Hukuksuzluğun ilk mağduru Aytaç Durak olmuştu

Osman PALAMUT yazdı

16 Aralık 2014 Salı 08:00

 

29 Mart 2009’da yapılan mahalli idareler seçimlerinde halkın sandıkta tezahür eden oylarının sonucuna göre, MHP’den aday olan Aytaç Durak, Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştu.

Seçim sonuçlarını hazmedemeyen iktidar, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın talimatıyla Sayın Durak’a 28 Mart 2010 günü görevden el çektirerek, halkın oylarıyla gelmesine rağmen iktidar bu hakkı ve hukuku tanımayarak görevine dört yıl boyunca iade etmedi,

Bu gün Basın özgürlüğüne vurulan darbenin aslında ilk habercisi Aytaç Durak’a karşı gösterilen hukuksuzluk girişimiydi ve garabet bir el çektirme olayıydı.

STV ve Zaman Gazetesi yayın kuruluşlarına karşı başlatılan hukuksuz operasyon karşısında, iktidarın devletin kuruluşlarının ballı börekli pastalarını ikram ettiği havuz medyası dünkü nüshalarında adeta davul çalarken, en ucube değerlendirme ise Mehmet Barlas’tan geldi.

Mehmet Barlas havuzdan beslenen Sabah Gazetesindeki köşesinde basına vurulan darbeyi meşru gösterme uğruna bakın nasıl bir rezaleti savunmaya çalışıyor,

Diyor ki Mehmet Barlas;

“Örneğin, bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın oğlunun gözaltına alındığını o İçişleri Bakanı gözaltı sırasında öğreniyor”

Vallahi de billahi de yanlış yapmış o polisler ve savcılar,

Bakanın evladının bulaştığı bu kirli işi önce babasına söylemeleri gerekiyordu(!)

Yılların sosyal demokrat gazetecisi Mehmet Efendi işte böyle diyor.
Sormak lazım Mehmet efendiye;

İçişleri Bakanının özelliği ne?

Yani bakanın evladı trilyonları alıp evinde saklayacak ve bu yolsuzluğu karşısında, Türk milleti adına hareket eden bu ülkenin hâkimleri, savcıları ve polisleri eli kolu bağlı mı duracaklar mı?

Veya o savcılar ve polisler;

“Ey Sayın Bakanım, senin oğlun yolsuzluğun içerisinde ve haksız paralar ediniyor, müsaade ederseniz gözaltına alalım mı?” demeleri gerekiyordu?

17 Aralık’ta bakan çocuklarının ve Halk Bankası Müdürü Süleyman efendinin evinden çıkan o milyon dolarlık paraların izahı nasıl yapılacak?

Bakan beyin elindeki 800 Milyarlık saatin hesabı nasıl verilecek?

Önce saati Zarraf’tan almadığını söylerken, daha sonra aldığını söyleyerek, “Ama parasını Zaraba gönderdim” demesi, bu ülkeyi yöneten bakan olarak eleştirilmemeli mi?

Diğer bir soru,

Neden 17 Aralık’tan sonra değil de, 17 Aralık haftasında basın yayın kuruluşlarına baskın yapıldı?

Tıpkı Aytaç Durak’ta olduğu gibi, hiçbir delil sunamayanlar, STV’de yayınlanan diziler içerisinde sudan bahaneleri gerekçe göstererek, faili meçhul cinayetleri işleyenlerin hizmet hareketi olduğunu ve PKK’yla işbirliği yaptığını söyleyecek kadar ileri gitmektedirler.

Adama sormazlar mı?

Mademki PKK’yla hizmet hareketi işbirliği yapıyor, o zaman terör örgütü militanları neden dershaneleri bombalıyor?

SONUÇ OLARAK,

Aytaç Durak’a karşı başlatılan hukuksuzluk, 17 Aralık’tan sonra da milletin gözünün içerisine baka baka  bir çok alanda ne yazık ki gerçekleştiriliyor.

 

 

  

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.