“Ramazanoğulları’nın Sonu: Adana’da Çemşid Bey İsyȃnı (1606-1607)”

Prof. Dr. Yılmaz KURT

22 Aralık 2014 Pazartesi 10:24

 

1604- 1607 yılları “Büyük Kaçkun” olarak adlandırılan büyük Celalȋ ayaklanmasının bütün Anadolu’yu özellikle de Halep, Adana ve İç-il’i kasıp kavurduğu yıllardır.

Şam ve Halep eyaletlerini ele geçiren Canpoladoğlu Ali Bey, 30.000 kişilik kuvveti ile Osmanlı’nın karşısındaki en önemli rakiptir. Adana sancağında ise Cemşid adlı bir sipahi 1606 yılında sancakbeyliği görevine başlamış olan Ramazanoğlu Pir Mansur Bey’in elinden Adana sancağını alarak bölgeye tamamen hȃkim olmuştu. Silifke’de ise Muslu Çavuş adlı birisi bölgedeki idarecileri etkisiz hale getirerek Silifke ve çevresini ele geçirmişti. Her iki isyancının Şam’daki Canpoladoğlu ile organik bağı bulunmaktaydı.  5 mahallesi ve 300’den fazla vergi nüfusu olan bugünkü Osmaniye yakınlarındaki Kınık kasabası bu karışıklıklar sırasında tam olarak haritadan silinmişti.

Osmanlı Devleti bu büyük isyanı bastırmak üzere Sadrazam Kuyucu Murad Paşa’yı gönderdi. Murad Paşa akıllıca bir taktik izleyerek öncelikle sayıları 48’i bulan isyancı gruplardan bir kısmını çeşitli iltifat ve görevlendirmeler ile Canpoladoğlu’ndan ayırdı. Celalȋ elebaşılarından Kalenderoğlu’na Ankara sancakbeyliği verilerek Ankara’ya gönderildiği gibi Muslu Çavuş’a da Silifke sancakbeyliği beratı ihsan olundu[1]. Cemşid Bey’in ilk olarak Kars-ı Maraş (Kadirli) sancakbeyi iken Ramazanoğlu İbrahim Bey’in arzı ile boş olan Sis Sancakbeyliğine atanması için arz yazılmıştı[2]. 1607 yılında Tarsus sancakbeyi olan Cemşid’e acele olarak orduya katılması için Sadrazam Murad Paşa tarafından hüküm gönderildi[3]. Cemşid’in bu isyanında, Tarsus eşrafından Toroğlu da 500 kadar sekbanıyla onun yanında yer aldığı gibi[4] Maraş Türkmen tȃifesinden birçok aşiret de ona destek sağlamıştı[5]. Adana’yı ele geçiren Çemşid sipahinin ortadan kaldırılması için, İstanbul’dan Haleb üzerine görevli olarak gitmekte olan Tırnakçı karındaşı Hüseyin Paşa’ya gizli emir verildi. Ancak Cemşid, İstanbul’da bulunan casusları sayesinde Hüseyin Paşa’nın bu gizli planından haberdar olmuştu [6]. Hüseyin Paşa, Adana’ya girmiş, Seyhan nehri kıyısında 15 gün Cemşid’in konuğu olmuş ve bir ikindi vakti ansızın baskın yiyerek hayatını kayıp edince askerlerinden bir kısmı da Cemşid’e katılmıştı[7].

Kaynaklarımız Cemşid’in niçin ve ne şekilde isyan ettiğini ve Ramazanoğullarını nasıl etkisizleştirerek Adana’ya hȃkim olduğunu açıklamıyor. Onun hakkında şimdilik bildiğimiz tek şey kendisinin bir “sipahi” olduğu ve Celȃlȋlik yaparak Adana’yı ele geçirdiğidir.  Bu döneme ait Adana Şer’iye Sicilleri’nin (mahkeme kayıtlarının) bulunmayışı ve Adana’ya ait ilk sicilin 1633-34 yıllarına ait oluşu Adana Tarihi için yeri doldurulamayacak bir kayıptır. Elimizdeki bir başka belge dizisi olan Mühimme Defterleri’nin de bu konuda suskun olması belki de Mühimme Zeylleri adı altında başka bir deftere yazılmış olması dolayısıyladır. Nitekim 8 Numaralı Mühimme Zeyli’nde Cemşid İsyanı ile ilgili bilgiler bulabilmekteyiz.

1606 yılı Ocak ayı içerisinde vefat eden Adana hȃkimi Ramazanoğlu Mehmed Paşa’nın yerine oğlu Pir Mansur Bey’in atanması Adana kadısı Said Efendi’nin arzı üzerine  gerçekleşmişti. Cemşid’in Adana’yı hangi tarihte ele geçirdiğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak 1607 yılında yenilerek gailesi ortadan kaldırılmış ve Adana 1608 yılında beylerbeyilik yapılmıştı. İstanbul’dan atanan ilk beylerbeyi ise Mustafa Paşa olmuştu. Bu durumda Pir Mansur Bey’in 1 yıl veya biraz daha fazla bir süre Adana’ya hȃkim olduğunu söyleyebiliriz. 1607 tarihli 8 numaralı Mühimme Zeyli’nde Trablusşam valisi olup kendisine Adana sancağı da “arpalık” olarak verilen bir Ali Paşa’ya hüküm yazıldığını görmekteyiz. Bu tarihte Halep ve Trablusşam tarafları Canpoladoğlu Ali Paşa’nın kontrolünde idi. Bu yüzden yukarıda sözü edilen Ali Paşa’nın da meşhur Canpoladoğlu Ali Paşa olması ve Cemşid’in bu şekilde Adana’ya hakim olmuş olması mümkündür.

Cemşid, 1607 yılı baharında  Şekerpınarı’ndaki Ak Köprü yakınında üzerine gelen 50-60.000 kişilik Osmanlı ordusunu yanındaki 2-3.000 sekbanıyla durdurmaya çalışmıştı[8].  Sayıca çok üstün olan Osmanlı ordusu karşısında yenilen Çemşid kılıçartığı askerleriyle birlikte kaçarak Halep’te bulunan Canpoladoğlu’na sığınmıştı.  Cemşid’in sağ olarak yakalanan askerlerinden 500 kadarı idam edildi. Canpoladoğlu’nun yardım için Cemşid’e gönderdiği hazine Osmanlıların eline geçti[9].  Haleb’e Canpolad’ın yanına kaçan Çemşid 4.000 yaya ve 2.000 süvariden oluşan askeri ile Gökmeydanı’nda alay gösterdi[10]. Canpoladoğlu Oruç Ovası’nda Osmanlı kuvvetlerine yenilerek 20.000 kadar  askerini kayıp etti. Bu savaşa katıldığını bildiğimiz Cemşid Bey’in akibeti hakkında kaynaklarımız artık bir bilgi vermiyor.

Cemşid Bey daha önce bölgedeki 3 ayrı sancakta sancakbeyliği yapmış olduğuna göre bu kişinin sıradan bir sipahi olmadığını, bölge ile doğrudan bir bağının olması gerektiğini düşünmekteyiz. Kars-ı Mar’aş (Kadirli) sancakbeyi iken Sis (Kozan) sancakbeyliğine atanmasının Ramazanoğlu İbrahim Bey’in arzı ile gerçekleşmiş olması da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Silifke’de isyan bayrağı çeken Muslu Çavuş’un olayı Osmanlı tarihlerinde daha geniş yer bulmuş, Adana’daki Cemşid Bey isyanı ise Canpoladoğlu isyanının bir parçası gibi görülmüş fazla üzerinde durulmamıştır. Ancak  Cemşid Bey isyanı Adana’da Ramazanoğulları hanedanının yurtluk ve ocaklık yönetimlerinin sonu olması bakımından bölge tarihi açısından önem taşımaktadır.

 

[1] Naîmâ Mustafa Efendi, Târih-i Na‘îmâ, Ravzatü’l-hüseyin fî Ahbârı’l-hâfıkayn, c.II, Hazırlayan: Mehmet İpşirli, TTK Yay., Ankara 2007, s. 344, 371 ; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1, 3. Bs., Ankara 1983, s. 105.

[2] Cemşid’i Osmanlı tarihçileri sıradan bir ȃsi gibi gösterseler de Cemşid Bey’in Tarsus sancakbeylerinden olduğu ve Tarsus-Adana arasında hȃkimiyeti sağlayarak bölgeyi “babadan kalma çiftliğe” çevirmiş” olduğu anlaşılmaktadır. Bkz.: William J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan 1591- 1611, Çev. Ülkü Tansel, 2. Bs., Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 2002, s. 96.

[3] BOA, 8 Numaralı Mühimme Zeyli, Hüküm: 119.

[4] BOA, 8 Numaralı Mühimme Zeyli, Hüküm: 472.

[5] BOA, 8 Numaralı Mühimme Zeyli, Hüküm: 921, 3 ZA 1016/ 19 Şubat 1608.

[6] Hasan Bey-zâde Ahmed Paşa,  Hasan Beyzâde Tarihi, c.III, Hazırlayan: Şevki Nezihi Aykut, TTK Yay., Ankara 2004, s. 839; W. J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan 1591- 1611, s. 88.

[7] Câbî Ömer Efendi, Câbî Târihi, c.I, Haz. Mehmet Ali Beyhan, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2003, s. 466.

[8] W. J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan 1591- 1611, s. 109’de esas kaynak: Vȃsıtȋ, Telhȋsȃt Der Ahd-ı Sultȃn Ahmed Han, Esat Efendi  Kitablığı, No:2236, İstanbul Süleymȃniye Kütüphanesi, v. 9a.

[9] W. J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan 1591- 1611, s. 109.  Esas kaynak: Vȃsıtȋ, Telhȋsȃt Der Ahd-ı Sultȃn Ahmed Han, Esat Efendi  Kitablığı, No:2236, İstanbul Süleymȃniye Kütüphanesi, v. 9a.

[10] Câbî Ömer Efendi, Câbî Târihi, c.I, s. 496.

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.