir başka asi, 500 kişilik kuvveti ile Seydi Bey’e katılınca  emrindeki kuvvet 5.000 kişiye ulaşmıştı. Piri Bey, yeni kuvvetler toplayarak Özeroğlu Seydi Bey’in üzerine yürüdü ve onun yaratmış olduğu tehlikeyi ortadan kaldırmayı başardı[2].

Piri Bey’in merkezi otoriteyi sağlamaktaki bu başarıları O’nu Kanunȋ’nin gözünde yüceltti. Sıradan bir Osmanlı sancakbeyi 150.000 akça ile 400.000 akça arasında yıllık has gelirine sahip olduğu halde Piri Bey’in has geliri 1.000.000 akçanın üzerinde idi[3]. Tarihçi Mustafa Ȃlȋ, bu yüzden diğer beylerbeyilerin Piri Bey’i kıskandıklarını yazar.  1572 yılında Piri Bey’in oğlu İbrahim Bey’in 872.000 akçalık has geliri vardı.

Kanunȋ Sultan Süleyman, Piri Bey’e Seyhan nehri kıyısındaki 3 tane çeltik nehrinin gelirlerini mülk olarak verdi. Birçok değirmen, dükkȃn, bahçe Ramazanoğulları vakfına dahil oldu. Şehirde  2 cami, 2 medrese, 2 hamam, bir aşevi, bir misafirhane, bir darülhadis, bir eczane Ramazanoğulları vakfı tarafından yönetilmekte ve masrafları vakıf tarafından sağlanmaktaydı.

Piri Bey, Osmanlı ordusu sefere çıktığında bölgenin iç güvenliğinin sağlanması amacıyla önce Karaman eyaletine beylerbeyi olarak atandı. Sonra Paşa unvanı ile yeniden Adana hakimi oldu. 1541 yılında Şam Beylerbeyliğine atandı. Düzenlemiş olduğu 8 ayrı vakfiye ile kurmuş olduğu vakfa yeni gelir kaynakları tahsis etti.

 

Piri Mehmet Paşa Vakfiyesi’nin ilk sayfasında Kanȗnȋ’nin Tuğrası. (VGMA).

Piri Mehmet Paşa’nın Derviş, İbrahim, Şerif Mehmet ve Mustafa adlı 4 oğlu ve 4 kızı vardı. Kızlarından Neslihan Hanım ve Banu Hanım’ın isimlerini bilmekteyiz. Banu Hanım İsfendiyaroğulları’ndan Ahmet Paşa ile evlenmiş ve bir iddiaya göre Ramazanoğulları soyu bu evlilikten devam etmiştir. Ancak bu iddiaya dayanak olan 1892 tarihli şecere kullanılamayacak kadar yanlışlıklarla dolu bir şeceredir ve Ramazanoğlu soyunu Banu Hanım’a dayandırma gayreti ile hazırlanmış gözükmektedir. (Banu Hanım’ın soyu hakkında bkz.: Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar Türkiye (1074- 1990), s. 85.).

Piri Paşa 1567 yılında öldüğü zaman Adana küçük bir kasaba iken hatırı sayılır Anadolu şehirlerinden birisi olmuştu. Bugün Adana’da Piri Mehmet Paşa’nın bir heykelinin olmayışı Adana için büyük bir eksikliktir. En azından Tarihȋ Adana (Eski Adana) içerisinde kalan bir caddenin Piri Mehmet Paşa’nın adıyla anılması ve buraya Piri Mehmet Paşa’nın bir heykelinin konulması Adanalılar için bir kadirşinaslık olacaktır. Ben şahsen Piri Mehmet Paşa’nın Adana için Abidin Paşa’dan çok daha önemli bir şahsiyet olduğuna inanmaktayım.

 

Prof. Dr. Yılmaz KURT

E.mail: ykurt@ankara.edu.tr

E.mail, Facebook, Twetter :  yilmazkurt2002@yahoo.com

 

 

[1] Yılmaz Kurt, “Piri Reis (Gelibolu 1470- 1554)”,  Uluslararası Piri Reis Sempozyumu,  OTAM Yayınları, Ankara 2014, s. 7.

[2] Peçevî İbrahim Efendi, Peçevî Tarihi, c.I, İstanbul 1283, s. 126.

[3] Mustafa bin Ahmed Ȃlȋ, Künhü’l-ahbâr,  c. IV, İstanbul 1277, s. 60.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.